Fatma Nur öğretmeni hayattan koparan gerçek! Baskı çok büyük, şiddet son halka

İstanbul'da 17 yaşındaki bir öğrenci tarafından gerçekleştirilen bıçaklı saldırıda öğretmen Fatma Nur Çelik hayatını kaybederken, iki kişi de ağır yaralandı. Bu saldırı, yalnızca bir şiddet vakasını değil aynı zamanda ergen psikolojisinden aile–okul dengesine kadar uzanan derin bir ruh sağlığı sorununu da yeniden gündeme taşıdı.

ŞEVVAL GELMEZ
sevval.gelmez@posta.com.tr
Türkiye, İstanbul Çekmeköy'de bulunan Borsa İstanbul Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'nde yaşanan vahşetle sarsıldı. Öğretmen Fatma Nur Çelik'in 17 yaşındaki öğrencisi tarafından bıçaklanarak öldürülmesi büyük üzüntü ve tepki yarattı. Bu saldırı, aileden okul dengesine kadar uzanan derin bir ruh sağlığı sorununu da yeniden gündeme taşıdı. Uzmanlara göre bu tür vakalar çoğu zaman tek bir ana ya da tek bir kişiye indirgenemeyecek kadar karmaşık dinamikler barındırıyor. Peki, gençler hangi noktada şiddete yöneliyor ve bu zincirin hangi halkasında kopuş yaşanıyor?
Posta.com.tr'ye konuşan Dr. Klinik Psikolog Pelin Hazer, ergenlik döneminin kırılgan yapısını, risk faktörlerini ve aile–okul–psikolojik destek hattında yaşanabilecek kopuşları değerlendirdi.

'BİRİKEN DUYGULAR SALDIRGANLAŞTIRIYOR'
Dr. Klinik Psikolog Pelin Hazer’e göre son yıllarda okullarda artan şiddet vakalarını yalnızca disiplin sorunu olarak görmek büyük bir hata.
“Ergenlik dönemi; kimlik arayışının sürdüğü, duyguların yoğun yaşandığı ve dürtü kontrolünün henüz tam gelişmediği bir evredir. Gençler aynı anda akademik baskı, sosyal medya etkisi, akran ilişkileri, aile içi gerilimler ve gelecek kaygısıyla baş etmeye çalışıyor. Eğer bu yükü taşıyacak psikolojik dayanıklılık ve destek sistemi yoksa, biriken duygular saldırganlık olarak dışa vurulabilir.”
Hazer’e göre bu tablo, gençlerin ruh sağlığında ciddi bir baskı birikimine işaret ediyor. Şiddet, çoğu zaman görünen son halka.

DÜRTÜ KONTROLÜ NEDEN BU KADAR KIRILGAN?
Ergen beyninin özellikle karar verme, sonuçları değerlendirme ve dürtü kontrolüyle ilişkili bölgeleri henüz tam olgunlaşmış değil. Bu da yoğun duygular karşısında ani ve düşünülmemiş tepkilere zemin hazırlayabiliyor.
Hazer, gelişimsel sürecin tek başına açıklayıcı olmadığını vurguluyor. Şiddet riskini artıran faktörleri şöyle sıralıyor:
- Aile içi çatışma, ihmal veya şiddet
- Okulda zorbalık ve akran dışlanması
- Travmatik yaşam olayları
- Uzun süreli yalnızlık ve sosyal izolasyon
- Duygusal destek eksikliği
- Ruh sağlığı sorunlarının erken fark edilmemesi
Bu faktörler bir araya geldiğinde genç kendisini görülmeyen, anlaşılmayan ve değersiz hissedebilir. Sağlıklı ifade kanalları yoksa, öfke riskli davranışlara dönüşebilir.

'ANLIK PATLAMA DEĞİL, SİSTEMSEL BİR KOPUŞ OLABİLİR'
Bir ergenin şiddete yönelmesini yalnızca bireysel bir öfke patlaması olarak değerlendirmenin eksik olacağını vurgulayan Pelin Hazer, çoğu vakada zincirin farklı halkalarında kopuş yaşandığını belirtiyor:
“Sağlıklı bir yapıda aile, okul ve psikolojik destek sistemi birlikte çalışmalı. Aile, gencin duygularını güvenle ifade edebildiği bir alan sunmalı. Okul yalnızca akademik başarıya değil, öğrencinin psikolojik iyi oluşuna da odaklanmalı. Psikolojik destek sistemi ise riskleri erken fark ederek zamanında müdahale edebilmeli. Bu üç yapı arasında iletişim zayıf olduğunda genç yaşadığı sıkıntıyla baş başa kalır. Şiddet de çoğu zaman bu yalnızlaşmanın ve biriken duyguların dışa vurumu olarak ortaya çıkar. Bu üç yapı arasında iletişim zayıfsa genç yaşadığı sıkıntıyla baş başa kalır. Şiddet, çoğu zaman bu yalnızlaşmanın dışa vurumudur."

'ÖNCESİNDE SİNYALLER VERİYOR'
Hazer’e göre şiddet davranışı genellikle öncesinde bazı işaretler veriyor. Erken uyarı belirtileri arasında şunlar öne çıkıyor:
- Ani ve belirgin davranış değişiklikleri
- Yoğun öfke patlamaları
- İçine kapanma ve sosyal izolasyon
- Sürekli değersizlik veya dışlanmışlık ifadeleri
- Şiddeti normalleştiren ya da tehdit içeren söylemler
- Okul başarısında ani düşüş
Bu noktada cezalandırmak yerine anlamaya çalışmak gerekiyor. Çünkü çoğu genç duyulmaya ve desteklenmeye ihtiyaç duyuyor.

KRİZDEN SONRA DEĞİL ÖNCE DESTEK
Türkiye’de birçok okulda rehberlik servisleri aktif çalışsa da mevcut sistemin çoğu zaman yetersiz kaldığını belirten Hazer, bir psikolojik danışmanın yüzlerce öğrenciye hizmet vermek zorunda olduğuna dikkat çekiyor:
“Oysa ruh sağlığı hizmetleri kriz çıktıktan sonra değil, kriz oluşmadan önce devrede olmalı. Düzenli psikolojik taramalar, öfke yönetimi eğitimleri, akran zorbalığını önleme programları ve ailelerle güçlü iletişim mekanizmaları kurulmalı. Psikolojik destek eğitimin ayrılmaz bir parçası olmalı.”

'ETKİLENENLER SADECE TRAVMA MAĞDURLARI DEĞİL'
Okul içinde yaşanan şiddet olayları, yalnızca doğrudan etkilenen kişileri değil, tüm öğrencileri ve öğretmenleri psikolojik olarak sarsabiliyor. Güven duygusu zedeleniyor, kaygı artıyor ve travmatik stres tepkileri ortaya çıkabiliyor.
Hazer’e göre olay sonrası yapılması gerekenler net:
- Öğrencilerin ve öğretmenlerin duygularını ifade edebileceği güvenli alanlar oluşturulmalı.
- Grup görüşmeleri ve bireysel psikolojik destek sağlanmalı.
- Okul yönetimi şeffaf ve güven verici bir iletişim kurmalı.
- Güven duygusunu yeniden inşa edecek somut adımlar atılmalı.
Dr. Klinik Psikolog Pelin Hazer, “Belirsizlik ve söylentiler kaygıyı artırır. Doğru bilgilendirme ve psikolojik destek travmanın uzun vadeli etkilerini azaltır" diye de ekliyor.

'ŞİDDETİ BÜTÜNCÜL BİR ŞEKİLDE ELE ALMALIYIZ'
Dr. Pelin Hazer, okulda yaşanan şiddet olaylarını yalnızca bireysel bir suç ya da disiplin problemi olarak görmenin sorunu çözmeye yetmeyeceğini vurguluyor.
Gençlerin ruh sağlığı, aile içi ilişkiler, okul iklimi ve psikolojik destek sistemleri birlikte ele alınmadıkça benzer risklerin tamamen ortadan kalkmasının zor olduğunu belirtiyor:
“Önleyici ruh sağlığı politikaları güçlendirilmediği sürece, zincirin bir yerinde yeni kopuşlar yaşanabilir.”
İstanbul’daki bu trajik olay, yalnızca bir okulda yaşanan acı bir saldırı değil, gençlerin sessizce taşıdığı yükü ve sistemdeki boşlukları yeniden hatırlatan sarsıcı bir uyarı niteliği taşıyor.