Harvard 30 yıl boyunca inceledi, sonuçlar çarpıcı: Her hafta 2 porsiyon tüketildiğinde kalbi resmen yeniliyor!
Çoğu insan tarafından yanlış kategorize edilen ancak botanik dünyasında tam bir meyve olan bu yeşil mucize, kan lipidlerini dengelemekten kolesterol emilimini durdurmaya kadar vücutta adeta bir temizlik işçisi gibi çalışıyor. Yapılan son klinik testlerde, özellikle prediyabet yani gizli şekeri olan hastalarda mucizevi sonuçlar veren bu besin, doğru şekilde tüketilmediğinde ise tam tersi bir etki yaratabiliyor. Bilim insanlarının "doymuş yağların yerine hemen bunu koyun" diyerek işaret ettiği o besin ve hayat kurtaran kullanım rehberi...

Çoğu insan tarafından yanlış kategorize edilen ancak botanik dünyasında tam bir meyve olan bu yeşil mucize, kan lipidlerini dengelemekten kolesterol emilimini durdurmaya kadar vücutta adeta bir temizlik işçisi gibi çalışıyor. Yapılan son klinik testlerde, özellikle prediyabet yani gizli şekeri olan hastalarda mucizevi sonuçlar veren bu besin, doğru şekilde tüketilmediğinde ise tam tersi bir etki yaratabiliyor. Bilim insanlarının "doymuş yağların yerine hemen bunu koyun" diyerek işaret ettiği o besin ve hayat kurtaran kullanım rehberi...

Tüm dünya genelinde yaşanan can kayıplarının ve ölümlerin en tepesinde yer alan sağlık problemlerinin başında hiç şüphesiz kalp ve damar rahatsızlıkları geliyor. Tıp otoriteleri ve alanında uzman isimler, kalp sağlığını koruma altına almanın sadece kimyasal ilaçlar vasıtasıyla değil, gündelik beslenme rutinlerinde hayata geçirilecek doğru ve bilinçli tercihlerle de pekala mümkün olabileceğinin altını özenle çiziyor. İşte bu kritik noktada, sağladığı faydalarla tüm dikkatleri üzerine çeken en önemli besin maddelerinden biri olarak avokado karşımıza çıkıyor.
Pek çok insan tarafından mutfaklarda genellikle bir sebze türü olarak kabul görse de botanik bilimi açısından net bir biçimde meyve kategorisinde yer alan avokado, zengin içeriğinde barındırdığı faydalı organik yağlar, yoğun lif yapısı ve değerli mineraller sayesinde son senelerde bilim dünyasının ve araştırmacıların en çok mercek altına aldığı gıdalar arasında kendine yer buluyor.

Dünyanın en prestijli eğitim kurumlarından biri olan Harvard Üniversitesi bünyesindeki araştırmacılar tarafından çok kapsamlı bir biçimde yürütülen ve tam 111 binden fazla katılımcının sağlık verilerinin yaklaşık 30 sene boyunca kesintisiz şekilde takip edildiği dev çalışma, avokado tüketimi ile kalp sağlığı arasındaki doğrudan ilişkiyi gözler önüne serdi.
Gerçekleştirilen bu tarihi araştırmadan elde edilen verilere göre, haftalık beslenme düzeninde en az iki porsiyon ve üzerinde avokado tüketen kişilerin, tüketmeyenlere kıyasla kardiyovasküler hastalıklara yakalanma riskinin yüzde 16, koroner kalp rahatsızlıklarına yakalanma riskinin ise tam yüzde 21 oranında daha düşük bir seviyede seyrettiği açıkça saptandı.

Bununla birlikte bilim insanları, günlük yemek alışkanlıklarında yer tutan tereyağı, margarin ve endüstriyel olarak işlenmiş et gibi doymuş yağ içeren zararlı kaynakların yerine avokadonun ikame edilerek tercih edilmesinin, kalp hastalıkları riskini çok ciddi boyutlarda aşağı çekebileceğini kuvvetle vurguladı.
POTASYUM DEPOSU
Kardiyoloji alanında çalışmalar yürüten uzman hekimler, avokadonun en belirgin ve en mucizevi niteliklerinden bir diğerinin de çok yüksek oranlarda potasyum ihtiva etmesi olduğunu dile getiriyor. Öyle ki, sadece yaklaşık yarım adet avokado tüketildiğinde bile vücuda tek seferde 500 miligrama yakın bir potasyum takviyesi sağlanabiliyor. Alınan bu potasyum maddesi, insan vücudundaki sodyumun olumsuz ve tansiyon yükseltici etkilerini tamamen nötralize edip dengeleyerek kan basıncının ideal seviyelerde, kontrol altında kalmasına doğrudan yardım ediyor.

Avokado meyvesi, insan sağlığı için hayati önem taşıyan bitki sterolleri yönünden de son derece zengin bir gıda kaynağı olarak ön plana çıkıyor. Söz konusu bu bitkisel bileşenler, sindirim sistemindeki bağırsaklarda kolesterolün emilmesini minimuma indirmeye yardımcı olmak suretiyle kan lipidlerinin sağlıklı bir dengede kalmasına çok büyük bir katkı sunabiliyor.
Tüm bunlara ek olarak, avokadonun ihtiva ettiği tekli doymamış yağ asitlerinin çok büyük bir kısmına hayat veren oleik asit bileşeni, doğallığıyla bilinen zeytinyağındaki sağlıklı yağ yapılarıyla tamamen benzer nitelikler taşıyor ve kalp dostu olarak nitelendirilen tüm beslenme modellerinde oldukça mühim bir yere sahip bulunuyor.

Yapılan bilimsel araştırmalar ve laboratuvar çalışmaları, avokadonun sadece kalp ve damar sağlığı ekseninde değil, aynı zamanda kandaki şeker oranının kontrol altında tutulması hususunda da çok ciddi faydalar üretebileceğini net bir biçimde kanıtlıyor.
Toplamda 6 binden fazla yetişkin bireyin katılımıyla gerçekleştirilen bir başka bilimsel çalışmada, hayatına düzenli olarak avokado tüketimini dahil eden kişilerin Tip 2 diyabet hastalığına yakalanma ihtimallerinin çok daha düşük olduğu gözlemlendi. Özellikle tıp dilinde 'prediyabet' olarak isimlendirilen ve şeker hastalığı açısından yüksek riskli grupta yer alan gizli şeker hastası bireylerde, son derece çarpıcı ve umut verici neticeler elde edildi.

Uzmanların aktardığı bilimsel verilere göre avokadonun sahip olduğu yüksek lif yoğunluğu ve kaliteli sağlıklı yağ molekülleri, sindirim sürecini ideal bir biçimde yavaşlatarak kan şekerinde meydana gelebilecek ani ve tehlikeli dalgalanmaların ile ani yükselişlerin önüne geçilmesinde çok büyük bir bariyer görevi üstleniyor.
UZMANLARDAN ÖNEMLİ UYARI
Beslenme ve diyet uzmanları, avokadonun her ne kadar sağlık açısından son derece faydalı ve besleyici bir gıda maddesi olduğunu kabul etseler de, bu meyvenin oldukça yüksek bir enerji ve kalori içeriğine sahip olduğunu da hatırlatmadan geçmiyor. Nitekim ortalama yarım adet avokado, bünyesinde yaklaşık olarak 160 kalori ve 15 gram düzeyinde yağ barındırıyor.

Tam da bu sebepten ötürü uzman isimler, avokadonun kişilerin halihazırda var olan mevcut beslenme programlarının üzerine fazladan, ek bir gıda maddesi olarak eklenmesini kesinlikle önermiyor; bunun yerine günlük hayatta tüketilen tereyağı, margarin, mayonez gibi doymuş yağ içeren zararlı kaynakların tamamen hayat dışı bırakılarak bunların yerine ikame edilmesinin en doğru yaklaşım olacağını ifade ediyor.
Son olarak, sağlıklı bir yaşam sürmenin temel felsefesinde asla tek bir "mucize besinin" tek başına yeterli olamayacağı, asıl başarının her zaman dengeli, çeşitlendirilmiş ve sürdürülebilir bir beslenme disiplininin bütününde saklı olduğu gerçeği de uzmanlar tarafından özellikle vurgulanıyor.

