'İnci Taneleri' sonrası yeniden sahneye çıktı! Bestemsu Özdemir: 'Anne olunca hayata karşı motivasyonum 10 kat arttı'

Her konuda kendi inandıklarının peşinden giden biri. Galiba onu bu kadar farklı yapan da bu. Bestemsu Özdemir, ‘İnci Taneleri’nin hemen ardından ‘Ruh Salatası’yla tiyatro sahnesine çıktı. Geçtiğimiz yıl evlenip anne oldu. Haliyle konuşacak çok şey vardı. Sohbetimize buyurun…

OYA ÇINAR
oya.cinar@posta.com.tr
Sizi çok farklı ve özgün buluyorum. Herkes gibi değilsiniz. Sizce bu algıyı yaratan ne olabilir?
Teşekkür ederim. Ben genel geçer doğruları çok takip eden bir tip değilim. Her şeyi kendim araştırmayı, özgün olmayı, kendime has hale getirmeyi çok severim. Bir de kendi hislerime çok güvenen biriyim. Her zaman hissettiğim şekilde davranırım.
Bu, zamanla mı oldu hep mi böyleydiniz?
Ben hep başına buyruktum, hep çok diktim. 18 yaşında ayrı eve çıktım. Kendi paramı kazanmaya başlamıştım. “Bu oda bana küçük geliyor, ben niye 30 metrekarede yaşıyorum?” deyip kendi evime çıktım. Ailem de hiçbir zaman, “Bu delirdi herhalde” gibi itirazlar yapmadı. “Dene” dediler. “Dene, yapamazsan geri gel.”
Ne zaman bir sohbetinize denk gelsem hep bıcır bıcırsınız. Hatta ‘bunu bazen saflık gibi görüyorlar’ demişsiniz…
Evet; dümdüz saflık, aptallık gibi gören insanlar var. Valla ben insanları çok seviyorum. Her tanışıklığıma güvenerek başlarım. Sadece artık biraz daha kendimi koruma çabasındayım ama yine de birinin bana iki çift güzel söz söylemesine bakar benim ona hemen güvenip her şeyimi anlatmam.

HAYATIMDAN BİRİNİ ÇIKARMAM ÇOK ZOR
Peki, ne olunca o güveniniz kırılır?
Çok büyük bir şey yapması lazım. Ben çok zor insan çıkarırım hayatımdan. Ben insan tutmayı seviyorum hayatımda.
Siz lisede okulun o ulaşılmaz kızı mıydınız?
Tam tersi. Okulda bana “Okulun ortalamasını düşürüyorsun” diyorlardı. (Gülüyor) Saint Benoit’nın kız öğrencilerinin güzellikleri hep konuşulur. Ben tek kaşlı kocaman bol şortlar giyen, kabus gibi bir tiptim.
Son dönemin en popüler işlerinde yer aldınız. Ama bir günde şöhret olan biri değilsiniz. Bu, tasarlanmış bir kariyer yönetimi miydi?
Özellikle tercih ettim evet. Çünkü diğer halin kalıcı olduğuna inanmıyorum. Kimler geldi kimler geçti öyle bakarsak. İki yıl önce her yerde olup şimdi hiç ortalarda olmayan, 10 yıl önce patlayıp yok olan çok insan var. Garanticiyim orada galiba, kaybolmak istemedim. ‘Kara Para Aşk’ zamanında yolda yürüyemiyordum ama ben o zaman da böyleydim. Hiç değişmedim.

İNCİ TANELERİ'NİN BİTMESİNE ÇOK ÜZÜLDÜM
‘İnci Taneleri’nin bitmesine üzüldünüz mü?
Aşırı! Acayip üzüldüm. Semiramis’i çok sevdim, çok severek oynadım. Yılmaz Erdoğan o rolü bana emanet ettiği için çok mutluyum. Semi’ye daha çok şey katmak, o karakterle biraz daha yaşamak isterdim. Dümdüz bir tipi oynamaktansa bir karakterin dönüşümünü görmek, onu büyütmek çok güzel bir fırsattı.
Şimdi ‘Ruh Salatası’yla tiyatro sahnedesiniz. Nasıl bir karakter, nasıl bir hikaye bekliyor izleyiciyi?
Asuman pavyonda çalışmış bir dönem. Şimdi patron olmuş, pavyon onun işletmesinde. Sevgilisi başlarına bir iş açıyor ve bir adamdan kaçmak için bir dağ evine gidiyorlar. Orada başka bir çiftle karşılaşıyorlar. Hikaye o şekilde zenginleşmeye başlıyor. eğlenceli, komik bir oyun. İzleyici çok eğleniyor…
Yarı zamanlı İtalya’da yaşamaya başlayacaksınız sanırım. O fikir nasıl gelişti?
Ev aldım oradan, başta sadece yine kariyerimle ilgili planlarımla yola çıkmıştım ama o esnada evlenmiş, çocuk yapmış bulundum. (Gülüyor) Tüm şartlar oluşursa eşimle oraya gitmek en büyük hayalim ama olmazsa da ben yılın üç dört ayını orada geçirmek istiyorum. Oğlumla yazlık ev kafası bile okey bana! Çok otantik, bir Orta Çağ kasabasında çünkü aldığım ev. Orada sadece bugün hangi operaya gitsek gibi dertlerim olsun, oğlum da toprağa değsin çok istiyorum.

‘NASILSA BİRLİKTE YAŞLANIRIZ NİYE BEKLEYELİM’ DEDİK
Çocuk aslında sürpriz miydi yoksa “Hazır bu kadar aşıkken, onu da çıkaralım aradan” mı dediniz?
Tabii ki neyin ne olacağını bilemeyiz ama his olarak evet; biz tanıştığımızdan itibaren nasılsa birlikte yaşlanacağız duygusundaydık. O yüzden hiç beklemedik. Konuştuğumuz gibi bir ay sonrasına haberini aldık zaten. Lafının üstüne geldi. (Gülüyor) Biz de ‘hoş geldin’ dedik.
Genelde toplum baskısı anneleri istemediği davranışlara iter ya… Hemen çalışmaya başlaması bile eleştirilir. Siz hiç mahalle baskısı hissetmiyor musunuz?
Hiç! O kadar duymuyorum ki o tip yorumları… Çocuk benim çocuğum. Ben büyütüyorum, çok şükür gayet iyi durumda. Hatta şimdiden üç dil öğretmeye çalışıyorum ona. Kimin ne dediğine kulaklarım çok tıkalı.

BU KADAR SORUMLULUKLA İNSANIN KAFASI BİR SÜRE GİDİYOR
Anne olan bir süre deliriyor muymuş gerçekten?
Bir hormon gerçeği var; bunu inkar etmeyeceğim. Bir kere fizik değişiyor. Ben hep aşırı takıntılı bir tiptim fiziğimle alakalı. Uykusuzluk, emzirmek… Hayatıma yeni biri girdi ve bu emekli olabileceğin ya da sıkılınca ‘yok ben artık bunu yapmayacağım’ diyeceğin bir şey değil. Bu kadar sorumlulukla bir süre kafa bi’ gidiyor tabii. Ama bana çok iyi geldi. Zaten motive bir tiptim ama anne olduktan sonra hayata karşı motivasyonum çarpı 10 oldu.
“O kişiyi bilirsiniz, görünce anlıyorsunuz” ifadesi doğru muymuş? Eşiniz size böyle mi hissettirmişti?
Bence evet. Çocuk yaptım, artık daha ne yapayım! DNA’sını aldık adamın. (Gülüyor)
Evlilikle aşkın dönüştüğü fikrine ne diyorsunuz?
Önceliğin değişiyor ve şu an bunun için yapacak hiçbir şey yok. Bu bir süreç. Bana muhtaç bir canlı var, beslenmek için bile tek kaynağı benim. Ama majör bir değişiklik yok. Evliliğin aşkı öldürdüğü vs gibi şeylere de katılmıyorum. Alakası yok. Bizim normal hayatımız hiç etkilenmedi neredeyse. Akşam arkadaşlarımızla yemeğe gideceksek de beraber gidiyoruz. Boynumda uyuyor. “Aman çocuğumuz oldu bizim” diye kendimizi kapatmadık yani.
Son dönemde çok tartışılan, özellikle oyuncularla ilgili estetik müdahale eleştirilerine ne diyorsunuz?
Herkes istediği gibi yaşasın… Kimse, kimseye nasıl görüneceğine dair karışmasın. Oyunculuk için farklılaşmayı engelleyecek müdahaleler rolleri kısıtlayabilir elbette ama bu da bir tercih olabilir… Kime ne?

O MU BU MU?
Sabahın erken saatleri mi gecenin geç saatleri mi?
Gecenin geç saatleri.
Topuklu ayakkabı mı spor ayakkabı mı?
Topuklu ayakkabı.
Battaniye altında kumanda mı yoksa sinema salonu mu?
Sinema salonu.
Açık havada yürüyüş mü spor salonu mu?
Açık havada yürüyüş.
Yılmaz Erdoğan mı Cem Yılmaz mı?
Yılmaz Erdoğan.
Zeki Demirkubuz mu Nuri Bilge Ceylan mı?
Off! Çok zor bu… Ama Zeki Demirkubuz.