İstifçiler: Çöp evlerin mimarları! TLC'nin en popüleri istifçilik nedir? Neden olur?

Çöp evlerin oluşmasına zemin hazırlayan istifçilik, Bursa'da boşaltılmak istenen çöp evden sonra gündeme geldi ancak bu sorun çok uzun zamandır tüm dünyada görülen büyük bir problem. TLC'nin en popüler programlarından biri İstifçiler'in de temelini oluşturan ve tıpta “dispozofobi” olarak adlandırılan ompulsif biriktirme hastalığı, biriktirme bozukluğu veya istifçilik olarak tanımlanan bir hastalıktan geliyor. Çöp evlerin mimarı istifçilerin yaşadığı bu takıntı derecesindeki biriktirme hastalığı aslında temelinde çocukluk çağındaki duygusal istismar veya fiziksel ihmalden kaynaklanıyor. Bu anlamda çok daha derin incelenmesi gereken önemli bir problem.

Selen Serdaroğlu / Posta.com.tr | Tıpta “dispozofobi” olarak adlandırılan ompulsif biriktirme hastalığı, biriktirme bozukluğu veya istifçilik, kişilerin değersiz, gereksiz ve sağlıksız ortam yaratan eşyaları saklamaları, biriktirmeleri veya atmamaları olarak tanımlanıyor. İstifleme bozukluğunda, sahip olunan eşyalara karşı aşırı bağlılık söz konusuyken biriktirilen tüm eşyaların gerekliliği ve ilerde kullanılabileceğine dair yanlış bir algı söz konusu. Hem kadınlarda hem de erkeklerde görülebilen istifleme, biriktirme hastalığı geçmişte yaşanan travmatik olaylardan kaynaklanıyor. Bunların başında da çocukluk çağında duygusal istismar ve fiziksel ihmal yatıyor.
Bursa'da boşaltılmak istenen çöp ev haberinden sonra çöp ev ve istifçilik konusu gündeme geldi ancak bu sorun çok uzun zamandır tüm dünyada görülen büyük bir problem ve çok daha derinden incelenmesi gereken önemli bir psikiyatrik sorun.

ABD'de 15 milyonu aşkın kişide istifleme bozukluğu olduğu tahmin ediliyor. Amerikan Psikiyatri Birliği'ne göre, bu bozukluk, dünya nüfusunun en az %2,6'sını etkiliyor ve 60 yaşın üzerindeki kişilerde ve anksiyete veya depresyon gibi diğer psikiyatrik tanıları olanlarda daha fazla rastlanıyor. ABD'deki Illinois Teknoloji Enstitüsü'nde psikoloji bölümünde doçent olan klinik psikolog Gregory Chasson, "Bu elden çıkarma zorluğu, genellikle yaşam alanını dolaşılamaz hale getiren önemli bir dağınıklığa yol açıyor, odalar tasarlandıkları amaç için kullanılamaz hale geliyor" diyor. Üstelik Journal of Psychiatric Research'te (Psikiyatrik Araştırma Dergisi) yayımlanan bir çalışmaya göre, bu kişilerin semptomları Covid salgını sırasında "belirgin şekilde" kötüleşmiş durumda.
Kanada'daki British Columbia Üniversitesi İşletme Fakültesi'nden Doç. Christiana Bratiotis, "Bu sadece görebildiğimiz kaotik ortam değil, aynı zamanda bir şeyler satın alma, toplama ya da pasif olarak hayatınıza giren nesneleri biriktirme dürtüsüdür" diyor ve ekliyor: "Bu nesnelere ilişkin sahip oldukları inançlar ve onlarla kurdukları güçlü duygusal bağ nedeniyle onları korumak istiyorlar."
Doç. Bratiotis, bazı hastalarının kendisine şöyle şeyler söylediğini belirtiyor: "Bu eşyalar kız kardeşim için olduğu kadar benim için de çok şey ifade ediyor. Onlardan ayrılmak, kardeşimle tüm bağlarımı koparmak gibi olur." Bratiotis, istifleyenlerin topladıkları eşyaların "onların kimliklerinin bir parçasını temsil ettiğini" söylüyor.
Popüler TV kanalı TLC'nin İstifçiler ve Temizlik Bağımlıları adlı programlarında da bu önemli sorunlar gerçek yaşam hikayelerinden yola çıkarak hazırlanıyor.

“İstifleme bozukluğunda toplanan ve atılamayan eşyalar arasında bir benzerlik ya da bağlantı bulunmuyor. Biriktirilen eşyalar, eski gazete veya dergi, plastik eşya, eski kıyafet, mektup, posta, poşet, çöp, torba, karton ve akla gelebilecek her türlü şeyden oluşabiliyor. Neredeyse tamamı düzensiz ve dağınık bir toplama özelliğinin eseri” diyen Psikiyatri Uzmanı Dr. Erman Şentürk, sözlerine şöyle devam ediyor:
"İstifleme bozukluğunda, sahip olunan eşyalara karşı aşırı bağlılık söz konusuyken biriktirilen tüm eşyaların gerekliliği ve ilerde kullanılabileceği algısı mevcut. Ayrıca biriktirilen nesnelerin kaybedilme ve atılması düşüncesi kişide yoğun kaygı oluşturuyor. Başkalarının bu eşyalara dokunmasına, ödünç almasına veya yerini değiştirmesine dahi tepki gösteriyorlar. Sahip olduklarını elden çıkarma güçlüğü ve toplanan nesnelerin birikmesi bir noktadan sonra kişinin yaşam alanını sınırlıyor. Biriktirilen eşyalar günlük yaşam işlevselliğini bozmaya başlarken kişi çevresiyle sıkıntılar yaşıyor, hatta kişide sağlık sorunları oluşuyor."
Kadın ve erkeklerde eşit sıklıkta görülen istifleme bozukluğunda travmatik yaşam olaylarının etkisi olabileceğini kaydeden Dr. Şentürk, çocukluk çağında yaşanan duygusal istismar ve fiziksel ihmalin (ebeveynlerin veya çocuğa bakmakla yükümlü olan yetişkinlerin, çocuğun fiziksel ihtiyaçlarını karşılamaması) istifleme bozukluğu ile önemli ölçüde ilişkili olduğunu belirtiyor.

Dağınıklık ve atmakta zorlanma her iki cinsiyette farklılık göstermezken, erkeklerde değersiz şeyleri istifleme daha fazla görülüyor. İstifleme belirtileri ilk olarak çocukluk ya da erken ergenlik döneminde ortalama 12-13 yaşlarında ortaya çıkarken yaşla birlikte giderek şiddetleniyor ve 30’lu yaşların ortasında bireyin düzenine ve çalışmasına engel olmaya başlıyor. Hastalığın tanısı genellikle 40’lı yaşlarda konulmakta ve gidişatı genellikle kronik bir seyir göstermektedir. Yapılan çalışmalarda, yaş artışı ile birlikte istifleme belirtilerinin şiddetinin arttığı bildirilmiştir. Bu nedenle klinik olarak önemli istifleme sorunları, yaşlılarda daha yaygın olarak görülmektedir. İstifleme bozukluğu tanısı alan kişiler genellikle yalnız ve izole bir hayat yaşayan, partneri olmayan, maddi sorunları olan, ihmal edilmiş bir çocukluk dönemi yaşamış ve ailesinde istifleme bozukluğu bulunan bireylerdir.”
İSTİFÇİLER AYNI ZAMANDA DEPRESYON, SOSYAL FOBİ VE ANKSİYETE BOZUKLUĞU DA YAŞIYOR
İstifleme bozukluğuna en sık eşlik eden psikiyatrik bozukluklar; ağır depresyon, yaygın anksiyete bozukluğu, sosyal fobi, obsesif kompulsif bozukluk, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, dürtü kontrol bozukluğu ve travma sonrası stres bozukluğu. Ayrıca daha nadir olmakla birlikte bağımlı, paranoid veya şizotipal kişilik bozuklukları, demans ve psikoz gibi psikiyatrik hastalıklar da istifleme bozukluğu olanlarda görülebiliyor.

İstifleme bozukluğunda travmatik yaşam olaylarının etkisi olabileceğini kaydeden Dr. Şentürk, “İstifleme bozukluğu olanlar, hastalığın başlangıcından veya belirtilerin arttığı dönemlerden önce stresli veya travmatik bir yaşam olayı belirtmektedirler. Cinsel istismar ve fiziksel istismar gibi travmatik yaşam olayları yaşamış bireylerde istifleme davranışı daha sık görülmekte ve belirtiler daha şiddetli olabilmektedir. Aynı zamanda çocukluk çağında yaşanan duygusal istismar ve fiziksel ihmal (ebeveynlerin veya çocuğa bakmakla yükümlü olan yetişkinlerin, çocuğun fiziksel ihtiyaçlarını karşılamaması) istifleme bozukluğu ile önemli ölçüde ilişkili bulunmaktadır.” dedi.

Aile üyelerinde istifleme bozukluğu olan bireylerde istifleme bozukluğu daha yaygın olarak görülüyor. İstifleme davranışı olan bireylerin yarısının benzer istifleme sorunları olan birinci derece bir akrabası bulunuyor ve bu durum davranışın genetik geçişli olduğunu düşündürüyor. Yapılan ikiz çalışmaları da istifleme davranışının yaklaşık %50’sinin genetik faktörlere bağlanabilir olduğunu gösteriyor. Bu sonuçlar ilginç olmakla birlikte istifleme ile ilgili bulgular her zaman tek başına bir sorun değil, çoğu zaman diğer psikiyatrik bozukluklarla ilişkili.
İstifleme bozukluğu olan kişiler genellikle yakın çevreleri tarafından ya da yasal süreçlerin zorlamasıyla tedaviye getirildiyor. Bu durum, istifleme davranışı gösteren kişilerin büyük bir bölümünün biriktirme bozukluğunu bir hastalık olarak görmemesinden kaynaklanıyor. Bu nedenle hastaların tedavi uyumları genel olarak düşük düzeyde. Psikoeğitim, bilişsel davranışçı terapi ve destek grupları tedavide önemli bir yere sahip. Terapi sürecinde kullanılan belirli tekniklerle, biriktirme davranışına zorlayan nedenleri anlama, karar verme becerilerinin geliştirilmesi ve yüzleşme üzerine çeşitli çalışmalar yapılıyor. Psikiyatri hekiminin uygun gördüğü vakalarda ilaç tedavisi de bir başka seçenek.