Kamera artık delil değil, linç aracı! Sokakta ve trafikte bunu yapan yanar

Sokak tartışmalarında telefon kameraları artık sadece delil değil, güç gösterisi aracı haline de geldi. Birkaç saniyelik video, sosyal medyada saniyeler içinde ‘haklı’ veya ‘haksız’ ilan edilmeye yetiyor. Avukat Bülent Deniz, “Kamerayı kendinizi korumak için değil de birilerini ifşa etmek için kullanırsanız suç işlemiş olursunuz” dedi.

Murat GÜLDEREN / POSTA
Artık sokakta, toplu taşıma araçlarında ve trafikte yaşanan hemen her tartışmanın tam ortasında taraflardan biri telefonun kamerasını açıyor ve karşı tarafı sosyal medyada afişe ediyor. Çoğu zaman bir hak arama aracı olan kamera kaydı, kimi zaman ise karşı taraf üzerinde baskı kuran bir ‘tehdit unsuru’na dönüşüyor. İşin ilginç tarafı ise görüntüyü kim paylaştıysa sosyal medya kullanıcıları genelde o kişiyi haklı görüyor. Bazı durumlarda haklı olan kişi “aman görüntülerim sosyal medyaya düşmesin” diye geri adım atıyor.

GÜÇ GÖSTERİSİ YAPILIYOR
Sokak tartışmalarında kameranın aynı zamanda bir güç gösterisi haline geldiğine de dikkat çeken Avukat Bülent Deniz, “Kameralar, hak arama, kısa sürede adalet sağlama ve korunma aracı olarak kullanıldığı gibi, bazıları tarafından da birilerini ifşa etme amacıyla kullanılmaya başlandı. “Nasılsa ilk paylaşan haklı oluyor” düşüncesiyle dijital linçlerin yaşandığını görüyoruz. Artık insanlar haklı olup olmamaktan çok, nasıl görüneceklerini düşünüyor. Bu da gerçeğin değil, algının kazandığı yeni bir tartışma kültürü yaratıyor” dedi.

KANIT İÇİN ÇEKİLMELİ
Olağan koşullarda izinsiz veya gizlice yapılan kayıtların yargı önünde delil niteliği taşımadığını ifade eden Deniz, şu bilgileri verdi:
“Ayrıca bunu yapanlar hakkında özel yaşamın gizliliğini ihlal ve kişisel verileri açıklama nedeniyle suç da oluşabiliyor. Bazı durumlarda önceden izin alınmaksızın görüntü veya ses kaydı alınabilir ve bu durum hukuka aykırı olmadığı gibi bu kayıtlar davalarda delil olarak kabul edilir. Ancak bunun için, ses, görüntü veya video kaydı yapan kişinin kendisine veya yakınlarına karşı işlenmekte olan bir suç söz konusu olduğunda ya da kendisine veya aile birliğine yönelen, onurunu zedeleyen, haksız bir saldırıyı önlemek için kayıt yapması gerekir."

TESADÜFEN YA DA ANİDEN
Kayıt yapan kişinin veya yakınları aleyhine işlenen suç veya haksız saldırıların, ‘tesadüfen’ veya ‘ani gelişen bir olay’ şeklinde cereyan etmesi gerektiğini söyleyen Deniz, şöyle devam etti: “Tesadüfi veya ani gelişmeyen bir olay nedeniyle planlı bir şekilde delil oluşturmak amacıyla yapılan ses, fotoğraf veya video kayıtları suç oluşturmaktadır. Ses, fotoğraf veya video kaydı yapan kişinin, işlenen suç nedeniyle o anda kolluk güçlerine başvurma imkanından yoksun olması gerekir. Burada özellikle vurgulanması gereken nokta, kayıtların üçüncü kişilerle veya sosyal medyada kamuoyu ile paylaşılması veya bu amaçla yapılması suç teşkil eder.”

KENDİNİ KORUMA BİLİNCİ
Vatandaşların bir olayı kayda alırken ‘ifşa etme’ refleksi yerine ‘kanıt toplama’ ve ‘kendini koruma’ bilinciyle hareket etmesi gerektiğine vurgu yapan Bülent Deniz, şöyle konuştu:
“Nitekim birçok olayda görüntüler sayesinde mağduriyetlerin giderildiği ve kamuoyunun doğru bilgilendiği görülüyor. Ancak diğer yandan, kameranın bir güç gösterisine dönüşmesi yeni bir sorun alanı yaratıyor. Tartışma sırasında kamerayı açan kişinin karşı tarafı provoke etmesi, ‘seni kaydediyorum’ diyerek psikolojik baskı kurması ya da görüntüleri bağlamından koparıp sosyal medyada paylaşması, ortaya telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğurabiliyor.”

İLETİŞİM KOPUYOR
Kaydedilen görüntülerin sosyal medyada hızla yayılmasının, olayların kısa sürede geniş kitlelere ulaşmasına neden olduğunu ifade eden Deniz, “Ancak birkaç saniyelik görüntüler üzerinden yapılan değerlendirmeler, olayın bütününü yansıtmayabiliyor. Bu da kamuoyunda hızlı ve çoğu zaman eksik bilgiye dayalı yargıların oluşmasına zemin hazırlıyor.
Özellikle trafikte yaşanan tartışmalarda kamera kullanımı belirgin şekilde arttı. Sürücüler, kayıt altına alınma ihtimali nedeniyle daha temkinli davranırken, bazı durumlarda bu durum iletişimin tamamen kesilmesine yol açıyor. Haklı olduğunu düşünen kişiler dahi görüntülerin yanlış yorumlanabileceği endişesiyle kendini geri çekebiliyor” diye konuştu.
SOSYAL MEDYA MAHKEMESİ
Bülent Deniz, kayıt altına alınan görüntülerin kontrolsüz şekilde sosyal medyada paylaşılmasının ayrı bir risk oluşturduğuna vurgu yaparak, “Çeşitli kesitlerle yayılan videolar, olayın tamamını yansıtmadan kişileri hedef haline getirebiliyor. Bu da ‘sosyal medya mahkemesi’ olarak adlandırılan yeni bir yargılama biçimini ortaya çıkarıyor. Henüz olayın aslı netleşmeden insanlar linç edilebiliyor, işlerini kaybedebiliyor ya da ciddi itibar zedelenmesi yaşayabiliyor. Kamera manipülasyon aracına dönüştürülmemeli” ifadelerini kullandı.

PAYLAŞIM EMNİYET’E YAPILMALI
Deniz, kamera çekimine karar verildiği an şu noktaların gözardı edilmemesine de dikkat çekti:
- Kendini korumak adına çekim yapmak gerekiyorsa bu görüntüler, sosyal medyada paylaşmak için değil, mahkeme, polis veya yetkili mercilere sunmak amacıyla yapılmalı.
- Kamera kaydı sadece olayın kendisini göstermeli, tarafların özel alanlarına veya özel eşyalarına gereksiz müdahale edilmemeli.
- Görüntülerin bağlamından koparılarak paylaşılması, kişilik haklarına saldırı sayılabileceği unutulmamalı.
- Hakaret, tehdit veya ifşa amacıyla yapılan paylaşımlar cezai yaptırımlara (TCK 134 vb. maddeler uyarınca hapis cezalarına) neden olur.
