Kimse farkında değil, sofradan kalkar kalkmaz yapıyoruz: Meğer ne vitamin ne demir bırakıyormuş!
Kültürümüze o kadar yerleşmiş ki her gün farkında olmadan yapıyoruz; ancak bu alışkanlık cildimize, enerjimize ve bağışıklık sistemimize adeta darbe vuruyor! En taze sebzelerle hazırlanan en sağlıklı yemeklerin vücuda sağladığı faydayı saniyeler içinde sıfırlayan o tehlikeye karşı tıp dünyasından çok kritik bir zamanlama uyarısı geldi.

Kültürümüze o kadar yerleşmiş ki her gün farkında olmadan yapıyoruz; ancak bu alışkanlık cildimize, enerjimize ve bağışıklık sistemimize adeta darbe vuruyor! En taze sebzelerle hazırlanan en sağlıklı yemeklerin vücuda sağladığı faydayı saniyeler içinde sıfırlayan o tehlikeye karşı tıp dünyasından çok kritik bir zamanlama uyarısı geldi.

Birçok yemeği ya da salatayı vücudumuz için gerekli ve faydalı olan vitaminleri bünyemize kazandırmak adına tüketiyoruz. En lezzetli, en sağlıklı yemekleri sofraya getirebilmek amacıyla mutfakta saatlerce emek harcıyor; en taze sebzeleri ve en kaliteli malzemeleri özenle seçiyoruz.
Ancak ne yazık ki yemek tabağımız bittikten hemen sonra, neredeyse hepimizin bir refleks gibi yerine getirdiği öyle bir alışkanlık var ki, vücudumuza aldığımız tüm o faydalı vitaminleri kelimenin tam anlamıyla "sıfırlıyor." Geleneklerimize ve günlük yaşantımıza o kadar derinlemesine yerleşmiş ki her gün düzenli olarak yapıyoruz ama hiçbirimiz cildimize, enerjimize ve bağışıklık sistemimize vurduğu bu büyük darbenin farkında değiliz!

Evet, kesinlikle yanlış duymadınız. Türk mutfak kültürünün hiçbir şekilde ayrılmaz bir parçası olan, akşam yemeklerinin hemen ardından dumanı üstünde tüterek demlenen o siyah çay ve keyifle yudumlanan kahve, yediğiniz yemeğin tüm biyoyararlılığını, yani vücudun besinlerden faydalanma oranını tamamen yok ediyor.
Özellikle kırmızı et, beyaz et, sebze, bakliyat ürünleri veya yumurta gibi besin maddelerinden alacağımız en kritik mineraller, çay ve kahvenin içeriğinde yer alan bileşenler yüzünden vücut tarafından emilemeden, doğrudan dışarıya fırlatılıp atılıyor.

Tanen ve Polifenol Tuzağı: Siyah çayda son derece yüksek miktarda bulunan tanninler (tanenler) ve kahvenin özünde yer alan polifenoller, yemeklerle birlikte vücuda aldığımız, özellikle bağışıklık sistemi ile enerji üretimi için hayati bir önem taşıyan "Heme-olmayan demir" (bitkisel kaynaklı demir) ve kalsiyum ile anında birleşir. Kimyasal reaksiyon sonucu bu minerallere bağlanarak onları adeta kilitlerler. Vücut ise bu birbirine bağlı molekülleri hiçbir şekilde sindiremez ve bağırsaklardan emilmesini tamamen engelleyerek doğrudan çöpe atar.
C VİTAMİNİ DEPOSUNU ERİTİYOR: Yemek esnasında veya yemek biter bitmez tüketilen çay ile kahve, demir emilim oranını yüzde 50 ila yüzde 60 seviyesinde azaltmakla da kalmaz; cildimizin genç kalması ve güçlü bir bağışıklık için şart olan C vitamininin de vücut içerisinde efektif bir şekilde kullanılmasının önüne set çeker.

Beslenme ve sağlık uzmanları çay veya kahve keyfini hayatımızdan tamamen çıkarıp atmamızı kesinlikle talep etmiyor. Buradaki tek ve en büyük sır: Zaman yönetimi.
EN AZ 45 - 60 DAKİKA KURALI: Yemekte tükettiğiniz besinlerin midedeki sindirilme sürecini başarıyla tamamlaması ve ince bağırsaklarda emilim aşamasına geçmesi adına vücudunuza mutlaka zaman tanımalısınız. Akşam yemeği süreci bittikten sonra çaydanlığı ocağın üzerine koymak için en az 45 dakika, ideal senaryoda ise tam 1 saat boyunca beklemelisiniz.

Eğer çay içme keyfinizden hiçbir şekilde vazgeçemiyorsanız, çayınızı olabildiğince açık ve bol limonlu olacak şekilde tüketmeye büyük özen gösterin. Limonun içerisinde bulunan C vitamini, tanenlerin yarattığı olumsuz etkiyi hafifleterek demir emilimini bir nebze de olsa koruma altına alır.

