Normal unutkanlık mı yoksa Alzheimer mı? Aradaki o ince çizgiyi uzman doktor tek tek anlattı: İşte hayati uyarılar!

Beynin hafıza ve mantık merkezlerinin yavaş yavaş silinmesiyle karakterize edilen Alzheimer, sadece bir unutkanlık hastalığı değil, bir algı kırılmasıdır. Dr. Öğretim Üyesi Mehmet Demir, hastanın tanıdık eşyaların işlevini unutmasıyla başlayan bu süreçte, yakınlarının en büyük hatasının hastayla inatlaşmak ve ona gerçeği kanıtlamaya çalışmak olduğunu vurguluyor.

Modern tıp henüz bu hastalığı tamamen ortadan kaldıramasa da, başlangıcını yıllarca ötelemek bizim elimizde. Kaliteli bir uykuyla beynin zehirli proteinlerden temizlenmesinden, yeni bir dil öğrenerek zihinsel rezervi güçlendirmeye kadar pek çok yöntem hayat kurtarıyor. İşte sevdiklerinizin dünyasına misafir olurken yanınızda bulundurmanız gereken o hayati rehber!

UNUTKANLIĞIN NORMAL OLMAKTAN ÇIKTIĞI İNCE ÇİZGİ
Bilimsel olarak Alzheimer; beyinde amiloid ve tau adı verilen anormal proteinlerin birikmesiyle beyin hücrelerinin (nöronların) iletişimini koparan ve zamanla ölmelerine yol açan ilerleyici bir nörodejeneratif hastalıktır. Halk diliyle söylemek gerekirse beynin hafıza, mantık ve davranış merkezlerinin yavaş yavaş küçülüp, kişinin yaşamla ve geçmişle olan bağının silikleşmesi durumudur.
Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi Nöroloji Kliniği İdari Sorumlusu Dr. Öğretim Üyesi Mehmet Demir, "Anahtarınızı nereye koyduğunuzu unutmanız veya odaya girip "Ben buraya ne almaya gelmiştim?" demeniz yorgunluktan kaynaklanan normal bir unutkanlıktır. Ancak, elinizdeki anahtarın ne işe yaradığını unutuyorsanız, anahtarı buzdolabına koyuyorsanız veya yıllardır çok iyi yaptığınız bir yemeğin tarifini hatırlayamıyorsanız bu durum "normal" olmaktan çıkar. Günlük yaşam aktiviteleri aksamaya başladığında ciddiye alınmalıdır." açıklamasında bulundu.

DURUMU NORMALLEŞTİRMEYE ÇALIŞIYORUZ
Alzheimer belirtileri, günlük yaşam içerisinde kendini gösterse de bazı zamanlarda çeşitli sebeplerle görmezden gelinebiliyor.
Uzman isim, "İnsan beyni sosyal becerilerini ve nezaket kurallarını korumakta çok ustadır. Tıpta "fasad" dediğimiz bu durum sayesinde hasta, uzun süre etrafındakilere durumu belli etmez, lafı çevirir veya eksikleri kamuflaj eder. Bizler de sevdiklerimize bu durumu konduramadığımız için belirtileri genellikle "yaşlılıktandır", "yorgundur", "dalgındır" diyerek uzun süre normalleştirmeye çalışırız." dedi.

KELİMELER BULUNAMIYOR, HESAPLAR KARIŞIYOR!
Dr. Öğretim Üyesi Mehmet Demir'e göre hastalığın erken evresinde kişiler bir şeylerin ters gittiğinin çok net farkındadırlar. Kelimeleri eskisi gibi bulamadıklarını, hesapları karıştırdıklarını içten içe hissederler.
Uzman isim, bir insanın Alzheimer olduğunu hissedebileceğini vurguluyor. Zihinlerinde oluşan o "sisli" hali, isimlerin dillerinin ucuna gelip çıkmamasını fark ederler. Bu uyanış hali hastada derin bir depresyona, hırçınlığa ve içe kapanmaya neden olabilir.

YOĞUN SEVİYEDE KAYGI YAŞANABİLİYOR
Hastalığın ilk aşamalarında en zor şey, zihnin kendisine ihanet ettiğini fark etmektir. Ancak hastalık ilerlediğinde kişi hafızasını kaybettiğini de unutur (tıptaki adıyla anozognozi). O noktadan sonra en zor şey hasta için bitmiş, geride kalan hasta yakınları için başlamıştır.
Dr. Demir, "Erken ve orta evrede çevreye ve kendi zihinlerine duydukları güven sarsıldığı için yoğun bir kaygı (anksiyete) yaşarlar. Kendinizi yolların sürekli değiştiği, insanların bilmediğiniz bir dilde konuştuğu bir ülkede hayal edin. Hastalık ilerleyip beyin hasarı derinleştikçe bu korku azalır ve yerini "apati" dediğimiz derin bir ilgisizlik ve tepkisizlik durumu alabilir." ifadelerine yer veriyor.
Bir eşyasını koyduğu yeri unuttuğunda beyin o eksik parçayı tamamlamaya çalışır. "Ben unutmadım, demek ki biri aldı" mantığıyla hezeyanlar üretir ve en yakınındakini (genellikle eşini veya bakım vereni) hırsızlıkla suçlayabilir. Bu kişisel bir saldırı değil, hasar görmüş beynin dünyayı anlamlandırma çabasıdır.

EN SIK YAPILAN YANLIŞ!
Mantık kurallarının esnediği, geçmişle bugünün iç içe geçtiği, zaman algısının bozulduğu bir rüya hali gibi hayal edebilirsiniz. Onların dünyasında 80 yaşında olup 10 yıl önce vefat etmiş annelerini beklemeleri gayet gerçektir.
Uzman isim, "En sık yapılan yanlış gerçeği ispatlamaya çalışmak ve inatlaşmaktır. "Nasıl hatırlamazsın, demin söyledim!", "O öldü, nasıl gelsin!" gibi cümleler kurmak hastaya kendi gerçeğinde büyük bir acı ve panik yaşatmaktan başka bir işe yaramaz." diyor.

EVDE BAKIMIN KRİTİK PÜF NOKTALARI
Öncelik her zaman fiziksel güvenliktir. Takılıp düşmelere karşı halı/kilimleri sabitlemek veya kaldırmak, gece tuvalet yolunu aydınlatmak, kafa karışıklığı ve korku yaratan büyük aynaları örtmek ve ocak düğmeleri, ilaçlar, kesici aletler gibi riskli şeyleri kontrol altına almak çok kritiktir.

TEK BAŞINA YAŞAMAK RİSKİ ARTIRIYOR MU?
Alzheimer ile ilgili en çok merak edilen konuların başında tek başına yaşamanın riski artırıp artırmadığı oluyor. Uzman isim bu soruya evet cevabını veriyor. İnsan beyni sosyal etkileşimle ışıldar. Sosyal izolasyon ve yalnızlık, beynin uyaranlardan mahrum kalmasına yol açar, bu da tıpkı kullanılmayan bir kasın erimesi gibi bilişsel yıkımı hızlandırır.

HER UNUTKANLIK ALZHEİMER DEĞİLDİR!
B12 veya D vitamini eksikliği, tiroid bezinin yavaş çalışması, ağır depresyon, anksiyete, uyku apnesi veya aşırı stres durumları da ciddi unutkanlıklar yapabilir. Bunlar doğru teşhisle tamamen geri döndürülebilir durumlardır.

EĞİTİM SEVİYESİ YÜKSEK KİŞİLER VE GENETİK FAKTÖRÜ
Uzman isim, "Yüksek eğitim hastalığın başlamasını kesin olarak engellemez ama "Kognitif Rezerv (Bilişsel Rezerv)" dediğimiz güçlü bir kalkan yaratır." açıklamasında bulunuyor. Zenginleşmiş bir beyin ağı, hücre kayıpları başlasa dahi yedek yolları kullanarak hastalık belirtilerinin dışarıya yansımasını yıllarca erteleyebilir.
Çok nadir görülen erken başlangıçlı ailevi formlar dışında, "Ailemde var, kesin bende de olacak" düşüncesi yanlıştır. Genetik yatkınlık (örneğin ApoE4 geni taşıyıcılığı) sadece riski artırır, kaderi yazmaz. Doğru beslenme, hareketli yaşam ve iyi bir uyku düzeniyle bu genetik risk faktörlerini hayat boyu "uykuda" tutmak mümkündür (epigenetik).

ALZHEİMER TEDAVİ SÜRECİ
Son yılların en devrimsel adımı; beyinde biriken amiloid plaklarını doğrudan hedefleyerek temizleyen "monoklonal antikor" yapısındaki yeni nesil akıllı ilaçlardır (lecanemab vb.). Şifa sunmasalar da, erken aşamada uygulandıklarında hastalığın ilerlemesini gözle görülür şekilde yavaşlatmayı başardılar.
Dr. Öğretim Üyesi Mehmet Demir, erken tanının önemine dikkat çekerken şu sözlere yer veriyor:
"Erken tanı sayesinde beyindeki nöron hasarı çok geniş alanlara yayılmadan, mevcut kapasiteyi maksimumda tutacak tedavilere ve yaşam tarzı değişikliklerine hemen başlanabilir. Bu da yıllarca sürecek bağımsız ve kaliteli bir yaşam anlamına gelir."
Bilimsel ilerlemelerin hızı, gelecekte Alzheimer'ın da tıpkı yüksek tansiyon veya diyabet gibi kronik ama tamamen kontrol altında tutulabilen, hatta hücre ölümü başlamadan aşılarla önlenebilen bir hastalık olacağı yönünde büyük umut veriyor.

KAYBOLAN HAFIZA MI YOKSA İNSANIN KİMLİĞİ Mİ?
Bu hastalıkta silinen hafızadır, dosyalar ve klasörlerdir. İnsanın öz kimliği, karakteri ve duyguları ise beynin çok daha derin bir katmanındadır. Hatıralar kaybolsa bile o bedenin içindeki insan; şefkati, sevgiyi hissetmeye devam eder. Gözlerindeki küçücük bir ışık veya samimi bir tebessüm, o insanın özünün hala oracıkta olduğunun en büyük ispatıdır.