Nurseli İdiz aşkta çizgiyi çekti! 'Dünyanın en yakışıklısı olsa cimri adama dönüp de bakmam'

Oyunculuktaki başarısı ve deneyimi tartışmasız ama şen kahkahası, neşesi, kendiyle inceden kafa bulan haliyle de Nurseli İdiz hem saygı uyandırıyor hem onunla sohbet etmesi hep çok keyifli. Yeni oyunu ‘Neşe-i Muhabbet’ vesilesiyle buluştuk. Diyor ki: En verimli çağımdayım. Bir dinginlik, olgunluk geldi. Cimri insan, hayvan sevmeyen insan benden uzak olsun. Kendimden yaşça küçük erkeğe de olumsuz bakmam. Neden olmasın!

OYA ÇINAR
Yeni oyununuzun provaları başladı. Nasıl hissediyorsunuz?
Çok iyi hissediyorum. Çalıştıkça zaten hep iyiyiz. Genç bir müzisyen arkadaşımın karavan sohbetleri vardı, hem şarkılar söylediği, hem sohbet ettiği… Onu tam bir kabare haline getirip tiyatro sahnesine taşıdık. Oyunda herkes kendini oynuyor. İki ayrı ev kadını tipi var. Çok eğlenceli, her türlü sahnede kolayca oynanabilecek bir kabare oldu. Serkan Budak yazdı ve yönetiyor. Her yerde bir mafya vurdu kırdı hikayesi var. Bu, seyirciye nefes aldıracak, güldüren bir oyun.
Bunca yılın deneyimiyle, ekranda işlenen konuların, mafya hikayelerinin rahatsız edici olduğunu düşünüyor musunuz?
E evet yani. Herkesin elinde bir silah var; tamam o da olur. Eskiden yapılmazdı diye bir şey yok ama eskiden çeşitlilik vardı. Şu an asıl sorun bu. Şimdi bir iş tutunca sürekli onun kopyası yapılıyor. ‘Uzak Şehir’ tuttu diye Kapadokya’da benzeri, Karadeniz’de benzeri yapılıyor. Neredeyse romantik aşk hikayesi bile kalmadı. Çeşitliliğe ihtiyaç var.

Bir yandan sekiz yıldır ‘Etekler ve Pantolonlar’ oyununuz da devam ediyor. Bunca yıl sizi sahnede tutan şey ne?
O açıklaması çok zor bir şey işte. Ben hâlâ her oyunda her defasında aynı heyecanı yaşıyorum. Geçen gün Nergis’le sohbet ediyoruz, konusu geçti. “Kenarda 10 trilyon paran olsa yine aynı şekilde devam eder misin?” Evet; yine ederiz. Yaratıcılık tatmininin yeri hiçbir parayla dolmaz.
Hâlâ fırsat olmadı ama çok isterim dediğiniz roller var mı?
Olmaz mı! Tiyatro oyuncusu yetinmez, doymaz. Ki ben çok şanslı bir oyuncuyum. Çok farklı karakterlere hayat verme şansım oldu bugüne kadar ama o istek bitmez. Gizemli bir dedektifi, bir seri katili, bir heykeltraş sanatçısını mesela… Bir de en verimli çağımda olduğumu düşünüyorum.

Böyle hissetmeniz ne güzel. Yakın zamanda Selin Şekerci çok net bir sektör eleştirisi yaptı. “35 yaşına gelince 55 yaşındaki adamlar için yaşlı buluyorlar bizi” dedi. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Evet maalesef; bizde de böyle, dünyanın birçok yerinde de var. Birce Akalay mesela; 41 yaşında, üniversite sınavına giden kızı varmış gibi bir rolde. İnandırıcılığı yok bana göre artık. Şimdi kimse 20 yaşında evlenip çocuk sahibi olmuyor ki. Herkes 40’ında yeni evlenip çocuk yapıyor artık. Ben de tüm kadın arkadaşlarım gibi adaletiz buluyorum. Birce Akalay’ın anne olduğu yerde biz de ‘haminne’ olabiliriz demek ki onların gözünde. Ücretlerde de kadın erkek ayrımı çok büyük maalesef.

Bir de her koşulda güçlü görünme, güçlü olma derdi var kadınların. Sizin için bu güçlü kadın imajı yük mü yoksa gerçek bir kalkan mı?
Yük olduğu zamanlar da oldu ama o kadar badireler anlattım; hâlâ ayaktaysam güçlü bir kişiliğim varmış demek ki diyorum. Bu da bana iyi hissettiriyor.
Yaş almakla aranız nasıl?
Yaşlanmayı kabul etmenin yolu artık hayata yukarıdan bakmak. Bence o yüzden katlanabiliyoruz bu fikre. Kabul edelim ki kadınlara yaş aldıkça bir rahatlık, her şeyi başka bir gözle görme hali de geliyor. O bir dönem. Onu atlatınca o da bir güç geliyor insana.

Aynada nasıl atlattınız peki o süreci?
Psikiyatristim sayesinde. Ruhen çok yardımcı oldu bana. Düşünüyorum; hangi yaş aralığımda en iyi halimdeydim diye, gerçekten şu an. Altmışlarım daha iyi geçiyor. Telaşlar bitiyor, bir dinginlik geliyor insana.
Siz bir de kendinizle dalga geçebilen birisiniz. Bir sürü hatanızla kafa buluyorsunuz. Hep mi böyleydiniz?
O da bir eşik bence. O kafaya da beş altı yıl önce geçtim daha. Kendinizle barışınca, bir şeyleri değiştiremeyeceğinizi idrak edince, her şey gülüp geçilecek bir durum haline geliyor.

Sizden yaşça küçük birine mesafe koyar mısınız yoksa ‘neden olmasın!’ mı dersiniz?
Hiç uzak bakmam. Neden olmasın! Ki oldu da. Benim kendimden 17 yaş küçük biriyle ilişkim oldu. 60 yaşında adamlar 20 yaşında kızlarla birlikte oluyor mesela. Bence öyle bir fark hoş değil bu arada. 40 yaş fark da sağlıklı değil. Ama erkekler bunu bu rahatlıkta yaşarken kadınlara neden hak görülmüyor?
Başlayınca durması zor olan bir şey?
Alışveriş. Hiç duramam. Benim bir tane bir şey alıp alışverişi bırakmam mümkün değil. O yüzden param yoksa çarşıya bile çıkmam. Çünkü çıkınca suyunu çıkarmam lazım. (Gülüyor

Aşka bakışınız değişti mi?
Aşk her yaşta aşk, flört her yaşta flört ve çok güzel bir duygu. Hiç değişmedi o konuda hissim, fikrim.
Sizi uzaktan tanıyan insanların Nurseli İdiz hakkındaki en büyük yanılgısı ne?
Bir dönem rahatsızlığım nedeniyle işime tatsız şeyler yansıdı. İnsanlar hata yapar. Herkesin öyle bir dönemi olabilir. Bunun geçip gidebileceğini görmemeleri üzücü. Öyle bir önyargı oluşunca onu kırmak çok zormuş. Güvensizlik hissi o galiba. Sekiz yıldır aktif olarak devam eden bir oyundayım. Düşünün. Sadece bu bile benim o süreci ne kadar geride bıraktığımın ispatı. Bir de tabii kulüp gibi bir durum var sektörde. O kulübe üyeyseniz her işte varsınız. Tekelleşme denilen şeyden hepimiz biraz nasibimizi alıyoruz maalesef.
Nasıl bir insan için “Benden uzak olsun” dersiniz?
Cimri insan. Ay hiç gelmesin benim yanıma. Dünyanın en yakışıklı adamı olsun dönüp bakmam yani. Bir de hayvan sevmeyen insan. Çünkü hayvan sevmeyenin insanı seveceğini de düşünmem gerçekten.
Erkekte fiziksel özelliklere dikkat eder misiniz?
Çok takılmam ama bir aura, bir elektrik ararım yani. Temiz olsun. Bir de dediğim gibi cimri erkek, aman ha!