Osman Müftüoğlu zayıflamanın sırrını açıkladı! Yağ yakımını durduran en önemli etken buymuş
Obeziteye dair yıllardır kabul gören birçok bilgi, yeni bilimsel çalışmalarla yeniden değerlendiriliyor. Sadece alınan ve harcanan kaloriye odaklanan yaklaşımın yeterli olmadığını gösteren araştırmalar, metabolizmanın hormonal yönünün de en az beslenme kadar önemli olduğunu ortaya koyuyor. Peki, zayıflamak için ne yapmak gerekiyor?

Obeziteye dair yıllardır kabul gören birçok bilgi, yeni bilimsel çalışmalarla yeniden değerlendiriliyor. Sadece alınan ve harcanan kaloriye odaklanan yaklaşımın yeterli olmadığını gösteren araştırmalar, metabolizmanın hormonal yönünün de en az beslenme kadar önemli olduğunu ortaya koyuyor. Peki, zayıflamak için ne yapmak gerekiyor?

Osman Müftüoğlu da bu konuya dikkat çekerek, kilo yönetiminin yalnızca irade ya da porsiyon kontrolüyle açıklanamayacağını vurguluyor. Temmuz 2026'da Nature Reviews Endocrinology dergisinde yayımlanan kapsamlı değerlendirmeyi örnek gösteren Müftüoğlu, kronik yüksek insülin seviyesinin vücudun enerji kullanımını değiştirdiğini ve yağ depolama eğilimini artırabildiğini belirtiyor.

Osman Müftüoğlu'na göre insülin yalnızca kan şekerini düzenleyen bir hormon olarak düşünülmemeli. Aynı zamanda vücudun enerji yönetiminde önemli görev üstleniyor. İnsülin seviyesi uzun süre yüksek kaldığında organizma yağ depolarını kullanmak yerine onları korumaya yöneliyor.
Bu süreçte karaciğerin yağ üretimi artabiliyor, yağ hücreleri depolamaya daha yatkın hâle geliyor ve açlık-tokluk dengesi bozulabiliyor. Sonuç olarak kişi sık acıkıyor, daha fazla yemek istiyor ve kilo kontrolü her geçen gün zorlaşıyor.

Müftüoğlu, kilo artışını yalnızca ekmek, makarna veya tatlı tüketimine bağlamanın eksik bir değerlendirme olacağını ifade ediyor. Aynı öğünü tüketen iki kişide farklı sonuçların görülmesinin nedenlerinden biri de hormonal farklılıklar olabiliyor.

Bu nedenle kalori hesabı elbette önem taşısa da insülin başta olmak üzere metabolizmayı yöneten hormonların etkisi göz ardı edilmemeli. Vücudun verdiği biyolojik yanıt, bazen tüketilen besinin miktarından daha belirleyici hâle gelebiliyor.

Osman Müftüoğlu, obeziteyi "iradesizlik" olarak değerlendiren anlayışın güncel bilimsel verilerle örtüşmediğini söylüyor. Genetik yatkınlık, hareketsiz yaşam tarzı, düzensiz uyku, yoğun stres, ultra işlenmiş gıdalar ve gün boyu süren atıştırma alışkanlığı insülin seviyesinin sürekli yüksek kalmasına neden olabiliyor. Vücut sürekli yağ depolama sinyali alıyorsa, yalnızca daha az yemek yiyerek bu döngüyü kırmak her zaman kolay olmuyor.

Müftüoğlu'na göre çözüm, kısa süreli diyetlerden çok yaşam alışkanlıklarını değiştirmekten geçiyor. Rafine şeker ve beyaz un tüketimini azaltmak, gereksiz atıştırmalardan uzak durmak, düzenli yürüyüş yapmak, kas kütlesini artıracak egzersizlere yer vermek, yeterli protein ve lif tüketmek, kaliteli uyku düzeni oluşturmak ve stresi kontrol altında tutmak insülin dengesini destekleyen önemli adımlar arasında bulunuyor.

