Tüp bebek kliniklerinde erkek çocuk talebi: Etik sınırlar nerede başlıyor?

Mısır'da erkek çocuk isteği artık aile içinde değil, tüp bebek kliniklerinde açıkça dile getiriliyor. Avrupa’da etik gerekçelerle yasaklanan cinsiyet seçimi, ülkede adeta sıradan bir uygulama gibi uygulanıyor. Uzmanlar, bu talebin sadece tıbbi değil, toplumsal baskı ve hukukun kesişiminde çok katmanlı bir tartışma yarattığını vurguluyor. Peki, sınır tıbbın imkanlarında mı yoksa toplumun beklentilerinde mi çiziliyor?

Serpil DOKUREL ERDOĞAN / Posta.com.tr
Mısır’ın farklı kentlerinde faaliyet gösteren bazı tüp bebek merkezleri çiftlere doğacak çocuklarının cinsiyetini seçme imkanı sunduklarını açıkça dile getiriyor. Özellikle kırsal bölgelerde hala güçlü olan ‘en az bir erkek çocuk’ beklentisi yıllardır evlerin içinde süren bir baskıyken artık klinik odalarına kadar ulaştı...
Birçok Mısırlı aile için çocuk sahibi olmak hâlâ önemli bir adım. Ancak bu adım, özellikle köylerde tek başına yeterli görülmüyor. Erkek çocuk soyun devamı aile içindeki güç dengesi ve toplumsal kabulün sembolü olarak görülüyor. Bu anlayış kuşaktan kuşağa aktarılırken, modern tıbbın sunduğu imkanlarla birlikte yeni bir boyut kazanmış durumda.

Ülkede faaliyet gösteren bazı tüp bebek merkezleri, cinsiyet seçimini sıradan bir hizmet gibi sunuyor. Talep arttıkça bu uygulama daha görünür hale geliyor. Tüp bebek artık yalnızca çocuk sahibi olmanın değil, çocuğun cinsiyetine karar vermenin de bir aracı olarak görülüyor.
AVRUPA’DA YASAK, MISIR’DA SERBEST
Cinsiyet seçimi birçok Avrupa ülkesinde etik gerekçelerle yasaklanmış durumda. Ancak Mısır’da bu uygulamaya dair açık bir yasal yasak bulunmaması, ülkeyi yalnızca yerel çiftler için değil yabancılar için de cazip bir merkez hâline getiriyor. Kendi ülkelerinde bu işlemi yaptıramayan bazı çiftler çözümü Mısır’daki kliniklere gitmekte buluyor.
Böylece köylerde başlayan erkek çocuk beklentisi, sınırları aşan bir harekete dönüşüyor. Uzmanlara göre bu tablo yalnızca bir sağlık meselesi değil toplumsal roller, kadınların üzerindeki baskı ve çocuklara yüklenen anlamlarla doğrudan ilişkili.

‘BU TIBBİ DEĞİL, TOPLUMSAL BASKININ SONUCU’
Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Cevahir Tekcan, cinsiyet seçimi konusunun sanıldığından çok daha derin bir toplumsal arka plana sahip olduğunu söylüyor. Tekcan’a göre bu durum çoğu zaman tıbbi bir ihtiyaçtan değil, erkek çocuk beklentisinin yarattığı baskıdan kaynaklanıyor.
‘Bazı toplumlarda erkek çocuk beklentisi hâlâ çok güçlü. Aile baskısı, soyadı, miras, ‘evin direği’ gibi kalıplar çiftlerin kararlarını ciddi biçimde etkiliyor. Teknoloji devreye girince bu beklenti bir istek olmaktan çıkıp doğrudan talebe dönüşüyor’ diyen Tekcan, sosyal medyada görülen örneklerin yaygınlık konusunda yanıltıcı olabileceğine de dikkat çekiyor.
Tekcan’a göre bu baskının yükü ise çoğu zaman kadının omuzlarına biniyor: "Çocuğun cinsiyetini kadın belirliyormuş gibi haksız bir suçluluk duygusu oluşabiliyor. Oysa tıbbi olarak gerçek ihtiyaç yalnızca cinsiyete bağlı ağır genetik hastalık riskleri gibi çok sınırlı durumlar için söz konusu."

TÜRKİYE’DE YALNIZCA TIBBİ ZORUNLULUK HALİNDE MÜMKÜN
Op. Dr. Tekcan, Türkiye’de isteğe bağlı cinsiyet seçiminin yasal olmadığını hatırlatıyor. Tek istisnanın, yalnızca belirli bir cinsiyette görülen ağır genetik hastalıkların önlenmesi amacıyla yapılan tıbbi uygulamalar olduğunu vurguluyor. Bu yasak 2010 yılında yayımlanan Üremeye Yardımcı Tedavi Merkezleri Yönetmeliği ile açıkça düzenlenmiş durumda.

‘MASUM BİR TERCİHMİŞ GİBİ SUNULUYOR’
"Masum bir tercih gibi sunuluyor ama pratikte kadın sağlığı açısından ciddi riskler doğurabiliyor. Hekimin görevi bir ailenin istek listesini tamamlamak değil, kadını korumak ve tıbbı ayrımcılığın aracı haline getirmemek" diyen Tekcan, sürekli deneme baskısının hem bedeni hem ruhu yıprattığını söylüyor.
HUKUKEN SERBEST OLMASI, MEŞRU OLDUĞU ANLAMINA MI GELİYOR?
Avukat Zühal Akbel ise Mısır’daki tabloya hukuki açıdan dikkat çekti. Akbel’e göre Mısır’da cinsiyet seçiminin açıkça yasaklanmamış olması bir hukuki boşluktan çok bilinçli bir tercih izlenimi veriyor.

MISIR, KANADA VE ABD’DE KISITLAMA YOK AMA...
"Birçok ülkede cinsiyet seçimi tıbbi zorunluluklar dışında yasaklanmışken, Mısır, Kanada ve ABD gibi bazı ülkelerde böyle bir kısıtlama bulunmuyor. Ancak yasaklanmamış olması, her zaman hukuken ve etik olarak meşru olduğu anlamına gelmez" diyen Akbel, bu tür uygulamaların insan hakları ve kamu düzeni açısından ciddi riskler barındırdığını ifade ediyor.

‘NÜFUSUN DENGESİNİ BOZABİLİR’
Akbel’e göre doğmamış bir çocuğun cinsiyetine göre seçilmesi, uzun vadede cinsiyet ayrımcılığını derinleştirebilir ve nüfus dengelerini bozabilir. Akbel, "Toplumsal baskı hukuken bir mazeret değildir. Erkek çocuk beklentisi, yasaklanmış ya da etik dışı bir uygulamayı meşrulaştıramaz" diyor.

SAĞLIK HİZMETİ Mİ, TİCARİ FAALİYET Mİ?
Tüp bebek kliniklerinin bu hizmeti ticari bir alana dönüştürmesinin de tartışmalı olduğunu belirten Akbel, merkezlerin sağlık hizmeti sunan kurumlar olduğunu ancak etik sınırların aşılması halinde durumun farklı bir boyut kazanabileceğini söylüyor.

'BİREYSEL DEĞİL, TOPLUMUN GELECEĞİNİ ETKİLEYEN KARARLAR'
Akbel, “Henüz doğmamış bir çocuğun ‘üstün yararı’ ilkesi, bu tartışmanın merkezinde durmalı. Cinsiyetçi tercihler yalnızca bireysel kararlar değil, toplumun geleceğini etkileyen sonuçlar doğurur" açıklamasında bulunuyor.
diye de ekliyor.