Türkiye neden Avrupa'nın en kilolusu? Yanlış diyetler başrolde

2025 yılı itibarıyla Türkiye, Avrupa'da obezite oranı en yüksek ülke konumunda. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, Türkiye'de yetişkin nüfusun yüzde 32.1'i obez olarak sınıflandırılıyor. Ayrıca, toplam nüfusun yüzde 66.8'i fazla kilolu veya obez. Obezite ile ilgili tüm gerçekleri ve bu hastalıkla mücadele etmenin yollarını Alev Gürsoy Cimin sordu, Uzman Dr. Eyyüb Yılmaz yanıtladı.


OBEZİTE DEYİNCE AKLA İLK NE GELMELİ?
Alev GÜRSOY CİMİN
Obezite denince insanların aklına hâlâ sadece kilo geliyor. Tartı, beden ölçüsü, pantolonun dar gelmesi... Oysa akla ilk gelmesi gereken şey sağlıktır. Yani kalp, damar, şeker, tansiyon, karaciğer, eklemler... Hepsi obezitenin etkilediği alanlardır.
Bir insan kilolu olabilir ama sağlıklıdır. Obezite dediğimiz şey, vücudun artık bu yükü taşıyamadığı noktadır. O yüzden obezite deyince şunu düşünmeliyiz: “Bu kilo vücuda ne yapıyor?” Eğer kişi çabuk yoruluyorsa, merdiven çıkarken nefesi kesiliyorsa, uykusu bozuluyorsa, tansiyonu ya da şekeri sınırdaysa, obezite tam burada başlar. Obezite estetik bir sorundan ötedir. Kronik bir hastalıktır.

OBEZİTE ORANLARI NEDEN BU KADAR ARTTI?
Çünkü hayatımız değişti. Sabah aceleyle çıkılıyor, aperatiflerimiz dürüm kültürüne teslim edildi. Hareket azaldı, ekran süresi arttı. Bir de hazır gıdalar var. Paketli, şekerli, raf ömrü uzun ama vücut ömrünü kısaltan yiyecekler...
İnsan farkında olmadan daha çok yiyor ama hücrelerine ihtiyaç olanı daha az bulabiliyor. Üstelik stres de cabası. Stresli vücut kortizol etkisinde olduğu için daha çok yağ depolar. Uykusuz kalan beden daha çok kilo tutar.
Bir başka önemli neden de şu: Bazı insanlar besinlerin mevsimlerini karıştırır oldu bunun sonucunda besinlerin toksin yükü arttı. Toksin yüklü bedenlerin enerji üretim basamaklarını yavaşlattı.
Yediğini yakamadığı için yorgun bir nesil olduk. Büyüyen market kültürü rafine yağlar rafine unlar fruktoz şuruplu besinler derken kalitesiz yakıt ile dolan bir kazan gibi hem yaşam enerjimizin kalitesi düştü hem de obezitenin sevimsiz yüzü ile karşılaştık

EN BÜYÜK HATAYI NEREDE YAPIYORUZ?
Farkındalığımız yok. Obezite her yerde. Sokakta, evde, okulda, hastanede... Ama insanlar hâlâ beslenme kültürümüzü suçluyor. Oysa biz fastfood yiyoruz diye obez değiliz.
Biz yanlış yağ, hamur, sindirilmesi güç ürünleri yediğimiz için yakamıyoruz. Yakamadıklarımız depolanırken enerji yoksunu oluruz. Bu kadar büyük bir artış sadece ‘irade’ ile açıklanamaz. Kendinizi suçlamaktan vazgeçin! Çok yediğiniz için kilo almıyorsunuz.
1- Yanlış kilo verme modeli: İnsan fizyolojisine uymayan, “nehri tersine yüzdürten” diyetlere giriyoruz.
2- Gıdanın değişmesi: Koruyucu, katkı, GDO’lu yapı... Gıdanın ruhu değişti.
3- Pişirme ve üretim teknikleri: Mutfakta yağı yakıyoruz, kavuruyoruz, okside ediyoruz. Beden de bunu yakamıyor.

BU ARTIŞ NEDEN BU KADAR TEHLİKELİ?
Çünkü obezite artık çocuklara kadar indi. Eskiden orta yaş sorunu olan kilo, şimdi ilkokul çağında başlıyor. Obez bir çocuk, ileride kalp, şeker, tansiyon adayıdır. Bir de işin ekonomik boyutu var. Obezite, sağlık sistemlerini zorlayan bir yük haline geldi.
Ama en tehlikelisi şu: Obezite normalleşti. Herkes kilolu olunca, kimse kendini hasta hissetmiyor. Oysa bu, gümbür gümbür bir salgın. Genetik yatkınlık olabilir ama obezite kader değildir. Genetik bize sadece bir zemin hazırlar. Üzerine ne koyduğumuz tamamen bize bağlıdır. Aynı ailede biri obez olurken, diğeri olmayabilir. Farkı yaratan şey yaşam tarzıdır.

NASIL BİR YAŞAM TARZI OBEZİTEYİ TETİKLER?
Gece geç saatlerde yemek, sürekli kalori kısarak yaşamak, tek tip beslenmek, rafine yağlar, kavrulmuş gıdalar... İşte bunlar obezite genlerini uyandıran davranışlardır. Eğer obezite tamamen genetik olsaydı, bu tabloyu yüz yıl önce de görürdük. Ama obezite son 40- 50 yılda patladı.
Bu da bize şunu gösteriyor: Genler aynı, ama bizim yaşama şeklimiz değişti. Genetik, bir düğme gibidir. O düğmeye basan ise yanlış beslenme, hareketsizlik, sürekli aç kalma, yanlış diyetler ve stresli yaşamdır.

HER KİLOLU İNSAN OBEZ MİDİR?
Biz insanın kilosuna değil, vücudundaki yağın nerede ve ne kadar olduğuna bakarız. Ama her insan obez risk altındadır. Biraz kilo almakla, obez olmak aynı şey sanılıyor. Oysa kilolu olmak, vücutta yağın artmasıdır. Ama bu artış henüz vücudu hasta edecek boyuta ulaşmamış olabilir. Kişi hareket ediyordur, kan değerleri iyidir, nefesi yerindedir. Kilolu bir insan merdiven çıkarken zorlanmıyorsa, günlük hayatını rahat sürdürebiliyorsa, şekeri, tansiyonu, kolesterolü normalse obez değildir.
Obezite, vücudun artık bu yağı taşıyamadığı noktadır. Yani mesele kaç kilo olduğumuz değil, bu kilonun vücuda ne yaptığıdır. Obeziteyi sadece tartıyla ölçemeyiz. Bel çevresi, yağ dağılımı, kan değerleri ve yaşam kalitesi çok önemlidir. Obezite aynada değil, vücudun verdiği tepkilerde anlaşılır. Çabuk yorulmak, uykunun bozulması, gece horlama, göbekte sertleşme... Bunların hepsi obezitenin erken işaretleridir.
YARIN: KİMLER OBEZ, KİMLER KİLOLU?