Yanından geçip gidiyoruz ama kimse yüzüne bakmıyor! Bilim dünyası 100 tam puan verdi! Dünyanın en sağlıklı sebzesi yol kenarında kendiliğinden yetişiyor
Amerika Birleşik Devletleri merkezli saygın tıp kuruluşlarının yürüttüğü kapsamlı bir bilimsel araştırmada, tam 47 farklı meyve ve sebzenin mineral ve vitamin yoğunluğu mercek altına alındı. Kalori başına düşen besin değeri hesaplamasında tüm rakiplerini geride bırakarak 100 tam puanla dünyanın en besleyici bitkisi seçilen o sebze, Türkiye'de yol kenarlarında ve sulak alanlarda kendiliğinden yetişiyor. Ancak Türk halkının tüketim alışkanlıklarında neredeyse hiç yer bulamayan bu gizemli süper gıdanın bilinmeyen faydaları ve tüketirken dikkat edilmesi gereken ölümcül risk…

Amerika Birleşik Devletleri merkezli saygın tıp kuruluşlarının yürüttüğü kapsamlı bir bilimsel araştırmada, tam 47 farklı meyve ve sebzenin mineral ve vitamin yoğunluğu mercek altına alındı. Kalori başına düşen besin değeri hesaplamasında tüm rakiplerini geride bırakarak 100 tam puanla dünyanın en besleyici bitkisi seçilen o sebze, Türkiye'de yol kenarlarında ve sulak alanlarda kendiliğinden yetişiyor. Ancak Türk halkının tüketim alışkanlıklarında neredeyse hiç yer bulamayan bu gizemli süper gıdanın bilinmeyen faydaları ve tüketirken dikkat edilmesi gereken ölümcül risk…

İnsan sağlığına faydalarıyla öne çıkan bitkisel besinlerin doğru tespiti için dünya çapında yürütülen bilimsel çalışmalar, bazen yanı başımızda duran ama değerini hiç bilmediğimiz hazineleri ortaya çıkarıyor. Amerika Birleşik Devletleri merkezli Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (CDC) tarafından gerçekleştirilen son derece geniş kapsamlı ve derinlemesine bir bilimsel araştırmada, günlük hayatta sıklıkla tüketilen tam 47 farklı meyve ve sebzenin vitamin ile mineral yoğunlukları en ince ayrıntısına kadar incelendi.
Laboratuvar ortamında kalori başına düşen saf besin değeri üzerinden yapılan detaylı puanlama sisteminde, "su teresi" tüm rakiplerini açık ara geride bırakarak 100 tam puan aldı ve resmi olarak dünyanın en sağlıklı, en besleyici sebzesi unvanıyla listenin en zirvesine yerleşti. Ancak şaşırtıcı bir biçimde, böylesine devasa bir besin kalitesine ve yoğunluğuna sahip olan bu mucizevi bitki, Türkiye’deki geleneksel mutfak ve tüketim alışkanlıkları arasında kendine neredeyse hiçbir şekilde yer bulamıyor.

Tıp uzmanlarının ve biyologların su teresi üzerinde yürüttükleri laboratuvar analizlerinin sonuçlarına göre; bu yeşil yapraklı bitki insan vücudunun günlük ihtiyaç duyduğu K vitamini, A vitamini ve C vitaminini çok yüksek oranlarda bünyesinde barındırıyor. Bu zengin vitamin kompleksine ek olarak kalsiyum, magnezyum ve potasyum mineralleri açısından da tam bir depo vazifesi gören su teresi, özünde yer alan "glukosinolat" isimli özel bileşen sayesinde hücreleri koruyan inanılmaz derecede güçlü antioksidan nitelikler taşıyor. Toplam kalori oranının sıfıra yakın denecek kadar düşük olması, buna karşın barındırdığı besin yoğunluğunun maksimum seviyede bulunması, su teresini dünya tıp literatüründe süper gıdaların şampiyonu haline getiriyor.

Coğrafi koşullar ve iklim çeşitliliği göz önüne alındığında, Türkiye’nin Marmara, Karadeniz ve Akdeniz bölgelerindeki temiz akarsu yataklarının kenarlarında, doğal dağ pınarlarında ve sulak çayırlık alanlarda kendiliğinden, tamamen doğal bir biçimde yetişen su teresi, ne yazık ki iç pazarda hiçbir ticari karşılık elde edemiyor.

Ülke genelindeki tarım arazilerinde endüstriyel olarak seri üretimi gerçekleştirilmeyen bu bitki, doğada gören yerel halk tarafından da ekşi, keskin ve biberli tat benzerliği sebebiyle sıklıkla sıradan bahçe teresi veya roka ile karıştırılarak göz ardı ediliyor.

Sağlık uzmanları, su teresinin hücre yapısında saklı olan bu muazzam vitamin ve minerallerin hiçbir kayba uğramadan doğrudan vücuda alınabilmesi için bitkinin kesinlikle pişirilmeden, çiğ bir vaziyette salatalarda tüketilmesini önemle tavsiye ediyor.

Ancak bu noktada hayati bir uyarıda da bulunan uzmanlar; bitkinin doğadan toplandığı su kaynağının mutlak surette temiz olmasının kritik bir önem taşıdığını, endüstriyel veya hayvansal atıkların karıştığı kirli sularda kendiliğinden yetişen yabani su terelerinin insan sağlığı için çok ciddi parazit ve enfeksiyon riskleri barındırabileceğini net bir dille ifade ediyor.

Coğrafi koşullar ve iklim çeşitliliği göz önüne alındığında, Türkiye’nin Marmara, Karadeniz ve Akdeniz bölgelerindeki temiz akarsu yataklarının kenarlarında, doğal dağ pınarlarında ve sulak çayırlık alanlarda kendiliğinden, tamamen doğal bir biçimde yetişen su teresi, ne yazık ki iç pazarda hiçbir ticari karşılık elde edemiyor. Ülke genelindeki tarım arazilerinde endüstriyel olarak seri üretimi gerçekleştirilmeyen bu bitki, doğada gören yerel halk tarafından da ekşi, keskin ve biberli tat benzerliği sebebiyle sıklıkla sıradan bahçe teresi veya roka ile karıştırılarak göz ardı ediliyor.
Sağlık uzmanları, su teresinin hücre yapısında saklı olan bu muazzam vitamin ve minerallerin hiçbir kayba uğramadan doğrudan vücuda alınabilmesi için bitkinin kesinlikle pişirilmeden, çiğ bir vaziyette salatalarda tüketilmesini önemle tavsiye ediyor. Ancak bu noktada hayati bir uyarıda da bulunan uzmanlar; bitkinin doğadan toplandığı su kaynağının mutlak surette temiz olmasının kritik bir önem taşıdığını, endüstriyel veya hayvansal atıkların karıştığı kirli sularda kendiliğinden yetişen yabani su terelerinin insan sağlığı için çok ciddi parazit ve enfeksiyon riskleri barındırabileceğini net bir dille ifade ediyor.

