Zeynep Pia Bugay 'Şişkooo'yla ters köşe yaptı! 'Toplumun tamamı sonuna kadar şekilci'

Zeynep Pia Bugay, ‘Şişkooo’ adını verdiği romanıyla okuyucusunu epey sarsacak ve şaşırtacak. Kendisi de yıllarca kilo sorunu nedeniyle zorbalığa uğramış ancak bu aslında bir öz yaşam öyküsü değil. İçinde etkileyici bir kurgu var. Hatta bana sık sık, “Yazı yeteneği babadan mı miras acaba?” dedirtti. Çünkü aynı zamanda Yeşilçam klasiklerinin senaristi Umur Bugay’ın kızı. Zeynep’le yeni romanını, iç dünyasını ve daha fazlasını konuştuk.

OYA ÇINAR
oya.cinar@posta.com.tr
Kitapta neden tam adınızı kullanmadınız? Neden sadece Pia?
Geçen sene böyle bir karar aldım. Bugay soyadı üstünden, babadan gelen bir gücü devşiriyor denilemesin diye. Resmi olarak da ismimde bir mahkeme kararıyla değişikliğe gittim. Zeynep Pia Bugay oldu adım. Sonra yayın evimden de müsaade alarak sadece Pia’yı kullanmaya karar verdim.
Kitabın girişinde, “Kilosu sebebiyle insan muamelesi görmemiş, kapladığı alan yüzünden saygıdan yoksun bırakılmışlara” diyorsunuz. Siz hep böyle mi hissettiniz?
Ben uzun yıllar kilo problemi yaşadım. Burada direkt öz öykümü anlatmıyorum ama ben de bu sorunu yaşadığım için o duyguyu iyi biliyorum. Çok tatsız bir örnek vermek isterim. Bebek’te oturduğum için boğaz hattı üzerinde bir otobüse bindim bir gün. O zaman da epey iri yarıyım. Yan tarafımda oturan hanımefendi kalçalarımın genişliğinden rahatsız olup, “Çift ödeme yapsaydınız” demişti. Ben o gün ağlayarak otobüsten indim.

MİDE AMELİYATI OLMAK VERDİĞİM EN DOĞRU KARARDI
Kaç yaşına kadar kilo sorunu yaşadınız?
İlkokul, ortaokul, ergenlik, hep böyle geçti. 2014’te mide küçültme ameliyatı oldum. İyi ki olmuşum. Yarın çağırsalar yine gider olurum. Hayatımda verdiğim en doğru karardır. “Ben artık bu yükü taşımayacağım” dedim.
O zamana kadar kendinizi hep ‘cesur ve yalnız bir ruh’ olarak mı gördünüz?
Yalnız ama çok fazla yer kaplayan. Ve varlığıyla insanlar tarafından eğreti bulunan biri gibi hissediyordum. Ötekileştirildiğimi hissediyordum.
Son dönemde kadınlara tek tip eleştirisi çok yapılıyor. Bunu kadınlar da farkında olmadan besliyor olabilir mi?
Benim yıllardır kendi gözüme yaptırdığım bir egzersiz var. Dışarıda gözüme hoş gelmeyebilecek, artık benim beğeni nosyonum her neyse… Böyle bir şey gördüğümde kendime hemen ‘Beğenilecek bir şeyini bul’ diyorum. İnsanların birbirini görünüşleri üzerinden yargılamaması için de bunu çok doğru buluyorum. Bunu kendi kızıma da öğretmeye çalışıyorum. Bir yerden uzaklaşmak yerine oranın gerçeğini anlamak çok değerli bence.

“Kilolu insanlar sokağa çıkmasın” diyen bile var. Bunlardan hâlâ etkileniyor musunuz?
Valla zaten 300 kiloyla mutlu olan insan yoktur. Sağlık açısından birçok şeye engel bu ayrı bir konu ama bu şekilde konuşan, onu geçtim en basitinden, azıcık göbeği olana, “crop tişört giyemez” falan dedikleri durumları kabul edemiyorum. Bu yaklaşımı faşistçe buluyorum. Mesela ben size bakıp ne dedim az önce, “Anime gibisiniz. Ne güzel bir yüzünüz var.” Ama herkes aynı güzellikte olabilir mi? Olamayız ki zaten.
Kitabın kurgusu çok dikkat çekici. Kaleminiz çok etkileyici. Yazıyla nasıl bir ilişkiniz var?
Teşekkür ederim. Yazıyla benim yazdıkça derinleşen bir ilişkim var. Nicelik, nitelik anlamında da, temelde bir yeteneğiniz olabilir ama yazdıkça gelişiyorsunuz. Bu benim de kurgusal anlamda en beğendiğim kitabım.

TERS KÖŞE BİR DÜNYA YARATTIM
Entelektüel bilgi de gerektiriyor. Kurguyu tam olarak nasıl tasarladınız?
Benim arka planda, kendi özel merakımdan ötürü teolojik ve ezoterik bir dolu eğitimim var. Sürekli olarak araştırıp, okuyup o farklı öğeleri birleştirerek, sıradan düşündüğümüz bir başlığı bambaşka katmanlarda anlatabilmek istedim. İçine doğru bir şişmanlama öyküsü yazmanın çok farklı olacağını düşündüm. Dışı değil de içi şişko bunun yani.
Adı ‘Şişkooo’ olmasa daha çok kitleye ulaşmaz mıydı sizce?
Hani gideriz İtalya’da bir apartmanın içine girince hiç beklenmedik bir avluya çıkarız ya… O ters köşeyi özellikle istedim. O yüzden aslında ‘içine doğru şişko’ ifadesini kullanıyorum. Bir de biz galiba duygusal olarak zayıf bulduklarımıza karşı o gücü daha çok kullanıyoruz. Yani düşünsenize, kim Fatih Sultan Mehmet’e gidip de ‘karga burun’ diyebilir? Ama günümüzde herkes herkese, ‘git şu burnunu yaptır, şu memeni yaptır’ deme cüreti buluyor.

BENİM ADIMA ÇEVREM UTANIYORDU
Aile içinde bunu nasıl yaşadınız?
Çok güzel insanlardı. Babam gençliğinde çok yakışıklı bir adamdı. Annem çok güzel bir kadındı. Abim de aynı şekilde. Yani ailenin genetiği bayağı güzeldi. O yüzden aile içinde böyle konular gündem olmazdı. Bana karşı da asla yargılayıcı olmadılar.
Yeme bozukluğu yaşayan oyuncu bir arkadaşım her yemek yediğinde kendini kirlenmiş hissettiğini söylemişti. Siz de böyle mi hissediyordunuz?
Ben böyle hissetmedim ama benim adıma çevrem utanıyordu benden. Bu da garibime gidiyordu çünkü ben yemek yerken mutlu olan, keyif alan bir insandım. Bunda nasıl utanılacak bir şey olduğunu anlamıyordum. Ama eşim benim adıma bunu hissediyordu mesela. Ve eski kayınvalidem. Ben hamile kaldığımda sürekli beni “Kaç kilo aldın?” diye arardı. “Nasılsın, iyi misin?” demezdi. Sonra çıkıp herkes ‘hiç şekilci değilim’ diyebiliyor. Nasıl değilsiniz? Sonuna kadar şekilcisiniz işte. Toplumun tamamı sonuna kadar şekilci.

ARTIK KİMSE İÇİN HARCAYACAK BİR ŞEYİM YOK
Yeniden evlenmek gibi bir fikriniz var mı?
Hiç istemiyorum. Yakın zamanda bir arkadaşıma şunu söyledim. “Ben kendi düzenimi asla bozamam. Farklı bir eve bile taşınamam. Hani Anadolu’da yüz görümlüğü diye bir adet vardır ya. Ben bundan sonra ancak bunu yapacak biriyle olurum. Bunu yatıracak ki ben onun ciddiyetini anlayacağım. Çünkü ikili ilişkilerimde kendi toprağımı çok çiğnettim ve maddi manevi çok fazla verdim. Özetle artık kimse için harcanacak bir şeyim yok.

EN TATSIZ ANLARDA BİLE NEŞEMİ KORUMAYI BABAMDAN ÖĞRENDİM
Babanız Umur Bugay Türkiye için değerli bir isimdi. Onu nasıl anlatırsınız?
Babam bir baba olarak çok eli açık, neşeli ve belki de haddinden fazla anlayışlı bir insandı. Bir patron olarak ise beni ortağı da olduğum firmada her türlü ayak işini yaptırarak çok süründürdü, işte ciddi sınırları olan birisiydi. Ondan öğrendiğim en değerli şey; en tatsız anda bile şaka yaparak, durumun üstesinden gelebilme becerisidir. Dertlense de etrafını karartmamayı seçen birisiydi babam.