Gucci çizmelerle çiftlikte keçi besliyor

Gucci çizmelerle çiftlikte keçi besliyor

Hukuk mezunu Funda Özer Baltalı her gün uçakla İzmir'e işe gidiyor, hayvancılık yapıyor

29 Ocak 2012, Pazar 05:00 Son Güncelleme:
YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Röportaj: Betül ARK

betul.ark@posta.com.tr

Funda Özer Baltalı, marketlerin raflarında üzerinde ‘Yüzde 100 keçi peyniri’ yazan, içinde hiçbir katkı maddesi kullanılmayan Baltalı keçi peynirlerinin yaratıcısı... Onun neredeyse her gün sabah İzmir uçağına binip Seferihisar’n Düzce köyüne gittiğini, akşam da yine uçakla İstanbul’a döndüğünü düşünürseniz, yaptığı işe ne kadar gönül verdiğini de anlam olursunuz. Hayvancılık bir erkek işi olsa da, Funda Hanım bu sektöre idealist bir kad n eli değdiğinde, keçi çiftliğinin ve buradan çıkan ürünlerin ne kadar özenli ve farkl olabileceğini gösteriyor...

Neden Seferihisar?

Yaklaşık 500 senedir bir yeme içme kültürü var Seferihisar’da. Ben de buralıyım. Burada bilinen en eski peynir Armola. Eskiden yoksul çobanların yaylaya çıkarken hazırladıkları keçi peynirinin adı. O zamanlar klasik peynirler yapılır, insanlar dağa çıkarmış. Bir yerlere gider sonra mevsimin sonu geldiğinde dönerlermiş. O zaman bu peynirlerin kırıntıları kalır ve keçi sütünün tekrar çıkma zamanı gelirmiş. Kalanları ezerek, taze sütle karıştırarak bir peynir elde ederlermiş. Rahmetli annem ve bütün büyüklerimiz yaparlardı. Kırıntı deyince yanlış anlaşılmasın, kalan peyniri ya da kestiğiniz zaman dökülenleri kastediyorum. Annelerimiz bunlarla sigara böreği yapar, salataya koyardı.

Doğayla iç içe olmayı seviyorsunuz...

Çok. 110 dönümlük arazinin 30 dönümü keçi çiftliği, geri kalanın tamamında 2500 tane zeytin ağacım var. En son aldığım yerde 160 ağaçlık bir mandalina bahçem var. Zeytinyağı tankım klasik, bir tane daha alıyorum. Eski usul sıktırıp, yaptırıyorum. Baktığınızda bulanık, hakiki zeytinyağı bulanık, hatta mattır.

Ağaçlardaki torbalar ne işe yarıyor?

Burada her şey doğayla uyumlu. Ağaçlara asılı torbalar, sinekleri tutmak için. Kimyasal spreyle sinekleri kovmaya kalkarsam bu ahenk kaybolur. Çünkü bu katkı keçiye de geçer, keçinin sütüne de. Torbaların içinde şekerli su var. Bir denetleme şirketi onları kontrol ediyor, bu su sinekleri içine çekiyor, hapsediyor. Suyu da doğal biçimde temizleyip sulama yapıyoruz.

Neden bu yolu seçtiniz? Her şey iş yapıp para kazanmak değil. Bu bir emek işi. Ben iyi bir aileden geliyorum, iyi bir eğitim aldım. Bunları yapabilme imkanım da var. Beni görenler parası var yapmış diyebilir. O zaman her parası olan yapsın göreyim!

Aynı zamanda çiftlikte çalışırken de çok bakımlısınız!

Ben bir kadınım ve güzel şeyleri seviyorum. Bakımlı olmayı, bunun yanısıra; iyi giyinmeyi ve iyi yaşamayı seviyorum. Bu çiftlik için ilk Gucci çizme aldım, burada her gün giyiyorum ve dışarıda asla giymiyorum. Çünkü ortam çok steril olmak durumunda...

Hukuk okudunuz, neden bu iş?

Ben daha önce de yaptığım deri işinde çok başarılıydım. Dünyaca ünlü markalara tasarımlar yapıyordum ama baktım Türkiye bir tasarım ülkesi değil, bir marka yaratmışlığı pek yok. Bana göre Türkiye tarım ve hayvancılık ülkesi. Ama bunu söylerken, geleneksel şeylerin dışında bir şeyler yapmak istedim. İnsanın adını bir yerlerde görme hevesi de var tabii; ama altı dolu olmalı. Migros’a gider, kendi reyonumun karşısına geçer, bakarım, hoşuma gider.

Her iş günü sabah evden çıkıp, arabaya biner gibi uçağa binip işe gitmek nasıl bir duygu?

Her gün İzmir’e gelip gitmek, İstanbul’da bir insanın işe gidip gelmesinden daha kolay. Şoförüm gelip alıyor, havaalanına gidiyorum. Bunun bir zorluk olarak algılanmasına karşıyım. Kaldı ki, nasıl eğlenceli. Bir o kadar da sosyal oluyorsunuz. Uçak arkadaşlarım var, yeni insanlar tanıyorsunuz.

Bu çiftliği nasıl kurdunuz?

Bir çiftlik buldum Hollanda’da ve oraya gittim. Elimde Hermes çanta, tektaşım, ama üstümde kocaman bir tulum. 25 yaşında gencecik bir çocuk çiftliğin sahibi. Anne ve babasıyla yaşıyor, yeni nişanlanmış. 1200 tane keçiye bakıyor. O kadar hayran kaldım ki neredeyse evlat edinecektim. Her sabah aynı saatte kalkıyor, ben de tabii. Hayvanları sağıyor, tek başına üstesinden geliyor. Keçileri çok eğitimliydi. Benimkiler de öyle olacak sandım!

Nasıl oldu sizin keçiler?

Kurdum sağımhaneyi. Keçiler birbirinden güzel ve bakımlı... Ama tam tabiriyle keçi! Eğitim sıfır, tam bir keşmekeş içindeyiz. Yemlenirken, hiçbir şekilde sıraya girmiyor bizim keçiler. Birbirlerine tos vuruyorlar, sürekli dövüşüyorlar. Yem arabası geçiyor, keçiler farkında değil! Hollanda’daki inekler düzgün sıraya geçip yiyor, bizde keçiler birbirini yiyor ve aç kalıyorlar. Çağırdım Hollanda’daki çiftliğin sahibini... “Nişanlını da al gel. Keçilere anan baban baksın. Geldi baktı, bir nesil sonra düzelirler, eğitmek lazım dedi. Aynen öyle oldu. Şimdi yem arabasının sesini duyan keçiler sıraya giriyor. Eğitimle oldu, bizim keçiler inatçı, cahil. İyi bir eğitimle hepsi yola geldi sonunda!

“Bizde eğitim yeterli değil birçok işyerinde” diyorsunuz...

Türkiye’de iş yerlerindeki verimsizlik, sadece benim sorunum değil. Daha önce yaptığım deri işinde de bu başıma geldi, Portekiz’den daha pahalı çıktık. Portekiz’deki adam alıyor 3000 Euro. Benimki 800 TL. Nasıl oluyor bize daha pahalıya mal oluyor işçiler? Bunun için Almanya’dan bir uzman getirdim. “Neden pahalıyız bir bak” dedim. Raporu yazdı yolladı: İşçilere sağlık kontrolü yaptırın. Alman işçisi acil durumlar dışında tuvalete bir kez gider, sizde mesai 8’de başlıyorsa 10 geçe gitmeye başlıyor ve 6 kez gidiyor. Bu bir böbrek rahatsızlığı demek. 4 dakika sürüyormuş bir gidiş. 6 kez gitse yarım saat gitti. Mesainin 8 saat olduğunu düşünürsek. Bu rakam korkunç. İlginç değil mi?

Neydi amacınız bu çiftliği kurarken?

Benim esas bilinmesini istediğim, sağlıklı ürünler. İnsanların ne yediğini bilmesi. Ben o yüzden bu zincirin başından başladım. Keçilerim için yonca almaya Nazilli’ye giderim. Yonca, hayvanlara verilecek en doğal besindir.

Yaptığınız iş aslında erkek işi...

Bu iş erkek işi diye bilinir, ancak unutmamak gerek, Türkiye’de hayvanlara köylerde kadınlar bakar. Sahibi kimdir? Erkekler. Aslında bakan kişinin sahibi olması gerekmez mi? Ben hem sahibiyim, hem bakan! Bu sektöre, bir kadın ve anne dokunuşu getirmek istiyorum.

Peki, neden keçi sütü?

Keçi sütü en sağlıklı süt. Anne sütüne en yakın süt. Bir de iyi bir şey yapayım, insanlar da beni hatırlasın istiyorum. Burada doğru beslenmeyle, doğru genetikle Hollanda’yı da geçeriz ama bütün mesele bunu düzgün yapmak. Ben hayvan falan ithal etmeyeceğim, ben Kanada’dan sperma getirdim. Burada benim elediğim en sağlıklı hayvanlarla suni tohumlama yaparak Hollanda ortalamasının üstünde süt alıyorum. Keçi doğal organiktir. Başka hayvanlarda olduğu gibi hormon ver, sütünü arttır yapamazsınız, hayvan ölür.

Daha ilerisi için ne düşünüyorsunuz?

Şimdi bana bağlı çiftlikler kuruluyor. Buradan giden hayvanın süt verimi belli, beslenmesi belli, aşı programı belli. Bunlara sağlıklı olarak bakmak, sağmak ve sütünü de bana satmak şeklinde bir zincir oluşturuyorum. O noktada kendi çağımda bir sosyal sorumluluk projesi geliştirdim. Ne olacak bu kadınların hali diyerek, somut bir şey yapmam lazım dedim ve planımı devreye sokmaya karar verdim. Bu yıl mayıs ayından itibaren bizim çiftlikten hayvan satışı başlayacak. Aslında biz bunları büyük bağlı çiftliklere satıyoruz.

Sosyal sorumluluk deme sebebim, bizim için hiç ticari olmayan bir şey ama olsun. On tane köylü kadını belirledik bu civarda, onlara 10’ar tane hayvan verilecek çiftlikten. Onlara nasıl bakılacak, nasıl beslenecek her şey anlatılacak. Sonra onların sütlerini gidip toplayacağız. O sütleri de açıklanan fiyatları üzerinden 10 krş. fazla fiyat vererek alacağız. Sadece kadın oldukları için. Onlar için 700-800 TL. gibi bir aylık gelir çıkıyor ki, bir köy için çok iyi bir rakam bu. Evde oturacak, çocuklarını da okula yollayabilecek. Tek şartımız, paranın gittiği kaynağın kadın olması!

(22.01.2012 tarihli Pazar Postası'ndan alınmıştır.)

Sıradaki haber yükleniyor...
holder
SIRADAKİ HABER The Queen's Gambit'in ikinci sezonu gelecek mi?