Hiçbir kadına yalan söylemedim hepsi diğerini biliyordu

Ferdi Tayfur, filmlerine ve şarkılarına taş çıkartacak hayatını anlattı

22 Eylül 2013, Pazar 05:00
A A
Hiçbir kadına yalan söylemedim hepsi diğerini biliyordu

70’lerde Türk halkı ‘arabesk’ adlı yeni bir tür müzikle tanıştı. Ferdi Tayfur’la ilk bütünleşmesi ise 70’lerin sonunda oldu. ‘Hadi gel köyümüze geri dönelim, Halime’nin düğününde halay çekelim’ ya da ‘Bu kadeh senin şerefine emmoğlu’ diye başlayınca şarkıya, yer yerinden oynardı. Müziği kadar aşkları, birliktelikleri de konuşuldu.

RÖPORTAJ: SERAL CUMALI

seral.cumali@posta.com.tr

15Kasım 1946’da Adana’da Nezihe Abla’nın tek gözlü odasında yoksul bir ailenin çocuğu olarak doğdum. Annemin adı Şerife, babamın ‘Beyköylü Cumali’. Bir ağabeyim 6 yaşında zehirli sıtmadan ölmüş, adı Tayfur’muş. Babam oğlu ölünce kendini içkiye vermiş. Öyle bir kötü durumdaymışız ki, annem beni doğurmak istememiş. Aldırmayı kafasına koymuş ama yaşadığı ıstıraptan unutmuş. Zorunlu olarak doğduğum zaman da ölen oğullarının adına Ferdi eklemişler, Ferdi Tayfur olmuş adım. Dublaj sanatçısı Ferdi Tayfur’un adı... Ferdi Tayfur Turanbayburt.

‘Babam askerden döndüğü gün pavyonda öldürüldü’

Oyuncağım olmadı. Tek gördüğüm, bir dükkandaki üç tekerlekli bisikletti. Gidip gelip bakardım. 6 yaşındaydım, babam, annemi, beni, ağabeyim Sermet’i, kardeşlerim Nafia ve Nerime’yi bırakıp göçtü bu dünyadan. Askerden döndüğü gecenin sabahıydı. Anneme 1 lira verdi, “Şerife, bu parayla malzeme al, ben de akşam et getiririm çiğ köfte yaparsın, çok özledim” deyip evden çıktı. Gidiş o gidiş.

Babam yakın arkadaşlarını kıramamış, gündüzden başlamışlar içmeye. Akşam da Marmara Bar adlı pavyona gitmişler. Pavyonda eskiden tanıdığı bir çiftlik ağası ve adamlarıyla kavga etmişler. Babamı 10- 12 kişi aralarına almış. İçlerinden bir ayı bıçağı çekip babamın sol böğrüne sokmuş. 7 gün hastanede yattı, ama kurtulamadı. Annem, babamın mezarının başında kavrulan yüreğinden şu dörtlüğü söylüyordu: ‘Bre hoca, bre hoca/ Yarimi yatırma uca/ Gece yarası sızlarsa/ Doktor gelmez bura...’ Herkes ağlıyordu, ben de ağlıyordum. Babam anneme benim için, “Bu çocuk ileride paşa olacak. Ceketimi satar onu okuturum” dermiş. Kader diyelim, babam ölünce okuyup paşa olamadım ama halkın kalbini kazanmış bir sanatçı oldum.

‘Dul annem, erkekler rahatsız edince evlendi’

Babam ölünce kalakaldık. Teyzelerim dışında, kimse bize sahip çıkmadı. Genç yaşta 4 çocukla dul kalmıştı anam. Çaresizlikten bizi evlatlık verecek birilerini aradı ama kimse çıkmadı. Genç, yörük güzeli, dul bir kadını rahat bırakmadılar. Bu nedenle annem evlenmek zorunda kaldı. Evlendiği adam Siverekli Şehmuz Sütçü’ydü. Kasaptı, ama başkalarının yanında çalışmayı kendine yediremezdi. Ama yaşamamız için para gerekiyordu.

Babalığımın bulduğu bir işe girdim, şekerci dükkanında çırak oldum. Kazandığım 5-10 kuruş bugüne kadar kazandığım milyonlardan daha değerliydi. Çünkü o parayla şeker alırdım. O şekerlerin tadını sabaha kadar ağzımda taşırdım. Okumayı çok seviyordum ama okula gidememiştim; okumayı şekercide çalışırken bir hamal öğretti bana. İlk okuduğum kelime de Adana’dır. Ama okusaydım sanırım sanatçı olmazdım. 10 yaşında pamuk tarlalarında kazma sallar oldum; annem, abim Sermet, ve üvey babamla. Türkü, şarkı söylediğimde herkes beni dinler, alkışlardı.

‘Adana’da ırgattım İstanbul’da milyonların sevgilisi oldum...’

17 yaşında ırgatlık yaparken düğünlerde şarkı söyledim. “Bu çocuğun sesi ne güzel, galiba ses sanatçısı olacak” derlerdi. Bir gün yerel gazetede, Adana Radyosu’nun müzik yarışması ilanını gördüm. Birinciliği kıl payı kaçırıp ikinci oldum ama radyoya gidip gelmeye başladım. Babalığım, beni engellemek istiyor, “Sen bir baltaya sap olamazsın” diyordu. Ben de İstanbul’a gelip Lunapark Gazinosu’nda iş buldum. Nurten İnnap’a bağlama çalıyordum. Sonra ‘Leyla’ adlı plak doldurdum. 500 lira kazandım.

Besteler yapıyordum. 1974 yılıydı; hala nikahlı olduğum Zeliha ile mütevazı bir törenle evlendim. İlk plağım iyi sattı ama para sıkıntısı çekiyorduk; mobilyaların taksitleri vardı. Elenor Plak’ın sahibi Atilla Alpsakarya iki bestemi Gülden Karaböcek’e okutmak istedi, hemen verdim. Benim de plaklarım art arda geldi. ‘Susadım çeşmeye varmaz olaydım’ şarkısı bana önüne geçilmez bir yükseliş sağladı. 1977’de ilk filmim ‘Çeşme’ vizyona girdi, ortalık karıştı. Avantür ve seks filmlerinin seyirciyi kaçırttığı günlerdi. İşte bu günlerde çıktım ben.

‘İlk 15 yaşında aşık oldum...’

15 yaşında bir düğün gecesinde köyün öğretmenine aşık oldum. 20 yaşında esmer, uzun boylu bir kızdı. O gece konuştuk ilk kez. Bir gün okulun penceresine yanaştım onu görmek için. Beni görünce öfkeden çıldırdı. Beni azarladı, neredeyse kovuldum. İlk aşk ıstırabımdı. Yıllar sonra Adana’da rastladım, konuştuk. Hep bir sırrı olduğunu düşündüm.

16-17 yaşlarındayken bir beraberliğim oldu; o beraberlikten Timur adlı bir oğlum var. 1973’te de Zeliha ile nişanlanmıştım; bu nişanda ailemin isteğinin rolü büyüktü. Bir yıl sonra evlendik, iki kızım (Tuğba ve Funda) oldu. Artık şöhretliydim. Ailemi İstanbul’a getirtip bir ev tuttum. 1977’de çevirdiğim ‘Çeşme’ filminde rol arkadaşım Necla Nazır’dı. Kara sevda temalı öyle bir aşk filmiydi ki. Kamera karşısında aklın alamayacağı bir aşk yaşanıyordu. Biz de aşık olduk.

‘Evli olduğumu Necla biliyordu’

Necla’yla birbirimize aşık olduğumuzda evliydim, kızım Tuğba vardı ve eşim Zeliha ikinci kızım Funda’ya hamileydi. Çekimden dönerken Eskişehir üzerinde yemek molası verdiğimizde bunu Necla’ya söyledim. Ablası Güler de vardı masada; iki kardeş bakıştılar. Bir esinti olduğunu hissettim. Ben hayatım boyunca hiçbir kadına yalan söylemedim. Çünkü beni ve kardeşlerimi kanatları altında bir kadın büyütmüştü. Kız kardeşlerim ve teyze kızlarım var. Necla ile 30 yıl birlikte olduk, bir kızım (Tuğçe) daha oldu bu beraberlikten. Ayrılmak için 20 sene kızım büyüsün diye bekledim. Defalarca ayrıldım Necla’dan ama kimse duymadı. 2007’de tamamen ayrıldık.

‘Marmaris’te Ümyani ile birlikteyim oğlumuz bu yıl okula başladı’

Ümyani ile beraberliğimiz söylendiği gibi 15 sene olmadı. Necla ile son ayrıldığım yıl olan 2007’de Gaziantep’te ‘Yertsiz Yurtsuz’ dizisinde çalışırken, Ümyani ablasını ziyarete geldiğinde ve bana uğradığında beraber olduk. Daha önce tanıyordum ama uzun zamandır tanıyor olmak, birlikte olmak değildir. Şu an bu hanımla birlikteyim ve ondan Taha adında bu yıl ilkokula başlayan bir oğlum var. Marmaris’te bir yaşam kurduk. Nikahım hâlâ ilk eşim Zeliha’da. Benim geldiğim memlekette insanlar sözlerine sadıkdır.

Bu arada art arda sağlık sorunlarım oldu, hastalıklar yaşadım. Tek düşündüğüm artık sağlığım ve huzurum. Bir garip Ferdi Tayfur’um işte, felsefem bu. Babam rahmetli, erken askerliğimizi yapalım diye erkek evlatlarının doğum tarihlerini birer yaş büyük yazdırmış. Neyse, az yaşa çok yaşa sonun kara topraktır. Önemli olan bu kubbede hoş bir sada bırakmaktır...

(15.09.2013 tarihli Posta Karnaval ekinden alınmıştır.)

 

 

SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

;
Sıradaki haber yükleniyor...