Hira Koyuncuoğlu: Kıskançlık rahatsız edici bir duygu. İnsanın sevgilisini kıskanması bana komik geliyor

Hira Koyuncuoğlu: Kıskançlık rahatsız edici bir duygu. İnsanın sevgilisini kıskanması bana komik geliyor

Yetenekli, güzel ve ne istediğini biliyor. Tesadüfen oyuncu olanlardan değil. “Hedef odaklı bir insanım, başka bir mesleği aklımdan bile geçirmedim” diyor. Hira Koyuncuoğlu, yeni dizisi ‘Maria ve Mustafa’ da Nisan rolüyle ekranlarda. Hem yeni projesini hem onun kendi yolculuğunu konuştuk. Diyor ki: Aşka en yakıştırdığım tabir yol arkadaşlığı. Ama kıskançlık çok rahatsız edici bir duygu. Bana, beni kıskandığını hissettiren insandan direkt uzaklaşırım. Oya Çınar / oya.cinar@posta.com.tr

03 Ekim 2020, Cumartesi 07:01 Son Güncelleme:
YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Yeni diziniz ‘Maria ile Mustafa’, bu hafta beşinci bölümüyle gelecek ekrana. Nahif bir hikayesi var dizinin. Geri dönüşler nasıl? Mutlu musunuz?

Her şey çok iyi, çok güzel ilerliyor. Bunun heyecanını ve mutluluğunu yaşıyoruz ekip olarak. Geri dönüşlerden de çok memnunuz. Karantina sonrası tempolu bir sürecin içine girdik. Çalışmayı çok özlediğimin farkındaydım ama içinde olmak bambaşka.

Zorlandınız mı o süreçte? Nasıl geçirdiniz karantinayı?  

Aksine, ilginç bir şekilde çok keyifli geçti benim için. Yalovalıyım ben. Karantina sürecinde İstanbul’da değildim zaten, ailemin yanındaydım hep. Onlarla vakit geçirmek çok güzeldi. İnsanın doğduğu, büyüdüğü yerde olması özellikle böyle zamanlarda bir güven veriyor. Bir de ben yapı olarak, şartlar ne olursa olsun kolay adapte olabilen bir insanım. Kolay kolay evham yapmam. Bir şekilde sakinliğimi korurum. Negatif enerjiyi çekmedim hiç üzerime. Eğitim sistemi Online’a döndü malum. Reklamcılık okuyordum. Derslerimle ilgilendim, okulumu bitirdim.

Şu an set ortamında nasıl hissediyorsunuz?

İşe başlarken de hiç endişe yaşamamıştım, şu an daha da rahatım çünkü her türlü sağlık önlemi alınmış durumda sette. Bu virüs bir şekilde tamamen bitene kadar şimdilik hayatımızın bir parçası ve ona dikkat ederek devam etmek zorundayız. Böyle bakıyorum.

OYUNCULUKTA PİŞMEK DİYE BİR ŞEY YOK

‘Maria ile Mustafa’yı ekrandaki diğer işlerden ayıran, içinde yer almaktan bu kadar mutlu olmanızı sağlayan nedenler neler? 

Geleneksel ve modern kültürün harmanlandığı çok nahif bir hikayesi var ‘Maria ile Mustafa’nın. Aslında bir aşk hikayesi ama her karakter çok iyi işlenmiş, hepsinin ayrı derinlikleri var. Ben senaryoyu ilk okuduğumda büyülenmiştim. Resmen soluksuz okudum. Her şey çok kusursuz kaleme alınmıştı.

Nisan rolünde izliyoruz sizi. Nasıl bir bağ kurdunuz Nisan’la? Empati yapması kolay bir karakter mi sizin için?

Çook! Hatta çok yanımızı benzetiyorum onunla. Nisan ailenin son kurşunu, evin en küçük kızı. Bir ablam, iki abim var. Kardeşlerime ve abime çok bağlıyım. Ailesine bu kadar bağlı olmasını çok benzetiyorum kendime mesela. Çok derin bir kız. Hayalleri hedefleri ve değerleri olan, çok akıllı bir kız. Ama Nisan kendi içinde yaşıyor biraz. Ben Hira olarak daha dışa dönük biriyim. Duygularımı daha kolay belli ederim. O yanımız biraz farklı.

Çok güzel projelerde izledik sizi daha önce ama yine de çok başındasınız aslında birçok şeyin. Siz kendinizi nerede görüyorsunuz?  

Kesinlikle ben de çok başında olduğumu hissediyorum. Her gün yeni bir şey öğreniyorum. Oyunculukta pişmek diye bir şeye çok inanmıyorum. Öğrenme süreci hep devam ediyor. Uçsuz bucaksız bir dünyası var oyunculuğun. Hep öğrenci gibi hissediyorum.

Şanslı buluyor musunuz kendinizi?

İnsanın seçimleri de çok belirleyici; şansımızı biraz kendimizin yarattığını da düşünüyorum ama şanslı olduğuma da çok inanıyorum. Şu ana kadar hep çalışmayı çok istediğim yönetmenlerle çalıştım. Mesela bu işte yönetmenimiz Faruk Teber çok hayran olduğum, hep çalışma hayali kurduğum bir isimdi. Öncesinde de hep böyle gelişti.

Şu an ekranda çok farklı güzel işler ve çok güzel karakterler var. Sizin iştahınızı nasıl roller kabartıyor genelde?

Aslında her yeni iş benim iştahımı çok kabartıyor. Sadece kendi oynadığım karakter değil, bütün olarak farklı bir dünyanın içine girmek, o dünyayı keşfetmek fikri çok güzel. Kendi sınırlarımı zorlamamı sağlayacak, gerçekte Hira olarak bana çok zıt, kıyısından bile hayal edemediğim bir hayatın içine girmeyi çok isterim.

Başa dönersek, nasıl bir çocuktunuz? Oyunculuk merakınız ne zaman, nasıl başladı?

Kendimi bildiğimden beri sadece oyuncu ve dansçı olmaktı hayalim. O yüzden tam olarak hayallerimi yaşıyorum. Hep okul gösterilerinde, sahnede büyüdüm. Küçük yaştan itibaren dans etmeye başladım. Hani o klasik deyim vardır ya, “Sahne tozunu yutan bir daha kopamaz” denir. Benim için de öyle oldu. Bir daha kopamadım. Genellikle çocuklar evcilik oynar, benim oyunum televizyonda izlediğim dizi ve film karakterlerini annemin karşısında canlandırmaktı. O hazzı hayatta başka hiçbir şeyden alamayacağımı o zamandan hissediyordum.

CİDDİ BİR SİBER ZORBALIK VAR

Ekranda çok fazla güzellik takıntısı yaşayan oyuncular izliyoruz. Yabancı dizilerde ve filmlerde bu pek rastladığımız bir durum değil. Onlar ağlarken gerçekten ağlıyor, gerçekten burunları akıyor… Bizde ağlayanların makyajı bile bozulmuyor…

Çok haklısınız, bazı oyuncuların çok fazla güzellik takıntısı var ama aslında yavaş yavaş değişiyor bence. Bu, biraz bizim toplumumuzda, özellikle sosyal medyanın da dayattığı bir algı. Sanki seyirci bizi hep o halimizle görmek istiyormuş gibi çok yanlış bir düşünce hakim. O yüzden oyuncu gerçekten birçok şeyi aşmak zorunda. Bir kere çelik gibi sinirleri olması gerekiyor.

Ciddi bir siber zorbalık var. Herkes o alandan size her şeyi söyleme hakkını kendinde görüyor. Birine düpedüz “Çirkinsin” ya da “Kilolusun” deme cüretini nasıl bulduklarını gerçekten anlamıyorum. Ciddi bir toplumsal baskı var. Bu da ister istemez oyuncunun bilinçaltına işliyor olabilir. Ama oyunculuk güzellik algısının çok ötesinde. Bu mesleği yapan herkesin bunu bir şekilde aşması, çözmesi gerekiyor. Çünkü o sahtelik ekrandan direkt yansıyor seyirciye.

Siz üzerinizde böyle bir baskı hissediyor musunuz?

Ben bu algının ne kadar yanlış olduğunun bilincinde olduğum için hiç o hisse kapılmadım. Oynarken tek konsantrasyonum o sahnenin duygusunu doğru verebilmek oluyor. Onun dışında “Acaba şu an kamerada nasıl görünüyorum?” gibi sorular aklımın ucundan dahi geçmiyor.

SOSYAL MEDYAYI ZORUNLULUKTAN KULLANIYORUM. MESAJ OKUMAM, DM KUTUMA BAKMAM

Sosyal medyada bir oto sansürünüz oluyor mu?

Ben teknoloji çocuğu olmadım hiç. Şimdi de sadece zorunluluktan, hatta biraz baskıyla kullanıyorum. Bir şekilde o alanda da olmak zorundayız hissini saymazsak, herhangi bir şey paylaşırken kesinlikle baskı hissetmiyorum. Çünkü fotoğrafı koyuyorum ve direkt çıkıyorum.

Hiç yorumlara bakmıyor musunuz?

Onu da yorumları kapatarak çözdüm.

DM’den yazılanları merak edip baktığınız olmuyor mu?

İnanın oraya da hiç bakmıyorum. Çok uzak olduğum bir alan sosyal medya. Gerçekten sadece fotoğraf koymak için kullanıyorum. Böyle olduğu için de çok mutluyum. Oradaki kötü enerjiyi çekmiyorum üzerime.

NASIL GÖRÜNDÜĞÜME DEĞİL NASIL OLDUĞUMA KAFA YORUYORUM

Genellikle bazı insanlara bakıp “Güzel”, bazılarına “Sempatik”, bazılarına “Seksi” deriz. Sizde hepsi var.

Çok teşekkür ederim, utandım ama çok mutlu oldum.

Siz de kendinizi böyle görüyor musunuz?

Buna cevap vermek çok zor. Ama şunu samimiyetle söylüyorum. Nasıl göründüğümden çok nasıl olduğuma kafa yoruyorum.

Olduğunuz o hali nasıl anlatırsınız peki?

Hayalleri için sonuna kadar çabalayan, bazen çok güçlü, bazen kırılgan, öğrenmeye hep aç, kendine, insanlara ve doğaya saygılı; aile kavramının çok önemli olduğunun farkında ve sevginin her şeyi halledeceğini düşünen biriyim.  

YAPTIĞIM İŞİ EN İYİ ŞEKİLDE YAPARIM, BU KONUDA İDDİALIYIM

Oyunculuk iddia gerektiren bir iş. Kendinizi iddialı buluyor musunuz?

Göreceli bir şey aslında. Hep yaptığım işi en iyi şekilde yapma çabasındayım. Sadece oyunculukta değil, yaptığım her şeyde böyle. Bir yemek yapıyorsam onu da en iyi şekilde yapmak isterim. Buna iddia diyeceksek bu konuda iddialıyım.

İnatçı mısınız? Hangi konularda sonuna kadar inat edersiniz?

Hedef odaklıyım. Çocukluğumdan beri hayallerimin peşinden hiç vazgeçmeden koşmam da buna bir cevap sanırım.

AŞKA EN YAKIŞTIRDIĞIM TABİR: HAYAT ARKADAŞLIĞI

Aşk hayatınızın neresinde? Aşkı nasıl tanımlıyorsunuz?

Aşk hep benim yanımda, hep elimi sımsıkı tutan bir yerde. Beraber yürüdüğüm, yol arkadaşlığı yaptığım, hayatı paylaştığım, saygı duyduğum, beni çoğaltan bir his. Bir tanımı yok aslında ama aşka en yakıştırdığım tabir hayat arkadaşlığı. Birlikte yürümek, o yolda yeni şeyler keşfetmek… Bunu çok değerli ve heyecan verici buluyorum.

Çok aşık olduğunuzda fedakarlık yapar mısınız?

Kendi kişiliğinden, benliğinden ve seçimlerinden ödün vermediğin sürece   fedakarlık yapılabilir bence.

ASLA “ASLA” DEMEM

“Asla” dediğiniz bir şey var mı?

Asla “Asla” demem. (Gülüyor) Kelime olarak bile sevmem. Hayat ve şartlar insanın seçimlerini her zaman değiştirebilir. O yüzden “Şunu asla yapmam ya da yaparım” gibi keskin cümleler kurmam kesinlikle.

BARDAĞIN HEP BOŞ TARAFINI GÖRENLE ARKADAŞLIK EDEMEM

Gelecekle ilgili nasıl hayalleriniz var?

Çok şey var ama hayallerimi kendime saklamayı seviyorum. Bunun doğru olduğuna inanıyorum ve o hedefe doğru da adım adım ilerlediğimi düşünüyorum.

“Hayallerimi paylaşmayı sevmiyorum” dediğiniz için merak ettim. Batıl inançlarınız var mıdır?  

Enerjiye çok inanıyorum ve olmasını istediğim şeylerin enerjisini kendi içimde yaşamayı seviyorum. Bazı insanlar vardır ya, her şeye olumsuz tarafından bakar, hep bardağın boş tarafını görür ve sizin de enerjinizi düşürür. Böyle insanlarla genelde anlaşamıyorum ve onlarla arkadaşlık da edemiyorum zaten.

GÜZEL KADIN GÖRÜNCE MUTLAKA YÜKSEK SESLE DİLE GETİRİRİM

Hayatta sizi ne kıskandırır?

Hiç içimde taşıdığım bir duygu değil. Aksine, başarılı ve güzel insan görmekten, onlarla yan yana olmaktan çok mutlu olurum. Bir yerde güzel bir kadın görünce bunu mutlaka yüksek sesle herkesten önce ben dile getiririm. Hemen yanımdakini dürterim “Baksana ne kadar güzel” diye. (Gülüyor)

İkili ilişkide de mi böylesiniz?

İkili ilişkide hiç hiç yoktur, o kadar sıfırdır yani. Çünkü ben ilişkilerin güven ve saygı odaklı olduğuna inanıyorum. Komik geliyor bana bir insanın sevgilisini ya da eşini kıskanması. Öyle yaşanan ilişkilerin çok sağlıklı olduğunu da düşünmüyorum açıkçası.  

Karşı tarafın kıskançlığı ne hissettirir?

Çok fazla rahatsızlık duyarım ve uzaklaşırım o insandan direkt. Bazen ‘tatlı kıskançlık’ deniyor mesela onu da anlamıyorum. Çünkü onun dozajını ayarlamak çok zor. Benim sınırımla karşı tarafın tatlı kıskançlık sınırı aynı değilse ne olacak peki? Her şekilde rahatsız edici ve olumsuz bir duygu bence.  

Sıradaki haber yükleniyor...
holder