İslam dini sevgi ve barışı emreder

İslam dini sevgi ve barışı emreder

Yüce rabbimiz Kur'an-ı Kerim'de “Ey İman edenler! Hepiniz birden barışa girin. Şeytanın adımlarını takip etmeyin, çünkü o, sizin için apaçık bir düşmandır” buyurur. İşte bunun için barış Müslüman'ın en baştaki hedefidir. Mecbur kalmayınca bunun aksini yapmak şeytana uymaktır

15 Temmuz 2014, Salı 05:00 Son Güncelleme:
YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

İslam dinine göre; insan en üstün ve en mükemmel varlıktır. Kur’an-ı Kerim’de “Biz insanı en güzel biçimde yarattık” buyurulur. İnsan, aklı, bedeni, ahlakı ve ruhu en mükemmel yeteneklerle donatılmış bir varlıktır. Bu sebeple insana sevgi, saygı ve onu bütün haklarıyla koruma en önemli görev olmalıdır. Bu görev gene insanın kendisine ait bir görevdir. Ne yazıktır ki insan kendi cinsine karşı bu önemli görevini hakkıyla yerine getirememiştir. İnsanın en büyük düşmanı gene insan olmuştur. Geriye dönüp tarihi bir incelediğimizde insanın insana yaptığını hiçkimse yapamamıştır. Savaşlar, işkenceler, zulümler, gasplar, kanlı sahneler, haksızlıklar hep insanların kendi aralarında olmuştur. Oysa bütün insanlar bir anadan bir babadandırlar. Hepsi Hz. Adem ile Havva’nın çocuklarıdır. Sevgi ve barışı kendilerine çok görmelerini anlamak zordur. Dinler, peygamberler, ilahi kitaplar hep tevhid akidesi, sevgi ve barış için gelmiştir. Fakat ne acıklıdır ki insanlık henüz sevginin doruğuna ve barışın rüştüne ermiş değildir. Hâlâ bencillikleri sebebiyle Allah’ın kendi hazinesinden verdiği nimetleri paylaşamamanın huzursuzluğunu yaşamaktadırlar. Bunun için dünya huzursuzdur. İnsanlık mutsuzdur.

Savaşan dinler değil insanlardır

Bazıları çekişmelerin, savaşların kaynağının dinler olduğunu söylerler. Yanılıyorlar. Savaşan-çekişen dinler değil, insanlardır. Dinler arasında uyum vardır. İlahi dinler birbirinin tamamlayıcısıdır. Sonra gelen önce gelenin noksanlarını tamamlamıştır. Hiçbir peygamber diğerine zıt düşmemiştir. Çünkü onlar tek Allah tarafından aynı görevle gönderilmişlerdir. Hepsi sevgi ve barışla insanlığı tevhit inancı şemsiyesi altında toplamaya çalışmışlardır. İnananların çekişip-savaşması tevhid akidesini getiren kendi dinlerine de ters düşer. Bunlar kendi aralarında savaşarak büyük bir yanılgıya düşmüşlerdir. Yanlışlık ve yanılgılarına kutsal savaş diyecek kadar da akıl-mantık dışı kalmışlardır. Son gelen din olan İslam da insanlığa tevhid akidesiyle birlikte sevgi ve barışı sunmuştur. ‘İslam’ kelimesinin bir manasının da ‘Barış ve huzur’ olduğunu düşünürsek İslam dininin bir barış dini olduğunu daha kolay anlamış oluruz. Zaten barış ve huzurun kalmadığı bir zamanda gelerek kısa zamanda barış rüzgarlarını estirmesi bunun en güzel delilidir. Geldiği zaman kız çocukları diri diri toprağa gömülüyor, kadın ve köleler insan sayılmadığından pazarlarda mal gibi satılıyor, kuvvetli zayıfı eziyor, ortalıkta zulüm ve fesat geziyordu. Böyle bir ortama gelen din elbette barış dini olacaktı. Nitekim ilk önce insanın can emniyetini ortaya koymuştu. Kuran-ı Kerim bu konuda: “Kim bir canı öldürürse sanki bütün insanları öldürmüş gibidir. Kim de onu yaşatırsa bütün insanları yaşatmış gibi olur” buyurarak insan hayatının ne kadar yüce olduğunu göstermiştir. Görüldüğü gibi İslam dini önce insan hayatını korumaya almıştır. Hayatın korunması ise barışa bağlıdır.

İnsanlık sevgisi şart

Müslüman kişi, önce Allah’a sonra kendisine, en sonunda da topluma ve insanlığa karşı barış halinde olan kişidir. Allah’a karşı barış halinde olmak; O’nun hükümlerini kabul etmek; O’na ve indirdiklerine inanmak; yalnız O’na kulluk etmek ve gösterdiği yoldan yürümek demektir. Kendine karşı barış halinde olmak, kişinin tezatsız dürüst bir hayat sürdürmesi demektir. Allah’ın emrettiği itikat esaslarına tam inanan kişi, bu inançlarla çelişki teşkil edecek davranışlardan kaçınmalıdır. Huzursuzluk, karamsarlık, hırçınlık, kin ve intikam gibi zaaflardan kurtulmak; iç huzuru ve vicdan tatminine ulaşmak ancak bu suretle olur. Hal ve davranışlarında beşeri zaaflar bulunan kişi, bu zaafları onarmasını; inançları ile davranışları arasındaki çelişkiyi gidererek, kendisi ile barış haline geçmesini ve güzel ahlaklı olması gerektiğini bilmelidir. Topluma ve insanlığa karşı barış halinde olmak ise çevreye karşı kötü örnek olacak davranışlardan kaçınmak; topluma yararlı işler yapmak; insanlarla kardeş gibi yaşamaya çalışmak demektir. Böylesine kapsamlı bir barışın temelinde ise sevgi yatar. Kalbi insanlık sevgisiyle dolu olmayan bir insan barışı sağlayamaz.

Müslüman’ın en büyük hedefi

Yüce rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de “Ey İman edenler! Hepiniz birden barışa girin. Şeytanın adımlarını takip etmeyin, çünkü o, sizin için apaçık bir düşmandır” buyurmaktadır. İşte bunun için barış Müslüman’ın en baştaki hedefidir. Mecbur kalmayınca bunun aksini yapmak şeytana uymaktır. Müslüman sevgi insanıdır. Hakiki Müslüman sever, sevdirir ve sevilir. Kuran’ın tarif ettiği insan aşk ve sevgi insanıdır. Maide suresinin 54. ayetinde “Allah onları, onlar da Allah’ı sever” buyrulmakla, sevginin ve aşkın Müslüman’da bulunduğu takdirde Yüce Allah’ın mutlaka karşılık vereceği belirtilmektedir. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) ise “İman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe gerçekten iman etmiş olamazsınız” diyerek sevginin imanın gereği olduğunu açıkça belirtmiştir. Öyleyse sevgi imanın alametidir. Hz. Peygamber’de insanlara ve tüm yaratılmışa karşı derin bir sevgi ve şefkat vardı. Bu konuda onun hayatında binlerce misal vardır. Bunlardan bir kaçını burada hatırlatmak isterim. Savaşlarda kadınların ve çocuklara dokunulmamasını özellikle emretmiştir. “İnsanlara merhamet etmeyene Allah da merhamet etmez” diyen sevgili peygamberimiz, hayatında barışı, müsamahayı hedef seçmiş; biz Müslümanlara aynı şeyi tavsiye buyurmuştur. Çocuklara ve gençlere derin bir sevgi ve şefkat besleyen Hz. Peygamber onların seviyelerine inerek sorunlarına eğilmiştir. Bir defasında bayram namazına giderken yolda arkadaşlarıyla oynamayarak ağlayan bir çocuğa yaklaşarak gönlünü almış ve evine götürerek karnını doyurmuş, üstünü giydirmişti. Bir defasında torunu Hz. Hasan’ı öperken yanında duran Akra bin Habis onu görür ve “Siz çocukları öper misiniz? Benim 10 çocuğum var, hiçbirini öpmedim” der. Bunun üzerine Hz Peygamber ona “Merhamet etmeyene merhamet olunmaz” der. Gene “Siz çocukları öper misiniz? Biz öpmeyiz” diyen bir kişiye “Allah senin kalbinden merhameti kaldırdıysa ben ne yapabilirim” diye tepkisini gösterir. O, yetimlere, düşkünlere, yoksullara devamlı sevgi ve şefkatle bakarak yardımcı olmuştur. Bitkiler, hayvanlar ve diğer yaratıklara karşı hep sevgi ve şefkatini göstermiştir. Hz. peygamber hayatı boyunca insanlar arasında barışı temin etmeye çalışmıştır. Çünkü ona “Eğer onlar barışa yanaşırlarsa sen de ona yanaş ve Allah’a dayan, çünkü O, işitendir, bilendir” denilerek barışa yanaşılması istenmiştir.

Yaşlılara şefkat gösterin

Hz. Peygamber Efendimiz (S.A.V.) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır: “Birbirlerini sevmede, birbirlerine acımada ve birbirlerine şefkat göstermede müminler bir vücut gibidir. Vücudun bir uzvu rahatsız olunca diğer uzuvları da ona ortak olurlar” “Büyüklere saygı, yaşlıların korunması ve görüp gözetilmesi” konusu da bu çerçevede değerlendirilmesi gereken konulardan biridir. Her şeyden önce şunu ifade edelim ki; İslamiyet’in büyüklere saygı anlayışını halkımız “Büyüklere saygı, küçüklere sevgi” şeklinde atasözü haline getirmiştir. Millet irfanımızın bu yaklaşımı, şüphesiz ayet ve hadislerden kaynaklanan bir yaklaşımdır. Nitekim peygamber efendimiz de şöyle buyurmuşlardır: “Küçüklerine merhamet etmeyen ve büyüklerine saygı göstermeyen bizden değildir.” Dünya hayatı geçicidir. Bugünün gençleri yarının büyükleri olacaklardır. Bugün gücü kuvveti yerinde olan tuttuğunu koparan insanlardan bir kısmı belki ihtiyarlamadan dünya hayatına veda edecek. Ama bir kısmı da ihtiyarlayıp, daha önce bildiklerini unutur hale gelecek ve fiziki gücünü kaybedecektir. İşte bu gerçekten hareketle Resullullah (S.A.V.) gençlerin yaşlılara saygı göstermesi gereğini ve yaşlılara saygı gösteren gençlerin yaşlandıklarında saygı görecekleri gerçeğini şöyle ifade buyurmuştur: “Bir genç, yaşından dolayı bir ihtiyara hürmet ederse, Cenab-ı Allah da ihtiyarlığında ona hürmet edecek kimseler nasip eder.” Kuran-ı Kerim, evlatlara, yaşlılıkları sırasında ebeveyne daha fazla hassas davranılmasını, onların gücendirilmemesini, incitilmemesini ve kendilerinden usanılmış gibi bir davranışa katiyetle girilmemesini, onlara şefkatle yaklaşılmasını ve onlar için dua edilmesini özenle emreder. İslam ahlakının yüce değerlerinden biri olan büyüklere saygıyı, hayatımıza hakim kılmak ve bu konuda çocuklarımıza iyi örnek olmak zorundayız. Şunu hiçbir zaman unutmayalım ki, büyüklere saygı göstermeyen insanlar, küçüklerden saygı göremezler. Bu kuralı hayatımızın her safhasında uygulayarak yaşatmak, İslami, insani ve vicdani bir görevdir.

GÜNÜN AYETİ

“O, hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır. O, mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır. “ Mülk,67/2

GÜNÜN HADİSİ

“Kardeşinin uğradığı felâketi sevinçle karşılama! Allah onu rahmetiyle o felaketten kurtarır da seni derde uğratır.” (Tirmizi, “Kıyâmet”, 54)

Sıradaki haber yükleniyor...
holder
SIRADAKİ HABER 2021 Oscar yıldızı Nomadland hakkında 10 bilgi