İstanbul'da bir gangster avı

Günümüzden 54 yıl önce 700 asker ve polisin, iki uçak ve bir helikopterle peşine düştüğü bir banka soyguncusu vardı. 12 gün boyunca kaçan bu adam, kadınları ve otomobilleri çok seven zeki ve karizmatik biriydi. Kuyruklu Chevrolet'sine atlayıp 120 kilometre hızla defalarca polisleri ve askerleri atlattı ama bir ihanete kurban gitti

13 Eylül 2015, Pazar 05:00
A A
İstanbul'da bir gangster avı

HAZIRLAYAN: Mehmet ÇELİK 

Akşam sularında, İstanbul, Emirgan’da bir meyhanedeyiz.

Tarih: 26 Mayıs 1960.

Bir tutuklu kendisine refakat eden askeri ikna etmişti, rakı içiyorlardı. Biraz sonra Sultanahmet Cezaevi’ne doğru yola çıkacaklardı. Onlar ertesi gün öğrenecekti ama aynı saatlerde alt rütbeden 37 subayın darbe planı uygulamaya geçmişti.

Kelepçeli adam yetenekli bir otomobil hırsızıydı. Sadece Chevrolet çalmak gibi bir şöhreti vardı. 11 yıl hapis cezası almıştı. O hapishanedeyken yedi yaşındaki oğlu kanserden ölmüştü. Dördüncü eşi boşanmak istiyordu. Otomobil hırsızının iki oğlu daha vardı ve onların yurtdışında okumasını istiyordu.

Bir yolunu bulup hapishaneden kaçmış fakat çatışmada yakalanmıştı. Bu sefer b planını devreye sokmuş, hastaneye sevk almış, hastane dönüşü askeri ikna ederek Emirgan’a götürmüştü.

İSTANBUL’DA İLK BANKA SOYGUNU

Boğaziçi’nde tatlı bir rüzgar eserken askerler, cumhurbaşkanı ve hükümet üyelerini tutuklamak için koşturuyordu. Aynı dakikalarda ise masadan kalkan Chevrolet hırsızı tuvalete gitti. Asker, kapıda beklerken bir C-47 uçağı İstanbul Yeşilköy Askeri Havaalanı’ndan kalkmış İzmir’e gidiyordu.

Birkaç saat sonra Menderes hükümetine şahsi düşüncelerini içeren bir uyarı mektubu yazdığı için emekli edilen Cemal Gürsel evinden alınacak yönetime geçmesi istenecekti. Ülke yeni bir döneme girerken asker de meraklanmıştı. Dayanamayıp kapıya vurdu ses çıkmayınca zorla kapıyı açtı. Tuvalette kimse yoktu.

Emirgan’da askerin elinden kaçan hırsız, 7 Temmuz 1961 sabahı Yedikule’de bir taksi durağında yeşil bir Chevrolet’ye bindi. Çemberlitaş’ta Buğday Bankası’nın sokağında indi ve döneceğini söyledi. Bankaya girer girmez ise silahını çekti ve “Kimse kıpırdamasın, bu bir soygundur!” diye bağırdı.

Bankadakiler donmuştu. Böyle bir şey filmlerde olur sanıyorlardı. Elindeki torbayı veznedara fırlatan soyguncu, “Doldur paraları!” dedi. Veznedar paraları torbaya atarken, banka müdürü kapıya yanaştı. Veznedar çekmecedeki 2 bin 900 lirayı torbaya doldurdu. Soyguncu silahın namlusuyla kasayı gösterdi. Veznedar kasayı açmak için eğildiğinde banka müdürü Haluk Oğuz sokağa fırladı.

Soyguncu da kasadaki parayı beklemeden çantayı alıp arkasından çıktı. Banka müdürü bir yandan bir soyguncuyu tutmaya çalışıyor bir yandan “Hırsız var, yetişin!” diye bağırıyordu. Soyguncu ise bir an durakladıktan sonra banka müdürünü bacağından vurdu ve taksinin arka koltuğuna geçip şoförün başına silahını dayadı. Taksi tozu dumana katarak ilerledi. Polisler geride bir ipucu bulamadı.

“İŞÇİNİN PARASINI ALMAM!”

18 Ağustos 1961 günü soyguncu, yine 1959 model bir Chevrolet ile yola çıktı. Otomobilini çalışır durumda bırakıp saat 11.45’te İş Bankası’nın Kazlıçeşme Şubesi’ne girdi. Amerikan bezinden yapılmış bir torbayı veznedara fırlatıp bağırdı: “Eller yukarı! Kıpırdarsanız yakarım! Herkes vezneye doğru geçsin ve ellerini kaldırsın!”

Toplam 12 kişi vezne civarında toplandı. İki veznedarın da silahı vardı fakat heyecan ve korkudan silahları kullanamadılar ve paraları torbaya doldurdular. O esnada bir işçi elindeki 450 liraya bakıyordu. Soyguncu ise “Sen orada dur, işime karışma, ben işçinin parasını almam!” dedi. Soyguncu iki dakika sonra bankadan çıktığında yanında o günler için bir servet olan 165 bin 850 lira vardı.

Arabasına atlayan soyguncu hızla giderken bir kamyonu sollayan askeri cip ile karşılaştı. Durmaksızın iki aracın arasındaki boşluğa giren sürücü, kamyonun bir tarafına sürtünmüş, cipin de sol camının kırılmasına neden olmuştu. Cipi kullanan asker yanındaki yüzbaşının talimatıyla geri dönüp Chevrolet’yi izlemeye başladı. Ancak saatte en fazla 60 kilometre hız yapabilen cip, 120 kilometre hızla giden otomobili ancak bir iki dakika takip edebildi.

ASKERİ BİRLİKLER DE GANGSTERİN PEŞİNDE

Aynı günün akşamında Istranca ormanlarında terk edilmiş bir Chevrolet bulundu. Soygunda kullanılan araca benziyordu. Fakat aynaları ve yedek lastiği sökülmüştü. Polisler olayı basit bir otomobil hırsızlığı olarak değerlendirdiler, bunca parayı alan böyle şeyler yapmaz diye düşündüler. Oysa bunlar soyguncunun polisler için hazırladığı bir oyundan ibaretti.

Ertesi gün kıyamet koptu. Gazetelerde gizemli soyguncunun neler yaptığı anlatılıyordu. Kadınlar soyguncuyu tarif ederken çok yakışıklı olduğunu özellikle belirtiyordu. İşçinin parasını almayışı halk arasında bir efsane gibi anlatılıyordu. Devreye askerler girdi. Halkın sevdiği birisi pekala yeni bir ihtilal başlatabilirdi.

Askeri yönetim ülkenin tek hakimiydi. Fakat işçinin parasını almayan banka soyguncusu adeta darbeci otorite ile dalga geçiyordu. Gazetelere mektup gönderiyor, eylemlerinin devam edeceğini söylüyordu.

CHEVROLET AŞIĞIYDI

Devlet başkanının isteği üzerine Tuğgeneral Yusuf Alpmansu yönetiminde iki keşif uçağı, bir helikopter, 700 asker ve polisten oluşan ekipler büyük bir operasyona başladı. Evlere baskınlar yapılıyor, sadece arabalar, otobüsler değil, vapurlar, uçaklar durduruluyor, arama yapılıyor, şüpheli durumlara anında müdahale ediliyordu.

Günler geçiyor, hükümeti deviren, orduyu, yargıyı ve devletin bütün kademelerini ele geçiren yönetime bağlı güçler bir kişiyi yakalayamıyordu bir türlü. Bunun üzerine soyguncuyu ihbar edene 100 bin liralık ödül kondu.

24 Ağustos’ta bir ihbarla hırsızın açığa çıktıı. Soyguncu, 31 yaşında Necdet Elmas adında bir Chevrolet aşığıydı. Yoksulluk nedeniyle hukuk fakültesini ikinci sınıfta bırakmıştı, güzel kadınlara ve lüks yaşantıya düşkündü. Bu arada Cumhuriyet gazetesi de özel bir ekip kurmuştu. Ekibin yöneticisi de eski bir polis müdürüydü.

DARICA’DA İHANET

Necdet Elmas kısa sürede yakalanacağını tahmin ediyordu. Kendisine yardım eden Necdet Sinkil’le ile birlikte kaybolmaya karar verdi. Darıca’da bir akrabalarının evine gittiler. Bir süre saklanıp sonra bir tekne bulup kaçacaklardı. Ama yanında saklandıkları Muzaffer Balçık, 100 bin liralık ödülün cazibesine kapıldı ve polise haber verdi.

30 Ağustos günü ev kuşatıldı. Necdet Elmas çatışmadan kaçındı ve Binbaşı Niyazi Gülerman’a yanında bulunan 139 bin lira ile silahını teslim etti. Sadece götürülürken “gururunun kırılmayacağına dair” güvence istedi.

Tıraş olmasına, saçını taramasına ve temiz bir süveter giymesine izin verildi. Kovalamaca bitmişti. Gangsterin yakalandığı duyulduktan sonra Emniyet Müdürlüğü’ne telefon eden çok sayıda kadın Necdet Elmas’a kötü davranılmamasını rica ediyordu.

Mahkemede kendi savunmasını yapan Necdet Elmas son olarak “Duruşmalar sırasında mahkemenizi incitecek bir şey söyledimse bunu haleti ruhiyeme atfetmenizi rica ederim. Esas müdafaanın vicdanlarınızda yapılmasını istiyorum. Adalet önünde boynum kıldan incedir.” dedi.

Dava sonunda Necdet Elmas’a 20 yıl, yardımcısı Necdet Sinkil’e 10 yıl hapis cezası verildi. Necdet Elmas bir süre sonra cezaevinden kaçmaya kalkıştı. Yakalandı ve öylesine dövüldü ki aylar sonra iyileşebildi. Bir daha da kaçmaya çalışmadı.

Örnek bir mahkum oldu. 1970’lerde af yasasından yararlanarak tahliye oldu. Çıktıktan sonra kayıplara karıştı, kendisiyle görüşmek isteyen hiçbir gazeteciyi kabul etmedi.

SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

;
Sıradaki haber yükleniyor...