İsteyene İstanbul manzarası kiralıyor

Erdoğan Altındiş, manzaralı İstanbul evlerini restore ediyor, yerli-yabancı dileyene kiralıyor.Amacı, Türk kültürünü yaymak, İstanbul'un güzelliklerini bu ülkede yaşayan herkese tanıtmak

10 Haziran 2012, Pazar 05:00
A A
İsteyene İstanbul manzarası kiralıyor

Röportaj: Merve Özaytekin
mozaytekin@posta.com.tr

Erdoğan Altındiş enteresan bir adam. Aklını Türk kültürünü yaymaya, İstanbul’u tanıtmaya ve sosyal sorumluluk projelerine takmış.Aslen Kayserili. Çocuk felci olunca babası tedavi için onu Almanya’ya götürmüş. Engelli olmasına rağmen kaderine hiçbir zaman isyan etmemiş. Zorlukları tek tek aşmış. Mimar olmuş, yıllar sonra İstanbul’a geldiğinde kentin manzarasına, farklı kültürlerin bir arada yaşamasına hayran kalmış. Bir ev tutup İstanbul’a yerleşmiş ve yeni bir iş dalı yaratmış.Erdoğan Altındiş, manzaralı İstanbul evlerini restore ediyor, yerli-yabancı dileyene kiralıyor.Amacı, Türk kültürünü yaymak, İstanbul’un güzelliklerini bu ülkede yaşayan herkese tanıtmak.Bugüne kadar ‘Issız Adam’, ‘Kapalıçarşı’ gibi birçok yapıma muhteşem şıklıktaki evlerini kiralamış. Suriye Pasajı’ndaki ‘Event’ adlı dairesinde ise özel partiler, Türk kültürünü tanıtan sanatsal ve kültürel etkinlikler düzenliyor...

Aslen nerelisiniz?

Kayseri’de doğdum. Bir yaşındayken çocuk felci geçirdim. Babam Almanya’da işçiydi. Bir yaz tatilinde tedavi için beni Almanya’ya götürdü. 10 yaşında Türk işçilerinin kaldığı yurtlarda babam ve arkadaşlarıyla kaldım. Zordu. 3 aylığına gitmiştim, kırk yıl kaldım.

 Ne gibi zorluklar yaşadınız?

Dil problemdi. Türkiye’yi özlüyordum. Bir inşaat şirketinin lojmanında barakalarda yaşıyorduk. İşin güzel yanı oradaki tek çocuk olarak çok şımartıldım. 200 Türk işçinin yanında kral çocuğuydum.

 Mimar olmak aklınıza nereden geldi?

Sanatçı olmak istiyordum. Baba öyle de oldu. Mimarlık sayesinde zevk aldığım işler yaptım. Gönlümdeki sanat dalı resmi de bırakmadım.

 Neden İstanbul’a yerleştiniz?

Almanya’da büyüdüm. İçimde hep Türkiye özlemi vardı. İstanbul’a gelirdim. Bir gün Galata’da dolaşırken kilisenin çan sesi ile ezan sesini aynı anda duydum. Tüylerim ürperdi. Yaşayacağım kent burası dedim. 

 Nasıl bir ev buldunuz?

O yıllarda Galata semti pek rağbet görmüyordu. Evler yıkık döküktü. Kendime Galata’da bir çatı katı aldım. Bir yıl restorasyonu ile uğraştım. Türkiye’yi tanıdım, Türk insanının mentalitesini, onlarla nasıl iş yapılacağını öğrendim. Evi bitirip içinde geçirdiğim o ilk gecemi hiç unutamıyorum. Bomboş bir evin içinde bir yer yatağı. Ve evden gördüğüm o manzara...

Nereyi görüyordunuz?

Topkapı Sarayı, Sarayburnu, Ayasofya, Boğaziçi Köprüsü ve Adalar’a kadar uzanan o muhteşem İstanbul. Hayalim gerçek olmuştu. Sonra İstanbul’da mimarlık bürosu açtım. İstanbul Münih arası gidip gelmeye başladım. Zamanla Münih’teki büromu kapatıp işimi İstanbul’a taşıdım. Münih’te de evimiz var. İki ülkeyi birlikte yaşamak çok büyük bir lüks, büyük bir zenginlik.

‘Manzara İstanbul’ fikri nasıl doğdu?

İstanbul’a zaman zaman Avrupa’dan arkadaşlarım geliyordu. İstanbul insanları büyülüyor, hele bir de manzaralı güzel bir evde oturuyorsanız gelen bir daha gelmek istiyordu. Bir gün Almanya’dan bir gazeteci arkadaşım geldi. Haberinde evimden, manzaradan bahsetmiş. Haber sonrası telefonlarım susmadı. Almanya’dan evimi kiralamak istiyorlardı. Münih’te olduğum zaman, İstanbul’daki evimi kiralamaya başladım. Galata’da ikinci bir ev daha aldım. Bu ev de boş kalmaz oldu. O zaman bunu bir işe dönüştürmeye karar verdim.

 Evleriniz hangi semtlerde?

Nereye bakıyor? Beyoğlu, Galata ve Cihangir semtlerinde. Boğaz’ın o muhteşem manzarası, Galata Kulesi, Haliç manzaralı birçok evimiz var. Manzara’nın anlamı bizim için çok geniş. Manzara deyince sadece panaromik bir manzaradan bahsetmiyoruz. Manzara, aynı zamanda İstanbul’un yaşamına dair kareler sunmalı. O yüzden evlerimiz aynı zamanda yaşama açılan bir pencere. 

 Eşinizle nasıl tanıştınız?

O da benim misafirlerimdendi. Manzara İstanbul’un açılış partisine davet ettim. Birbirimize aşık olduk. Üç sene boyunca İstanbul-Münih arasında gezdik. O da mimar ve büyük projeler yapıyordu. Hiçbir zaman İstanbul’da benimle yaşaması için işi nedeniyle ısrar etmedim. Gabrielle de İstanbul’a aşık oldu, yanıma taşındı.

 Eşiniz bu işin neresinde?

Birlikte düşünüp birlikte üretiyoruz. Son derece yaratıcı fikirleri var. Birbirimizi çok iyi tamamlıyoruz. Evleri birlikte dekore ediyoruz. Eşimle birlikte daha üretken, daha yaratıcı oluyorum.

Evlerin dekorasyonu nasıl?

Hepsi özgün tasarımlar. Modern ve çağdaş iç mimarlığı geleneksel öğelerle birleştiriyoruz. Eşim renklerle oynamayı çok seviyor. Kadife ve farklı kumaşlar kullanarak harikalar yaratıyor. 

 Ev kiralama sistemi nasıl?

En az 3 geceden bir aya kadar kiralıyoruz. Çok özel durumlarda daha uzun süreli kiraya verdiğimiz birkaç dairemiz var. Prensip olarak kısa süreli kiralıyoruz ki daha çok insan faydalanabilisin.

Evlerin hepsini satın mı aldınız yoksa başkalarının evlerini de yapıyor musunuz?

Bazı evler bizim. Yap-işlet-devret kiralama sistemini de uyguluyoruz. Bazen virane olan evleri alıp mimari hizmet karşılığında 10 yıllığına kiralıyoruz. Biz rantçı düşünceye karşı evlerin uygun fiyatlar karşılığında birçok kişi tarafından kullanılması için elimizden geleni yapıyoruz.

‘İstanbul aşkım bulaşıcıdır’

 Kimler evlerinize ilgi gösteriyor?

Misafirlerimiz farklı ülkelerden geliyor. Ağırlıklı olarak Almanya, İsviçre ve Avusturya’dan geliyorlar. Bu ülkelerde yaşayan Türkler de geliyor. İstanbul’a bir kez gelen bir daha gelmek istiyor zaten. Adeta bağımlılık yaratıyor. Eşim ve ben “Dikkat, bizim İstanbul aşkımız bulaşıcıdır” diyoruz. 

 Parti, televizyon dizisi, sinema filmi için kiralayanlar var mı?

Çağan Irmak, ‘Issız Adam’ filmini ‘Petraki’ adlı dairemizde çekti. Yabancı yönetmenler de dairelerimizi film veya belgesel çekimleri için kiralıyor. Bazen fotoğraf ve reklam çekimi için isteyen de oluyor. ‘Kapalıçarşı’ dizisinin bazı bölümleri bizim evlerimizde çekildi.

Siz bu işi para için mi, zevk için mi, farklı insanlarla karşılaşmak için mi yapıyorsunuz?

Manzara İstanbul’un vizyonu Türkiye ile Avrupa arasında bir köprü kurmak. Biz bir tür kültür elçiliği yapıyoruz. Bu köprüyü en iyi şekilde kullanmak için para kazanmaya da, iyi ilişkiler kurmaya da ihtiyacımız var. Ben her gün büyük zevkle, büyük keyifle işe geliyorum. Kendimi çok şanslı hissediyorum. Ofisimde otururken dünya ile bağlantı kuruyorum, öyle sanal bağlantıdan söz etmiyorum. Hemen her gün farklı ülkelerden misafirlerimiz oluyor. Misafirlerimizin güzel bir duygu ile İstanbul’dan ayrılmalarına katkıda bulunmak, mutlu olduklarını görmek çok güzel.

 Başka hizmetleriniz var mı?

Misafirlerimizin İstanbul’da, bu şehrin sakinlerinden biri gibi hayata karışıp yaşaması bizim için önemli. Şehre yumuşak bir geçiş yapmaları için gereken her tür hizmeti veriyoruz. Temizlik, rehberlik, evlere yemek servisi bunlardan sadece birkaçı. Misafirlerimiz dilerse gelmeden alışverişleri yapılır, buzdolabı doldurulur. İsteyen misafirimizin evine berber bile yollarız, terasında traşını olur. Hizmette sınır yok. Aynı zamanda misafirlerimizin İstanbul’u bir bütün olarak tanımasını istiyoruz. Bu amaçla alternatif şehir gezileri de düzenliyoruz. 

 Ne tür organizasyonlar yapıyorsunuz?

Suriye Pasajı’nda ‘event’ dairemiz var. Orada okuma, dinleti, tiyatro gösterisi, yılbaşı partisi ve benzeri etkinlikler düzenliyoruz. Doğum günü partisi ve benzeri özel partiler de organize ediliyor burada. Manzara İstanbul aynı zamanda bir ilke daha imza attı. Almanya’da yaşayan Türkiye kökenli bir sanatçıya burs veriyor. Bursiyerimizi Köln’den yönetmen ve gazeteci Osman Okkan, Süddeutsche Zeitung İstanbul temsilcisi Kai Strittmatter ve Berlin’de yaşayan tiyatro yönetmeni Neco Çelik’in de katılacacağı basın toplantısının ardından, Türk müziğinin sevilen sesi ünlü sanatçı Sema Moritz’in şarkıları ile renklendireceği etkinlikle yine Suriye Pasajı’nda adını duyuracağız. Sosyal sorumluluk projelerinin de ardı arkası kesilmeyecek.

 Kiralar ne kadar?

Geceliği 150 TL’den başlıyor 700 TL’ye kadar çıkan evlerimiz var.

 Türkiye’de kalmış olsaydınız nasıl bir hayat yaşardınız sizce?

Engelliyim. Annem hastalandığımda ‘İmkanlarımız yetmeyebilir. Sokakta su, çay satan bir çocuk olabilir’ diye düşünmüş. Kimse başına bir şey gelince kaderinin kötü olduğuna inanmasın. Her işte bir hayır vardır. Engelli olmasaydım, belki de bugün bu konumda olamazdım. Almanya’ya gitmemiştim. Ve annemin dediği gibi bir hayat yaşıyordum. Şimdi kimsenin yapamayacağı işlere cesaret ediyorum, yapıyorum ve çok mutluyum.

 

( 03.06.2012 tarihli Pazar Postası'ndan alınmıştır )

SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

;
Sıradaki haber yükleniyor...

Kişisel verilere ilişkin aydınlatma politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için Kişisel verilere ilişkin aydınlatma metnimizi inceleyebilirsiniz.