Kadında önce ayaklara bakarım

Kadında önce ayaklara bakarım

Pascal Nouma, Beşiktaş'ın efsane oyuncularından. Futbolu kadar çapkınlıklarıyla da ünlü. Paris'in fakir bir banliyösünden çıkıp ün ve paraya kavuşmuş. Nouma ten rengiyle gurur duyuyor, geçmişini unutmuyor ve yalnızca çocukları için para kazanıyor...

29 Aralık 2013, Pazar 05:00 Son Güncelleme:
YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

RÖPORTAJ: Canan DANYILDIZ

Türkler seni çok seviyor, neden?

Ben çok iyi bir futbolcuydum ve çok çalıştım buraya geldiğimde. Bu yüzden de başarılı oldum, bence bu yüzden seviyorlar.

Sadece o mu?

Futbol oynarken heyecanım belli oluyordu, kazanan adamdım aynı zamanda. Pascal’ın duygularını hissedebiliyordu insanlar. Sahanın dışında da ben şimdi nasıl görüyorsan hep öyleyim. Yani güler yüzlü, yakın ve sıcakkanlı biriyim. Bunu kime sorarsan sor.

Hayatı seviyor olmalısın!

Hayat çok güzel, yaşamayı da seviyorum. Her anın her saniyenin tadını çıkarıyorum. Bu an bir daha olmayacak, biliyorum.

Kansere yakalanmıştın, bunun etkisi olmalı!

Evet, yendim ama biliyorsun. Çok ciddi bir hastalık, kabullenmedim hasta olduğumu hiçbir zaman. Ondan önce de güzel bir hayatım vardı ve tadını çıkarmayı da biliyordum. Ama kanserden sonra parmağımı şıklatınca hayatta her anı donduramayacağımı anladım. Bu sebeple, her günün güzel yaşanması gerektiğine inanıyorum.

Korktun mu hastalandığını duyunca?

(Gülüyor) Kabul etmedim ki! Doktora ‘Hadi ordan be, yalan söylüyorsun’ dedim. 8 ay boyunca kemoterapi gördüm. Kemoretapiden çıkıp kulübe yemeğe içmeye gidiyordum. Çünkü bana göre ben hasta değildim. 8 ay sonra testlerim sonuçlandı, doktor ‘iyisin’ dedi. Ben de ‘biliyorum’ dedim. Korkmadım, çünkü ben hasta değildim bana göre.

Türkiye’ye yerleştin gibi! Sonsuza kadar bizimle mi yaşayacaksın?

Elbette! Kesinlikle burada yaşamayı istiyorum, burada yaşamak çok eğlenceli. Mesela çocuklarım Fransa’da yaşıyor. Onları ziyarete gidince bile İstanbul’u özlüyorum, bir bahane bulup geliyorum. Ben demek, İstanbul demek. 

Kendini Türk mü hissediyorsun, nedir yani?

Aynı soruyu ben sana sorayım mı? Sen beni hangi milletten hissediyorsun?

Kesinlikle Türk! Bu laf ebeliğine bakılırsa! Ben de kendimi gerçekten Türk hissediyorum ve bununla gurur duyuyorum, bunu bil.

Neden gurur duyuyorsun ki?

Buraya gelmeden önce önyargıların vardı! Evet, aslında Türkiye hakkında bir şey bilmiyordum. Şimdi burada birçok arkadaşım var. Şimdi diyorum ki İstanbul’a bir kere gelin, neden daha önce gelmediğinize ağlarsınız.

Tamam sen bizdensin!

Etkinlendim. Evet, (Kahkaha atıyor) öyle!

Türk vatandaşlığına geçtin mi peki?

Geçmek için başvurdum.

“Yatırım yapmıyorum çünkü bir hayalim yok!”

Güzel para kazanıyorsun...

Kim demiş! Güzel değil, yetecek kadar! (Gülüyoruz) Evde boş boş oturmuyorum ki Canan, çalışıyorum; kazanıyorum! 

Tamam! Yetecek kadar para kazanıyorsun ya hayallerin?

Bunun hakkında düşünmüyorum, nedeni yok. Herkesin bir hayali vardır ama benim parayla bir hayalim yok. Para yeterliyse sorun yok. Benim ulaşabilir isteklerim var; daha büyükleri yok. ‘Şöyle bir ev alayım’ diye bir hayalim yok. 

İyi! Peki mutlu olduğun şeyler?

Her gün sağlıklı uyandığım için mutluyum. Benim için hayal; aslında şu an burada; bu şekilde olmak. Çünkü geçmişimi biliyorsun. Çocuklarımı görüyor ve büyütüyor olmak da.

Çocukluğun çok kötü, Paris banliyölerinde... Neden garanti düşünmezsin ki?

Evet, orada büyüdüm. Ama geleceğimi garantilemiyorum. Olsa olsa, ben ancak çocuklarım için bir garanti olabilirim. 

Yani?

Gelecek ben değilim, çocuklarım. Ben sadece şu an varım ve onu yaşıyorum. Çocukların olunca senin hayatın diye bir şey kalmıyor; onların oluyor her şey. Ben çalışıyorum evet doğru, ama onlar için.

Çok acıklı!

Bankada param var. Onlar isterse ev, araba alırım. Ama ben kiralasam da olur! Benim için bu kadarı yeterli, gerisi onların. 

Sen neye para harcarsın?

Marka takıntım yoktur, alışverişi de sevmem! Bir tek saat almayı seviyorum. 40 tane kadar vardı; ama birçoğunu Fransa’dayken çaldırdım. Şimdi yalnızca 10 tane kaldı. Herkese hediye almak için ve özellikle çocuklarım için harcamayı seviyorum.

Kumar var mı kumar?

Yok yaaa! Hayır hayır! Asla! İddiaya bile girmem! Asla!

Disko ve kulüp gezmelerini unuttun!

‘Pascal bizi diskoya götür’ boşa değil, ha! Evet! Kulüpleri gezmeyi seviyorum, yemeyi ve içmeyi de. Birkaç arkadaşımla giderim hep, dersen ki buralara para harcıyor muyum? Evet!

Satın aldığın en büyük hediye ne?

Kızım için otomobil. Eski eşim için de almıştım...

“O hareketi yaparken bir hayvandım sanki!”

Artık 42 yaşındasın, geriye dönüp baktığında en çok neyi hatırlıyorsun?

Paris Saint Germain’e transfer oluşum ve Türkiye’ye gelip Beşiktaş’ta oynamam çok önemli kariyerimde. Ama geriye baktığımda ‘Vay be’ dediğim oluyor.

Kendini şimdi mi daha güçlü hissediyorsun, geçmişte mi?

Her zaman! Önce ve sonram aynı. Hala güçlü hissediyorum kendimi.

Fazla özgüven!

Hiç mi bir şey özlemiyorsun yahu! Özlüyorum evet: Adrenalin! Futbol oynarken, maçtan önce, oynarken ya da oyun bittiğinde hep hareket halindesin. 

Kariyerinde unutulmaz bir an daha var ama: TOMBALA!

Bingo! Evet. 2003’teki Fener maçında bunu yaptığım için pişmanım. Nerede olursa olsun, nereden bakarsan bak bu etik bir şey değildi. Çok da sorun yaşadım. 2 sene Türkiye’ye gelemedim bunun yüzünden. Ne Fenerbahçe taraftarı içindi ne de doğrudan bir kişiyeydi. 

Agresif biri misin? Yine olsa yapar mısın o hareketi?

Agresif biri değilim, o an kontrolümü de kaybetmedim Canan, sadece kendimi savundum. İnsan da hayvan gibidir bazen tıpkı bir kaplan gibi. Zarar verirsen, seni ısırır. Sahadayken de hissettiğim aynı şeydi. Hayvan gibiydim. Önümdeki beni itince sinirlendim, ama futbol kariyerim bitti. 

Biz ‘balık’ hafızalıyızdır, merak etme geçer...

(Kahkaha atıyor) Umarım!

“Her para verenin reklamına çıkmıyorum”

Yok Böyle Dans ve Survivor yarışmalarına popüler olmak için mi katıldın?

Spor kariyerin bitmişti... Hiç de değil, anlatayım. Herkes beni futboldan biliyor. Futbol hayatım bitmişti. Menajerim bana bir gün dedi ki: ‘Hey Pascal, herkes bizi arıyor, programlara katılman için’. Menajerim, Acun ve arkadaşlar, bu iki program için onlar beni istedi. Acun, işi ve yönetmeyi iyi biliyor. Ben de kabul ettim. Ama her teklifi kabul etmiyorum. 

Neye göre karar veriyorsun? Parasına bakarak mı?

Hayır, hayır. Bazen çok paralı bir işi de reddettiğim oluyor. Eğer ismime, markama zarar veriyorsa; ne kadar çok para verirse versin karşı taraf kabul etmiyorum. Güvenilirliğimi zedelememeli. Ama bu da bir şans... Yani bazen doğru diye kabul ettiğin şey de olur olmaz onu bilemiyorsun. Her zaman ‘Evet’ çıkmaz ağzımdan, kabul ettiklerim yalnızca yüzde 30. Düşün!

Ne gibi şeyleri reddettin mesela?

Ya mesela, hani ‘şu hapı kullanın, güçlenin’ diyen bazı bitkisel haplar var ya. Bir de zayıflama hapları. Bunları kabul etmiyorum. Ama çok soran, reklam için müthiş paralar teklif edenler var. Ucuz işlerde yokum. Markayı, insanları ve reklamı seçiyorum hep. Ben böyle şeyler için insanlara ‘güzel, kullanın’ deyip, zarar vermek istemem. 

Hâlâ devam eden projelerin var değil mi?

Evet, Kadir Çöpdemir’le sunduğumuz Ara Gaz var radyoda, onunla çok iyi anlaşıyoruz. Vodafone var ve spor malzemeleri satan Hummel’ın yüzüyüm.

“Paris’te mahallemde kalsaydım, adam öldürüp hapse girmiştim”

Para ve ün kazandıktan sonra, mahallene gitmişsindir!

Tabii ki! Her zaman!

Arkadaşlarına ne olmuş? Sen de orada olsaydın, ne olurdun diye merak ediyorum.

İlkokul fotoğrafımız vardı mesela. Kardeşimle bakıp oradaki arkadaşlarımı sordum tek tek... ‘Bu öldü, bu hapishanede, şu öldü...’ Bir tek ben hayatını iyi şekilde değiştiren.

‘Oh ben paçayı kurtarmışım!’ dedin mi peki?

Hayır, asla! Bana iyi şeyler olmuştu, ama onlara değil. Neden mutlu olayım ki sadece kendi adıma?

Özlüyor musun çocukluğunu? Daha mı özgürdün?

Özlüyorum evet, özgürlüğümü değil ama... Çocuk olmayı yalnızca. Ama asla bir daha öyle olamam, bunu biliyorum. Eskiden yaşadığım mahallede kalsaydım, adam öldürürdüm. Çünkü çok agresiftim.

Irkçılık... Fransa’da gördüğün bir şey, ya burada?

Fransa’da! Ah! Çok! Ama burada asla! Burada kaliteli bir hayatım var. Hatta benim rengimdekiler beni sokakta durdurup teşekkür ediyor.

Ama şimdi Fransa’da da itibar görüyorsundur be!

Paran varsa ve siyahsan evet! Ben gençken sokakta ‘Kahrolası zenci’ diyorlardı. Ama para yoksa seni dışlarlar. Şimdi param var ve ırkçılık yok.

Kırıldığın oluyor muydu?

Yok, aslında bu beni daha da güçlendiren şey.

Seni aşağılayıp sonra özür dileyen biri var mı?

PSG’ye katıldığımda, bir kamptayım. Beyaz ırktan biri yanıma gelip telefonumu istedi. Sonra aradı, benden özür diledi ve yemeğe davet etti. Adam Nice’teyken beni aşağılayan insanlardan biriymiş. Neredeyse 20 yıl önce hem de. Yaptığı şeyden pişmanlık duyduğunu anlattı. ‘Çok iyi oynuyordun, seni kıskanmıştım’ dedi.

“Kadınlar beni yanık tenim için seviyor!”

Vee gece hayatın... Birçok kızla görünüyorsun?

Evet, birçok arkadaşım var; birçok kızla görünebilirim; ama hepsiyle flört etmiyorum. Bu bir şehir efsanesi! Şimdi senle bu otelden çıksak, hemen yazarlar sevgiliyiz diye. Ama değiliz! Değil mi? Öyle bir şey.

Ama seviyorsun yahu böyle anılmayı!

Yani bunu önemsemiyorum, yazıyorlar ve ben de sürekli açıklama yapıyorum.

Hazır kadınlara gelmişken laf... Seni ne etkiler en çok?

Önce ayağına bakarım, ben ayak fetişistiyim. Sonra oradan yukarıya doğru gözümü gezdirerek yüzüne kadar çıkarım. Ama önce ayakları! Kadın ayağı ve ayakkabısı! Büyük fetiş... Her kadının bir kalitesi var. Sarı, siyah, esmer... Öyle bir kriterim hiç yok. Bir bakarsın acayip uzun ve güzel bir kız vardır karşında, kalitesi yoktur ve eşleşemezsin. Bu bir his.

O yüzden çekime başlarken ayak numaramı bildin!

Evet! 34! 

Pes! Seni kadınlar niye seviyor dersin?

(Kahkaha atıyor!) Bilmem! Yanık bir tenim var belki ondan, belki sempatik biriyim, eğlenceliyim... Ha bir de cool’umdur ondan!

Yeni yılı nerede nasıl geçiriyorsun?Kulüplerde?

Hayır! 31 Aralık aynı zamanda kızımın doğum günü. Paris’te olacağım.

Çocuklara ne hediye aldın?

Her ikisine de çanta.

“Her şeyi babama borçluyum ama ona dua etmiyorum!”

Kolunda İngilizce ‘öç’ dövmesi var... Bu neyin intikamı?

Bak, hayatta bazı kararlar vardır... Bir gün beni ilk kez Fransa’nın PSG’nin genç takımına istediler. Ben ‘hayır’ dedim, babam ‘gideceksin’ dedi. Ben sokağı, arkadaşlarımı istiyordum çünkü. Babam dışarıyı gösterdi ‘bir bu mahalleye bak, bir de Paris’i düşle’ dedi. Ve 2,5 Frank verip beni takıma yolladı. Bu bir tercih. İşte bu intikam dövmesi, o günleri ve geldiğim yeri unutmamak için.

Kimseden ya da beyaz ırktan intikam için değil yani?

Hayır. Başarılı olmam gerek, sen böyle doğmadın, kendini bil! Diye baktığım bir dövme. Her gün sabah uyanıyorum, duş alırken dövmeyi görüyorum, ‘insanlar sana saygı duysun istiyorsan, birinci ol’ diyorum.

Babana teşekkür ya da dua ediyor musun seni zorladığı için?

Hayır. Bu bir kitap, kaderin onun içinde yazılı. Bazen sen seçersin, bazen başkası. Benim hikayem böyleydi. 

Bir de elinde dudak dövmesi var, kadın dudağı!

(Kahkaha atıyor ve öpüyor elindeki dudak dövmesini) Bu da yeterince açık! Sorma istersen, kadınları...

“Para içinde doğsaydım hiçbir şey olamazdım!”

Rengini seçme şansı verilseydi, beyaz olmak ister miydin? Ben mi?

Asla! Ben böyle doğdum! Böyle olmak isterdim yine.

Ben de çok beyaz sayılmam ama, sorum seni kırdı mı?

Hayır! Saçmalama. Buna artık gülüyorum. Çünkü bakıyorum, yazın mesela... İnsanlar benim rengime gelmek için kremler sürüyor, güneşte yatıp solaryuma giriyorlar. Ama ben çok şanslıyım! Yılın 12 ayı bedava bronzum! (Gülüyoruz) Gülünç olan beyaz insanların, yani ırkçı beyazları kastediyorum; ‘kahrolası zenci’ diyenler, benim rengime gelmek için çabalıyor. Bu çok komik!

Eski hayatına dönmekten korkuyor musun? Her şeyi kaybetsen?

Hayır! O benim geçmişim. Korkmuyorum. Ve her gün kendime bunu hatırlatıyorum: ‘Geldiğin yeri unutma!’ Fakir değil de para içinde doğsaydım, HİÇBİR ŞEY OLMAZDIM! Ben parasızlık içinde yaşamayı biliyorum; ama sana zor gelir! Ve bugün, her şeyi 2 kere düşünüp yapıyorum.

Kaybetmekten korktuğun bir şey var mı mösyö?

Çocuklarımı ve sağlığımı.

“Benim kanımda Beşiktaş var!”

Beşiktaş dışında sana şans verilseydi, hangi takım olurdu bu?

(BJK dövmesini gösteriyor) Benim kanımda bu takım var. Sadece Beşiktaş!

Nasıl oluyor?

Türk değilsin ama bizdensin, BJK kanında akıyor! Rengin bile başka! Bunu benim bedenimi kesip kalbime sormalısın bence. Bunun nedenini ben bilmiyorum, düzgün bir cümle yok ifade etmek için.

Çarşı’nın bunda etkisi var mı?

Bak, ne zaman bu ülkeye geldim, Beşiktaş’la anlaşma yaptım ve Çarşı’yla tanıştım: Şok oldum. İlk saniyede onlarla bütünleştim ve başka bir takımı düşünmedim bile.

Galatasaray da seni istemişti...

Evet ama gidemezdim ki! Çarşı ve benim için etik değildi bu, yapamazdım. Beni düşünebiliyor musun GS’de? Ben hayal edemiyorum! (Gülüyor) Elbette büyük kulüpler... Hayır ya!

Beşiktaş’tan sonra sence Fenerbahçe mi yoksa Galatasaray mı daha başarılı?

Asıl nokta şu: Buradaki tüm takımlara saygı duyuyorum. Ama nasıl bir his biliyor musun şimdiki? Mesela Fenerbahçe Şampiyonlar Ligi’nde bir takımla karşılaşsın; Fener’in kazanmasını istiyorum; ya da Avrupa Ligi’nde oynuyorsa Galatasaray’ın maçı almasını... Tıpkı bir Türk gibi hissediyorum bu konuda. 

Bu takım senin büyüdüğün Fransa’nın takımı olsa bile mi!

Evet, evet! Aynı! Türk takımını desteklerim!

Çok güçlü bir his bu! Ya bir seferinde Nice’e gittim 4 günlüğüne.

Düşün Fransa, doğduğum yer. Ama İstanbul’a hemen dönmek istedim. Ben buraya aidim.

Kendi takımından hâlâ kimlerle çok yakınsın?

Sergen Yalçın, Bayram Bektaş, Ahmet Dursun, Yasin Sülün ve Zagor gibi birkaç arkadaşım var görüştüğüm. Saygı duyduğum aynı zamanda. Seviyorum da onları. Arkadaşlarını seversin çünkü.

Kaleci Fevzi’ye yardım tweet’in aklıma geldi...

Futbol oynarken herkes seni sever, sayar. Ama önemli olan oyun bitince de saygı duyulan biri olmak. O zaman da arkadaşlarının olması. Fevzi için de bunu yaptık. Evet vefalı biriyimdir. Kime yardım edebiliyorsam ederim.

Sıradaki haber yükleniyor...
holder
SIRADAKİ HABER Yaz geliyor farkında mısın? Peki, yaza hazır mısın?