'Kalas gibiydim, zenneliği öğrendim'

'Kalas gibiydim, zenneliği öğrendim'

Bu aralar 'Zenne' ile yatıyor, 'Zenne' ile kalkıyoruz. 2008 yılında gay olduğu için babası tarafından öldürülen Ahmet Yıldız'ın hikayesinden kurgulanan filmi seyredenler, sinema salonundan iki gözü iki çeşme çıkıyor

28 Ocak 2012, Cumartesi 05:00 Son Güncelleme:
YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

YASEMİN YURTMAN

yyurtman@yahoo.com

Bunda da şaşacak bir şey yok; konu acıklı, mesaj düşündürücü, oyunculuklar sağlam... Filmde zenne olan Can’ı canlandıran Kerem Can (34) ile sohbet ettik. Hiphop dinleyen, kendi deyimiyle ‘yürümeyi bile bilmeyen kalas gibi bir adam’ın, aylarca sabahın köründe, üstünde dansöz kıyafetiyle ayna önünde dans ederek kalça titreten, bel kıvıran bir erkek dansöze dönüşmesinin öyküsünü ilgiyle okuyacaksınız.

Önce sizi tanımamız gerek. Çocukluğunuza dair neler hatırlıyorsunuz?

İlk hatırladıklarım, babaanneme dair anılar... Bakırköy’de oturuyorlardı. Çamlık’ta atlayıp zıplayan çok mutlu bir çocuk hayal edin işte. Biz Almanya-Berlin’de yaşıyorduk ama çocukluğumun tüm güzel anıları, o zamanlar muhteşem olan Yeşilyurt sahilinde geçti. Annem ve babam çok çalışıyorlardı, neredeyse tüm yazı babaannemin yanında geçirirdim.

Anne-babanız ayrıldığında kaç yaşındaydınız?

Dokuz yaşındaydım. Bana hiçbir şey yansıtmadılar. Sonra babam Bodrum’a yerleşti.

Oyunculuğu sevdiğinizi ne zaman anladınız?

Lise çağlarımda hissetmeye başlamıştım. Bunu anladığım halde neden başka okullarda eğitim aldığımı hemen açıklayayım; ailemde herkes girişimci, işletmeci. Ailem aslında tiyatroyla ilgili mülakatlara girmem için de beni teşvik etti. Ama Alman tiyatrosu ve sinemasında hiç Türk oyuncu yoktu. Ben ‘Almanya’da Türk olduğumu’ ilk defa 14 yaşında fark ettim.

Konservatuar için girişimde bulundunuz mu? İtiraz edildi mi?

Evet. Bir kere oldu, o da sondu. Konservatuar sınavlarını geçip son mülakat aşamasına kadar geldim. Kadın bana açıkça “Biz, mezunlarımızın çalışmasını istiyoruz. Sen Türk olduğun için muhtemelen kimse oynatmak istemeyecek. Bu yüzden sınavı kazanamıyorsun” dedi. Ben de farklı yollardan amacıma ulaştım. Berlin’den çıkmak istiyordum zaten, bunu da bir oyunculuk okulunda okuyarak yapamazdım. İşletme okudum ve öğrenci değişimiyle bir yıl Fransa’da, iki yıl da İngiltere’de kaldım. Oradayken okulum bitti, Berlin’e döndüm.

İngiltere’de nasıl geçindiniz?

Çalıştım. Çok iş yaptım. Bir marketing şirketinde istatistik yaptım mesela. Bir çağrı merkezinde şarkı paketleri satışında çalıştım. Çeşit çeşit insan tanıdım. Dünyanın farklı ülkelerinden çok arkadaşım var. İyi ki bunu yaşamışım. Ama götürdükleri de oldu tabii. Örneğin o çağrı merkezinde çalışan yüzlerce kişiyi bir gün bir tık’la kapının önüne koydular. Tüm operasyonu yine bir tık’la Hindistan’a geçirmişlerdi. Hayatta kalmayı öğrendim ama. Otoparkçılık yaptım. O sayede farklı insan tepkilerini öğrendim.

Almanya’ya dönünce oyunculuk başladı herhalde.

Evet. Kendime bir ajans buldum ve çalışmaya başladım. Bir yandan da eğitim alıyordum.

Evlisiniz. Eşinizle nasıl tanıştınız?

Evli değiliz. Bizde aile baskısı olmadığı için buna gerek görmedik. Ama bir oğlumuz var: Luan. 15 aylık. Berlin’de, tıpkı Cihangir gibi çok ünlü bir semt var. Adı; Newköllner. Orada bir operanın sahnesinde tanıştık. Eşim çok iyi doğaçlama yapıyordu. Birlikte zaman geçirmeye başladık. O yüzde bir Alman. Dedesi I. Dünya Savaşı’ndan sonra sürülmüş bir Çek. Onun Alman, benim Türk olmamız hiç sorun yaratmadı.

“Bırakın dans etmeyi yürümeyi bilmezdim”

Evet, gelelim herkesin merak ettiği filminize, rolünüze. Zenne ilk başrolünüz olmalı. Nasıl geldi size bu rol?

Evet. Berlinli oyuncu arkadaşım Hülya Duyar beni aradı ve filmin kadrosunu hazırladığını söyledi. Türk yönetmenler benimle görüşmek istiyordu. Başta Skype’ta görüştük. Çünkü Türk yönetmenlerin, Almanya’da yaşayan Türk oyunculara karşı çekincesi oluyor: Türkçe’yi iyi konuşamamasından korkuyorlar. Skype görüşmesinden sonra bu iş oldu. Ardından senaryoyu gönderdiler. İlk anlattıklarında ve senaryoyu okurken dans sahnelerini yeterince canlandıramamıştım gözümde. Sonra storyboard’ları gösterdiler ve kafama dank etti. Hiphop dinleyen, kalas gibi bir adamım... “Benden nasıl zenne çıkacak?” diye kara kara düşünmeye başladım.

Sizi görmek için Berlin’e geldiler mi?

Tabii. Havaalanında onları karşıladım. Karşılarında yalpalaya yalpalaya yürüyen bir adam... “Dans etmeden önce senin yürümeyi öğrenmen lazım” dediler. Bana güvendiler. Hepimiz için serüvendi. Provalar yedi ay sürdü. Sabah erkenden kalkıyor, vücut esnetme hareketleri yapıyordum. Berlin’de çalışan bir zenne buldum, onunla çalıştım, çok yardımı oldu. Evimin yakınındaki dans stüdyosuna girdim. Sürekli sınırlarımı zorladım. İki haftada bir İstanbul’a gelip dönüyordum. Ama film çekimleri başladığında bile, bence henüz olmamıştım.

Geçiminizi nasıl sağladınız o sürede?

Daha önce Almanya’da çevirdiğim diziden kazandığım para ile idare ettik. Ayrıca böyle bir rol için peynir ekmek yiyerek de yaşardım.

‘Zenne’de Can karakterini canlandırıyorsunuz. Can bir gay. Onu nasıl içselleştirdiğinizi anlatır mısınız?

Onunla dans aracılığıyla bir bağ kurdum. Nasıl kalkar, nasıl yatar, kahveyi nasıl tutar, onu anladım, sonra da içselleştirdim. Zenne Can eşcinsel ama aseksüel bir karakter. Çekingenliğinden dolayı, bir insanı sevme korkusundan dolayı bastırmış cinselliğini. Zenne Can’ın annesi de şahane bir kadın. Onu aşırı derecede koruyor. Ahmet’in annesi ise oğlunu seven ama temiz bulmayan bir kadın. Cinsel tercihinden dolayı oğlunu temizlemek istiyor.

Dans performansınız için tebrikleri hak ediyorsunuz. Çünkü bel kıvırmak, kalça titretmek erkek işi değildir genellikle. Nasıl başardınız?

Elimden geleni yapmaya çalıştım, teşekkür ederim. Çalışmamı anlatmaya nereden başlayayım ki? 7 ay gibi kısa bir sürede hepsini bir arada yapmak zorunda kaldım. Kendime tam takım bir dansöz kıyafeti alıp sabah altıdan itibaren evde aynanın önünde çalıştım. Önce kalça hareketleri ile birlikte, kol ve parmakları çalıştırdım. Parmaklarıma Çin çubukları takıp ortalıkta dolaşıyordum. Belimi bırakın, hiçbir yerim kıvrılmıyordu. Sonra titreme hareketlerine geçtim. İki ay sonra bir ilerleme fark ettim. Oryantal eğilimli birçok hareket filme dahil olmadı ama zaten biz onları modern dans ve hip hop ezgileriyle birleştirmek istiyorduk. Sonuçta ağır basan Daphnis Kokkinos ile çalıştığım hareketler oldu galiba. Demek ki vücudum en çok onları benimsemiş. Sonuçta bu bir dans filmi değil. Danslar genel konseptin parçası.

Kadınsı hareketleri yapmayı nasıl öğrendiniz?

Çünkü kadın gibi adım atmak, oturup kalkmak, mimikleri uygulamak... Bunlar çalışmakla yapılacak şeyler değil diye düşünüyorum. Ben Can’a hiçbir zaman bir kadın olarak bakmadım. Hareketlerini de kadınsı olarak algılamadım. Dans üzerinden, vücudumu dinleyerek ilerledim. İçten ve içgüdüsel olarak Can’ın yürüyüşünü, hayata bakışını anlamaya çalıştım.

“Her sabah vücudumu tıraş ediyordum”

Eşcinsel arkadaşlarınız var mı? Onlar üzerinde araştırma yaptınız mı?

Evet, var. Almanya’da evli çift olarak yaşayan gay ve lezbiyen arkadaşlarım var. Hayır, onları araştırmadım. Onlar hayvanat bahçesindeki seyredilecek maymunlar değil, can dostlarım.

Filmde öpüşme ve sevişme sahnesi yok. Olsaydı yine rolü kabul eder miydiniz?

Hikâyeyi anlatmak açısından gerekli olsaydı, kabul ederdim.

Sahnelerde vücudunuzun kaymak gibi olduğu görülüyor. Ağda mı yaptırdınız? Acıdı mı?

Ağda yaptırmadım, her sabah jiletle tıraş oluyordum. Amma da zor işmiş!

Her erkekte yüzde 50 kadınlık hormonları olduğu söylenir. Zenne kimliğine büründüğünüzde kendini yüzde kaç kadın, yüzde kaç erkek hissettiniz?

Valla ne söylendiğini bilmiyorum ama kendimi yüzde yüz erkek hissettim. Zaten Can bir erkek. Kadın gibi hissetmiyor kendisini. Sadece erkekleri seviyor.

“Eşcinsel damgası yemek umrumda bile değil”

Bu filmde sizi en çok üzen, düşündüren şey neydi?

Bir insanın evladının canına kıyabilmesi elbette. Benim de bir çocuğum var ve bunu aklım almıyor.

Türkiye’de bu problem çok sık yaşanıyor. Cinsel tercihini saklamak zorunda kalan pek çok insan var!

Umarız ‘Zenne’ bu problemin aşılmasında bir nebze de olsa katkı sağlar. Bu durum, sadece Türkiye’ye mahsus değil. Almanya’da da var, dünyanın başka ülkelerinde de bolca var. Sadece bazı ülkelerde hukuksal anlamda eksiklikler çok fazla iken Türkiye’de hiç düzenleme yok. Bence insan nasıl mutlu oluyorsa öyle olmalı. Buna kimse müdahale etmemeli.

Bu filmle ilgili ödül bekliyor musunuz?

Öyle bir beklentim yok. ‘Zenne’ gibi bir filmde rol alıp, çekimi bitirip, vizyona sokup Ahmet’in davasını topluma anlatabilmek, benim için en büyük ödül. Ama ödül de alırsam sevinirim tabii ki.

Bu rol yüzünden size ‘eşcinsel’ damgası yapıştırılmasından korkmadınız mı?

Hayır. Üstelik bu sadece bir film değil, yaşam hakkını, insan haklarını savunan bir yapıt. Benim damga falan yemem önemli değil. Bu filmi yaptığım için gurur duyuyorum.

Ya ilerde çocuğunuz bu filmi seyrettiğinde size tepki gösterirse?..

Çocuğum, ne istiyorsa onu dile getirmeli. Umarım bir sinema filmi olarak beğenir.

Filmde Can’ın askerlik muayenesi sahnesi herkesi yüreğinden vurdu. Siz askerliğinizi yaptınız mı?

Hayır. Ben Alman vatandaşlığına geçtiğimde 27 yaşındaydım. O yaştan sonra Almanya’da askerlik çağından çıkmış oluyorsunuz. Yani askere alınmadım.

Film, Ahmet Yıldız’ın yaşam öyküsü. Onun mezarına gittiniz mi veya ailesiyle görüştünüz mü?

Ahmet’in ailesinden hiç kimseyle ne görüştüm ne konuştum. Ama mezarını ziyaret ettim. Yanımda eşim, oğlum ve oyuncu arkadaşım Giovanni Arvaneh vardı. Çok çok sisli, soğuk bir gündü. Tüyler ürpertici bir atmosfer vardı. Mezar yerini uzun süre aradık, bulamadık. Dönmeyi düşünürken yüzlerce mezar taşı arasında Ahmet’inkini bir anda gördüm. O günü unutmayacağız.

“Şener Şen’i örnek alıyorum”

Türk sineması hakkında ne düşünüyorsunuz?

Dünyada gittikçe daha önemli bir konum almaya başladı. Semih Kaplanoğlu’nun Berlin’deki, Nuri Bilge Ceylan’ın Cannes’daki başarıları çok sevindirici. Çağan Irmak’ın ve Seyfi Teoman’ın filmlerini de çok beğeniyorum. Ülkemizde o kadar çok anlatılacak hikaye var ki... Bunların da sinemaya yansıması beni mutlu ediyor.

Kendinize örnek aldığınız yerli-yabancı oyuncu var mı?

William Hurt, Colin Firth, bizden de Şener Şen. Ama en çok da anneannem. Kendisi oyunculuk yapmamıştır ama harika ve doğuştan karizmatik bir oyuncudur.

(21.01.2012 tarihli Cumartesi Postası'ndan alınmıştır.)

2

Sıradaki haber yükleniyor...
holder
SIRADAKİ HABER The Simpsons 32. yılına gidiyor: 33 ve 34’üncü sezonların onayını aldı