Kalben: Beyaz ve heteroseksüel bir erkek kadar bağımsızım

Kalben: Beyaz ve heteroseksüel bir erkek kadar bağımsızım

Kalben, yeni şarkısı ‘Perişahı’nın Kızı’yla yine kalbimize dokunuyor. Bir baba-kız hikayesini anlattığı şarkıda, kadın ruhu üzerinde yaratılan her türlü baskının altını çiziyor. Ve bunu o kadar güzel yapıyor ki görmek, duymak istemeyene, kafasını çevirene pek şans vermiyor. “Artık kendinizi daha bağımsız hissediyor musunuz?” sorusuna ise cevabı net: Neredeyse beyaz ve heteroseksüel bir erkek kadar bağımsızım. Oya Çınar/POSTA

05 Aralık 2020, Cumartesi 07:00 Son Güncelleme:
YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

İnsanın adının, karakterine etki ettiğine, hatta hayatının akışında belirleyici olduğuna inanan çok insan var. Yeni şarkınız ‘Perişahı’nın Kızı’nı dinlerken bu geldi aklıma. Siz, inanıyor musunuz buna? 

İsmim, rahmetli annemden yadigar, hediye. Onun benim için, kız meslek liselerinde buluştuğu öğrencileri için, ülkenin tüm kadınları için istediği ve hayalini kurduğu özgürlüğü yakalamaya çalışıyorum. Hep beraber; renk, dil, inanç sistemi, cinsiyet, kimlik üstünden ayrımcılığa, şiddete, yalnızlığa itiliyoruz dünyanın dört bir yanında. Bu yalnızlığı, itilmişliği ortadan kaldırabileceğimize inanıyorum. Birbirimizi sevebileceğimize, anlayabileceğimize, inanıyorum. 

Mükemmel olmaya çalışmıyorum

Peki, hayatınızın hiçbir döneminde kalbinizin sesini kıstığınız, ya da kısmak zorunda kaldığınız olmuş mudur hiç? 

Kalbimi ve aklımı dengelemeyi öğreniyorum şimdi. Geçmişte mutlaka birinin diğerine galip geldiği olmuştur. Dengesizliğin doğurduğu huzursuzluk; hatalara, yaralara sebep oluyor. Hani bir eylemi tamamladıktan sonra içimizde tortu kalır ya… “Ah, öyle demese miydim? Öyle yapmasa mıydım?” gibi… Bu yorucu sorulardan arınmak için evrenin merkezinde olmadığımı hatırlatıyorum kendime. Olan her şeyi kontrol etme çabasından, mükemmel olmaya uğraşmaktan vazgeçip; enerjimi üretmeye ve paylaşmaya ayırıyorum. 

 ‘Perişahı’nın Kızı’nı anlatır mısınız biraz? Hangi duygularla ortaya çıktı bu şarkı? 

Aile geçmişimle barışmadan kendimi de dünyayı da tam anlamıyla sevemeyecektim. Hep biraz kızgın ve dargın kalacaktım. O duyguların hapsinde olmak istemedim. Köklerimdeki seslerden uzakta, yüzüm hep Batı’ya dönmüş yaşamak da gerçek dışı gelmeye başlamıştı… Haziran 2019’da katıldığım uluslararası bir müzik festivalinde, bu toprağın enstrümanlarını çalan, seslerini yayan insanlarla tanışıp, onlardan etkilenmek kalbimi açtı. Ülkemden kilometrelerce ötede, ‘yaban ellerde’ duyabildim kök seslerimi ilk kez. Çok yakından bakınca görememek, biraz uzaklaşınca net görmeye başlamak gibi bir deneyimdi. 

Yazdığım ilk türküde bir sürü romantik unsur bir arada  

Alt yapısı da sözleri de daha çok türküye yakın…  

‘Perişahı’nın Kızı’, baba-kız ve kadın-ülke ilişkilerinin üstümdeki yıkıcı etkilerini güneşlendiren bir türkü bana göre. Canım müzisyen arkadaşım İsmail İlgün’ün divanıyla eşliği paha biçilemez bir deneyim var etti, sağ olsun. Bağımsız yayınladık, annemin adına kurduğum yapım şirketim Hoş Bir Seda’dan. Yazdığım ilk türküde, bir sürü romantik unsur bir arada. Hoşuma gidiyor müzikle özgürleşmek. 

Bu, bundan sonra gelecek işlerinizin tarzı için de bir ipucu mu?  

Daha önce ‘Yol’ ve ‘Efendi’ şarkılarında Batı formunda türkü yazmıştım ancak çıplak bir özgürlüğe ‘Perişahı’nın Kızı’nda varabildim. Sesim, sözüm ve İsmail’in divanı… Yine türkü yazabilir miyim, bilmiyorum. Böyle kararlar vererek ilerlemiyorum. İçimden gelen sesleri takip ediyorum. Bir halden iyileşmek için ilacım ne ise, o ilacın şarkısıdır doğan. 

Yazmak gerçekten iyileştiriyor mu? Bir öfkeyi, ya da herhangi bir duyguyu dile getirdiğinizde, kendinizi o duygudan biraz kurtulmuş hissediyor musunuz? 

20 senedir şarkı yazıyorum gitarımla ve giderek aydınlanıyor ruhum. Evrene, dostlara, yaşama bağlanıyorum her yeni şarkıyla. Çaresiz, küçücük, değersiz ve korkmuş hissettiren tüm haberlerin, durumların, olayların etkisinden bağımsızlaşabildiğim bir alana sahip olduğum için şükran ve sevgi doluyum. Her insan için böyle aydınlık bir alan umut ediyorum. Her insan için bir şarkı eşliğinde kendi yolunda yürürken hayal kurabilme özgürlüğü diliyorum. 

Kendime "Her insanın özgürce sevebilmesi, evlenebilmesi, yalnızlığını baskılanmadan yaşayabilmesi için uğraş” diyorum

Son konuştuğumuzda ‘Kalp Hanım’ albümü için “Bu albümde mağdur-kurban hissinden uzaklaştım. Dertleriyle dans eden bir Kalp Hanım var artık” demiştiniz. Aynı duyguda mısınız? 

Şikayet etmekten, yargılamaktan, dedikodu yapmaktan, anlamadan bilmeden eleştirmekten vazgeçtim. Yine arada geliyor bu pislikler kanıma ancak kovalıyorum fazla yakalanmadan. Pasif agresif kabadayıların tuzağına düşecek gibi olduğumda nasıl bir iç dünyaya sahip olmak istediğimi hatırlatıyorum kendime. Uzaklaşıyorum o kara delikten. 

Nasıl sağlıyorsunuz bunu? 

Kendime, “Yazılacak çok şarkı olmalı” diyorum. “İlk romanın bitti, ikinci gelecektir belki” diyorum. “Çocuk kitapları yazmaya devam et”, diyorum. “Kedini sev, sokak hayvanlarını unutma, dostlarını ara ve kendi kendine dans et. Kadın-erkek ayrımını ortadan kaldırmak için çalış, her insanın özgürce sevebilmesi, evlenebilmesi yahut yalnızlığını baskılanmadan yaşayabilmesi için uğraş” diyorum. Hayat çok boyutlu. Boyutlarımızı seçebiliyoruz irademizle, düşüncemizle, inancımızla. İyi olana inanıyorum ben. 

Zorlanmıyor musunuz?

İyilikte de hata var, ahmaklık var, zorluk var, yenilgi var ancak değiyor sonunda. Zihinsel olarak güçlenmek için destek almaktan utanmıyorum. Zaaflarımı, bağımlılıklarımı kabul edip temizleniyorum. Korkularımla yüz yüze gelip gerekli özürleri temelli bir şekilde diliyor ve özür dilememe yol açan hareket biçimlerimi değiştirmekten kaçmıyorum. Değişmek enfes bir eylem ve mümkün! ‘Kalp Hanım’da kendime “Nasılsın?” diye sormakla başladı… Öyle de basit, sade bir başlangıç işte. 

Genel olarak, içinde bulunduğumuz günlerin ruh halinizdeki yansıması ne? 

Bu küresel sağlık krizini ben çıkarmadım. İnsana ve doğaya, hayata değer vermektense kar elde edilecek alanlar var eden, para ve güç peşinde koşan sistemi de ben yaratmadım. Kontrolümde değil bu yaşadıklarımız. Kendime bunu hatırlatıyorum her gün. Özellikle kültür, sanat, sosyal mutluluk sektörlerinde çalışan ve ışıklar altında olmadıkları için yok sanılan milyonlarca emekçinin ne durumda olduğunu düşündüğümde kalbim ağrıyor. Onlara maddi ve manevi destek için elimizden gelen her şeyi yapmamız gerekiyor. Ağır ve kanlı bir yaramız olacak her şey bittiğinde. Yarayı birlikte sarmamız, destek sistemleri var etmemiz gerek. 

Kurumsal olandan istifa etmeyi özlemiştim

Artık bir müzik şirketiyle çalışmayıp, kendi şirketinizi kurma fikri nasıl gelişti? 

Kurumsal olandan istifa etmeyi özlemiştim. İyi geldi. Birlikte müzik yaptığım insanlara daha fazla telif dağıtabilmek; emekçiye ekonomi var edebilmek için bu yöntemi deniyorum. Hoşuma gidiyor bağımsızlaşmak. Bugüne kadar bana haklıyı, haksızı öğrenmemde destek olan tüm kurumlara da selam yolluyorum. 

Müzik yazarı Tolga Akyıldız, “Bu artık Kalben’in bağımsızlığının ilanı gibi dedi. Siz kendinizi ne ölçüde bağımsız hissediyorsunuz? 

Daha bağımsız olursam havalanıp uçacağım sanırım. Neredeyse beyaz ve heteroseksüel bir erkek kadar bağımsız oldum hayatta. Ne mutluluk. 

Kendimi acımasızca eleştirmekten aynadaki yansımamı çirkinleştirmekten vazgeçtim

Şarkıda “Bir seni mi görmediler? Bir seni mi sevmediler?” diyorsunuz. Kalben, kendini ne kadar seviyor? Ona hak ettiği kadar sevgi ve şefkat gösteriyor mu? 

Kendimi acımasızca eleştirmekten, aynadaki yansımamı çirkinleştirmekten ve başkalarından annemlermiş gibi sevgi, şefkat bekleyip şikayet etmekten vazgeçtim. Bıraktım bu saçmalıkları. Hayattayım, sağlıklıyım, benden çok daha zor koşullarda çok daha umutlu olan insanlar var. Yaşayan her şeyden ilham alabiliyorum. Çürüyen, kırılan eşyalara, yıkılabilen evlere, batabilen teknelere falan bağımlı değilim. Sevebiliyorum, aşık olabiliyorum, ağlayabiliyorum, gülebiliyorum. Şakam da var ciddiyetim de. Özgürüm işte…

Sizin sadakat tanımınızı merak ediyorum. Çalışırken, severken, hayatın her alanında, ne olunca kendinizi sadakatsizliğe uğramış hissedersizin?

Zamanında kafama çok taktım. Yok emeğimi sömürdüler, yok paramı çaldılar, hakkımı yediler, yok canıma kast ettiler… Bir sürü şey yaşandı ve bitti. Sadakat ile insanlar üzerinden ilgilenmiyorum artık. Kendi müziğime, inancıma, evrene duyduğum bağlılığa, değer verdiğim düşüncelere, edebiyata, sinemaya, dostluğa, doğaya sadakat duyuyorum. Adanmak ile alakasını çözümlemeye çalışıyorum sadakatin. İnsanlara adanmak hayal kırıklığı doğuruyor mutlaka ama tüm diğer şeyler enfes hediyeler getiriyor. 

Kadın olmakla, yaş almakla, beyaz saçlarımla gurur duyuyorum

Genellikle çok aşık ve mutluyken yazdığınız şarkıları mı yoksa acı çekerken yazdıklarınızı mı daha çok seviyorsunuz? 

Bir toplum, duygu ve düşüncelerden, hayal ve ümitlerden meydana gelen insanların bileşkesidir. Toplumun yöneticileri, koruyucuları ne kadar sevgi, saygı, özgürlük ve eşitlik yayarsa toplum da o kadar özgür şarkılar söyler. Hislerini anlatmaktan korkmadan davranabilir bu toplumun bireyi. Utançsızlaşır. “Elalem ne der?” diye korkmadan duygularını, düşüncelerini söylemeye başlar. Ahlak denen kavramın ten temasıyla, kurumsal birliktelikle, cinsiyet üzerinden tanımlanan ilişkilerle alakası olmadığını anlamayı öğrenir. Toplumu var edenler bireylerin mutlu, umutlu, özgür olmasını istiyor mu? Bu soru tarih boyunca tüm sanat dallarına tesir etti. 

Sizdeki cevabı ne? 

Ben de hala bu sorunun yanıtını arıyorum. 22 yaşında yazdığım ya da 28 yaşında söylediğim şarkılarla tanımlanmam bana göre imkansız artık. Kocaman kadın oldum. Gurur duyuyorum kadın olmakla, yaş almakla, beyaz saçlarımla. Her şarkı ve seveni kıymetlidir ancak makine olmadığım için benden bekleneni tekrar etmek; beni herkesin sevgilisi, zengin bir ünlü yapsın diye belirli şarkılar üretmek ya da yorumlamak kafamı patlatmak gibi bir eylem. Ben müzik kutusu değil, müzik yolcusuyum. Şimdi, pasif agresif duygulara, duygusal şiddete, ezikliğe, yalakalığa, birini aşkla kendimden üstün hale getirmeye, yeteneklerimi ve başarılarımı erkek egosunu pohpohlamak için inkar etmeye, en çok benim para kazanmam gereken yerde bir sürü adamın zengin olduğunu görmeye katlanmam söz konusu değil. Değiştim, değişeceğim. Benimle değişen, anlayış ve kalenderlik büyüten dostlarla yürüyeceğim. 

Kısa kısa… 

Hayatta en inandığınız şey ne?  

Hayati haklar bakımından eşitliğe, özgür iradeye ve sanata.  

Sizi sakinleştirmenin en kolay yanı ne? 

Dans etmek.

Kendinizi mutlu etmek istediğinizde ne yaparsınız? 

Evden çıkıp Galata Köprüsü’nden Sirkeci’ye yürür, sevdiğim dükkanları geze geze müzik dinlerim. 


Sıradaki haber yükleniyor...
holder