'Kanser hayatımın ortasına bomba gibi düştü'

'Kanser hayatımın ortasına bomba gibi düştü'

Asuman Dabak!.. Televizyonun komik, tiyatronun cesur ismi... İstanbul-Londra arasında geçen hayatının bir yerinden balıklama daldık, onunla söyleştik

04 Şubat 2012, Cumartesi 05:00 Son Güncelleme:
YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

NİLÜFER KAS

n.kas@hotmail.com

Deliliğinden övgüyle söz edecek kadar içten davrandı bize. Kansere yakalanmasını, ameliyatlarını, çocuk sahibi olamamasını anlatırken de aynı içtenliği gösterdi.

Dedi ki; “Anne olma hayalimi rafa kaldırdım. Ama çocuk sahibi olamayan kadınlar adına, taşıyıcı annelik yasası konusunda öncülük yapmaya hazırım.” ‘Kurtuluş Son Durak’ filmindeki oyunculuğuyla seyircinin kalbini bir kez daha kazanan Asuman Dabak’ın ellerinin ve dualarının şifalı olduğunu bu söyleşide öğrendik...

Turizm okumuşsunuz. İçinizde oyunculuk ateşi yanarken turizmci diplomasını, aileniz için sus payı olsun diye mi aldınız?

Kesinlikle öyle. 20-25 yıl önce tiyatro oyuncusu olmak meslek olarak görülmüyordu. Ailem kolumda bir altın bileziğim olsun diye srar etti. Çok da iyi yapmışlar. Bir yandan turizmcilik, diğer yandan tiyatroculuk yaptım. Ne zaman oyunculuktan para kazanmaya başladım, o zaman turizmciliği bıraktım. Yoksa, THY acentesinde çalışmaya devam ediyordum.

Bir anlamda alaylı bir tiyatrocusunuz. İşinizi yapıp paranızı alıp evde keyif çatmak varken tiyatro kurdunuz. Niye?

Bünyede bir ruh hastalığı olunca (gülüyor) insan bu işleri yapıyor. Ben işime aşığım. Oyuncu olarak oyunculuğa yatırım yapmak, bizden sonrakilere ışık tutmak istedim. Bu bayrağı layığıyla teslim etmek istiyorum. Üstelik artık tiyatro kendini döndürüyor. Eskisi gibi popüler değil ama bir kemik seyircisi var. Tiyatro açtığım için pişman değilim. Evet, çok zordu ama ben zorluklarla uğraşmayı seviyorum.

‘Bu konu burnumun direğini sızlatır’

Londra’da oyunculuk dersleri veriyorsunuz...

Orada 80’i aşkın öğrencimiz var. 6-12 yaş çocuk, 12-17 yaş genç ve 18 yaş üzeri yetişkin grubumuz oyunculuk öğreniyor. Orayı konservatuar kıvamına getirmeyi planlıyorum. Müzik bölümünü de ekleyeceğiz. Oradaki çocukların hobiye ihtiyaçları var. Kozmopolit bir ortamda ne Türk kalabilmişler ne İngiliz olabilmişler. Umutları bitmek üzere.

Bu koşturma içinde sizi yavaşlatan olaylar da yaşadınız. 5 yıl önce rahim kanseri yüzünden tam da bebek istediğiniz dönemde rahminiz alındı. Kadınlığın ve anneliğin en önemli organı diye kabul edilen rahimden olmak sizi nasıl etkiledi?

Bu, benim çok hassas ve zayıf olduğum bir konu. Çünkü çocuğum yok. Allah’ın işine de karışılmaz. Demek ki benim için bunu uygun gördü. Ama burnumun direğini sızlatan bu konuyu konuşmaktan kaçarım. Yapılacak bir şey yok. Ama hayatın ortasına bir bomba düşüyor... Bu durum insanın hayatını yavaşlatıyor ama inatçı biri olarak hemen toparlandım. Çok şanslıyım ki eşim o dönemde büyük destek verdi.

Kanser vak’aları ne kadar arttı, değil mi?..

Bu hastalık bir mayın ve nerede patlayacağı belli değil. İstediğiniz kadar varlıklı olun, genetik, beslenme, yaşam şekli hastalığı çağırıyor. Geçen yılki ameliyattan sonra doktorum “Her ne yapıyorsan artık bunun tersini yap” dedi. Hayatımı değiştirmek zorundaydım. İmamın kayığı burada duruyor. Öbür dünyaya bir komik lazımsa gideyim ama ben şimdilik gitmek istemiyorum. Allah ikinci bonusu da verdi. Artık akıllanmam lazım.

‘Taşıyıcı annelik yasağı kalkmalı’

 Annelik isteğinizi rafa mı kaldırdınız?

Biraz kaldırdım. Yaş geçiyor. Geçen yıl ikinci kanser ameliyatını olunca risk almak istemedim. Sorumluluktan kaçmıyorum ama çocuğu yalnız bırakıp gitmek düşüncesi insanın canını acıtıyor. Bir çocuğa bunu yaşatmak istemem.

Taşıyıcı annelik ülkemizde yasak. Bunun yasal olması için öncülük yapmak ister miydiniz?

Zaten harekete geçtim. Ama kadınlar önce “Tamam” dediler ama arkama dönüp baktığımda kimseyi göremedim. Hâlâ öncülüğe hazırım. Ayrıca eşim avukat, yasal süreçleri iyi biliyor. Kadınlarımızın bu konuda inatçı olması lazım.

“Şifacı özelliğim vardır”

Bu hayatta üstlendiğiniz görev ne?

Şifacılık var bende. Elimin, dualarımın iyi geldiği söylenir. Yaradanın verdiği bir özellik. Ama ben eğitimci tarafıma önem veriyorum. Bilgiye aşık biri olarak gençlerin aydınlanması için elimden geleni yapmaya çalışıyorum. Dünya görüşlerini geliştirmeye, iyi insan olmanın erdemleriyle yetişmelerini istiyorum. Galiba dünyadaki misyonum bu.

Şifacılık özelliği, ailede başka kimde var?

Büyük halamda. Onun da nefesi, duaları etkilidir. Ben de reiki, yoga, tai-chi yapıyorum. İyi niyetle dokunmanın önemini bilirim. Başı ağrıyan bir arkadaşımın başına elimi koyduğumda ağrısının hafiflediğini söyler.

Sizin de oynadığınız ‘Kurtuluş Son Durak’ filmi çok beğenildi. Hayatın gerçeğini beyazperdede görmeyi neden bu kadar seviyoruz sizce?

Bunu nasıl anlattığınız önemli. Biz ağlanacak bir şeyi kara mizah olarak anlattık. Konunun komedi olarak yorumlanması ve usta oyuncuların yer alması sayesinde kendi şansını doğuran bir film oldu.

Kadına yönelik şiddet konusunda ne düşünüyorsunuz?

Bir dengesizlik var ortada. Çünkü kadın “Kocamdır; sever de döver de” diyebiliyor. Bu nasıl kaderciliktir anlamıyorum. Özellikle Anadolu’da kadınlar çaresizce katlanıyor. Feodal yapı kadına nefes aldırmıyor. Bu sorunda daha çok erkeklere yönelik adımlar atılmalı. Erkeklerin rehabilite edilmesi lazım. Erkeklere ezber bozdurmak, bu zinciri kırmak gerekiyor. Bu işi ancak, en büyük güç olan devletin yapabileceğine inanıyorum. Devlet, para pul gözetmeden bu adamları tedavi etmeli, toplu terapiler yapmalı, eğitimler vermeli. Gerçi mezun olan öğretmenlerin atanamadığı bir ülkede ben kime neyi anlatıyorum ki!.. Balık baştan kokuyor.

“Her hafta psikiyatra gidiyorum”

Eşi tarafından şiddete uğrayan bir arkadaşınız akıl danışsa ona ne önerirsiniz?

Doktora gitmelerini. Bir yerden sonra insanlar profesyonel desteğe ihtiyaç duyuyor. Üç yıldır ben de her hafta psikiyatra gidiyorum. Depresyonda filan değilim ama bilinçaltındaki çöpleri boşaltmak lazım. Ben sıkı deliyimdir. Yaptığımız iş dışa dönük olsa da kendimizi çok rahat anlatamayız. Benim de en önemli dertlerimden biri dertleşememek. Oysa içerde tuttuğunuz şeyler sizi çürütür. Stres ve sıkıntı, hastalıkları besler. Ben de yeni yeni konuşmaya başladım.

Sektörünüzün en önemli kusuru ne?

Kıskançlık, sevgisizlik, çekememezlik, dedikodu... Ben bu potaya hiç girmedim. İşimi yapıp evime dönüyorum. Bazen istemeden şahit olduğumda “Bunlar boş şeyler. Bunlar bir illüzyon” deyip geçiyorum. Şöhreti taşıyamayanlar için üzülüyorum. Bugün varız, yarın yokuz. Hepimiz bir sınavdan geçiyoruz. Anlamadan burnunun üzerine bir çakılırsın, neye uğradığını şaşırırsın.

Sektörünüzde sınıflama çok yapılıyor. Siz kaçıncı sınıf oyuncusunuz?

Yapımcılar, kanallar, istedikleri kadar sınıflandırma yapsınlar. Başka meslekten gelen biri, yakışıklı ya da güzel diye başrol oynuyor. Oysa yılların devlet sanatçısı, yarı ücretin altında kazanıyor. Bu sınıflandırma umrumda değil. Sınıfımı, beni alkışlayan halk belirler.

Çok düzgün bir insan profiline sahipsiniz. Hiç sınırlarınızı aşmak, kötü kadın olmak istediğiniz zamanlar yaşadınız mı?

Siz beni hiç tanımıyorsunuz galiba. Ben gerçek, sıkı bir deliyimdir.

‘Kurtuluş Savaşı boşuna verilmedi’

Ülke gündemiyle ne kadar ilgilisiniz?

Yakından ilgiliyim ama durumu içler acısı buluyorum. Çizilen tablo bana inandırıcı gelmiyor. Her şey çok planlı programlı, kılıfına uydurularak yapılıyor. Bu milletin bunları hak etmediğini düşünüyorum. Kurtuluş Savaşı boşuna verilmedi. Biraz daha bilinçlenip ilke ve devrimlerimize sahip çıkmalıyız ama gerçekten çok azınlıkta kaldık.

Cezaevinin dışındakilerin dışarıda olmaktan utandığı bir dönemdeyiz. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Bizi iyi bir gelecek beklemiyor. Giderek fener sönüyor bana göre. Allah hepimizin yardımcısı olsun.

‘Muhalif’ tanımı size ne kadar uyuyor?

İşlerin daha iyi yapılması için muhalefet olmalı. Rekabetin kaliteyi artırdığına inanıyorum. Rakip ne kadar güçlüyse sen o kadar iyi olmaya çalışırsın. Meclise baktığımda utanıyorum. Düstur diye bir şey kalmadı; herkes sille tokat birbirine saldırıyor. Bu çok acı bir durum.

(28.01.2012 tarihli Cumartesi Postası'ndan alınmıştır.)

2

Sıradaki haber yükleniyor...
holder