Karadenizli olmanın özelliklerini taşıyorum

Alper Kul'u Şen Yuva adlı dizideki rolüyle tanıdım. Mimiklerine, oyunculuğuna çok gülüyordum. 'Sümela'nın Şifresi: Temel'deki Temel rolüne de çok güldüm. Meğer onu geç fark edenlerdenmişim

10 Haziran 2012, Pazar 05:00
A A
Karadenizli olmanın özelliklerini taşıyorum

Önce ağlatan Türk dizilerinde oynamış, komedyenliğe ise çok geç başlamış. İyi de yapmış! Şimdilerde birbirinden yetenekli, eğlenceli oyuncular Ali Sunal, İrem Sak, Erdem Yener, Okan Çabalar, Aylin Kontente ile ‘İnsanlar Alemi’nde İsmail adlı karakteri canlandırıyor. ‘İnsanlar Alemi’nin en güzel yanı Beşiktaş Kültür Merkezi’nde sahneleniyor olması ve programın canlı seyredilebilmesi. Alper Kul’la oyun öncesi buluştuk. Oyuna ezberi olmadığı için çok heyecanlıydı...

 Nasıl bir aileden geliyorsunuz?

Babam Farozlu annem ise Molozlu; yanyana iki mahalle. Okumak için İstanbul’a gelmişler; evlenmişler. Bense İstanbul-Süleymaniye Doğum Evi’nde doğdum. Fatih’te büyüdüm. Bunu özellikle vurguluyorum. Çünkü herkes Iraklı’yım sanıyor. Karadeniz yemeklerinin piştiği, aksanlı konuşulan bir ailede büyüdüm. Yazın hep Trabzon’daydım.

Ailenin komiği kimdir?

Babam. ‘İnsanlar Alemi’nde sahnede ter döküyorum. Ali (Sunal)’nin izleyiciye soru sorduğu bölümlerde babam kalkıyor, 35 saniye anlatıyor, alkışı alıyor. Ama bitmedi. Ailenin asıl komiği ablam. Absürt bir komedi anlayışı var. Sohbet etmek için Maltepe’deki eczanesinden ilaç alanlar var. Benden daha komik ve organikler.

Aile mi sizi oyuncu olmaya itti?

Hayır. Babam otobüs işletmeciliği yapıyordu. Ben de otogarda bilet kesiyordum. Bir gün sahnede Savaş Dinçel’i bir buçuk saat izledim. Çok etkilendim. Biri de beni izleyerek etkilenir diye çok dikkatli oynarım. Sonrasında Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nde Savaş Dinçel’in öğrencisi oldum zaten.

  Neden Amerika’ya gitmek istediniz? Size ne kattı?

Onda da Savaş Dinçel bana yol çizdi. Ben de ona teslim oldum. Oyunculukta farklı kültürlerle sürekli alışveriş içinde olunmalı. Amerika da birçok kültürün bir arada olduğu bir ülke. Brezilyalı, Kolombiyalı, Hintli, Çinli ev arkadaşlarım oldu. Yemek yaptık, yeri geldi ağladık, güldük. Her duygu değişiminde nasıl tepki verdiklerini öğrendim. Türkiye’de bir tiyatro kurmuştuk. İlk oyunda batmıştı. Profesyonel anlamda da ilk kez Amerika’da mesleğe giriş yaptım. ‘Profesyonellik’ denilen kavramın işleri kolaylaştırdığını öğrendim. Amerika’da herkesin sadece kendi işini yapması, birbirine saygı duymasını öğendim.

Sanki başınıza bir olay gelmiş gibi konuşuyorsunuz?

MSM’de arkadaşlarımızın kostümünü giyip birbirimize şaka yapardık. Eğlenmedeydik. Amerika’da bir oyunda arkadaşımın kostümüyle şaka yaptım. Kimse gülmedi. Tiyatronun müdürü çağırdı beni. Özür diledim. “Özür dilemelisin ama yaptığının sebebini bulalım tekrarlama” dedi.

Sonra?

“Sahnedeki ışık sallanırsa ne yaparsın?” diye sordu. “Düzeltirim” dedim. “Hayır. Işıkçıya söyleyeceksin o senden önce tamir eder. Sen sadece işini yap” dedi. Bu olayı içselleştirdiğimde işlerimin tıkır tıkır gittiğini gördüm.

Aileniz oyuncu olmanıza ne dedi?

Mühendis çıkacağımı düşünüyorlardı. ‘İnsan mühendisi’ oldum. Destek de değillerdi. Haklıydılar. Ailede herhangi bir sanat dalına meyletmiş yoktu. Türkiye’de bilmediğinden korkarsın ya babam gay olacağımdan korktu. Sahnede açılıp saçılma durumunun ucunu kaçıracağımı düşündü herhalde. 10 yıl öncesine kadar oyuncuların vesikası vardı. ‘Eğlence sektörü’ diye geçiyordu. Herhalde babam da çekindi.

Komedyenliği kim keşfetti?

Televizyonda bir ara ağlama dönemindeydik. Sektöre girmiştim. Birkaç yıl ağladım. Depresif bir durumdu. Yapamayacağımı anladım. Komedi yaparsam icra ederken de moralim yerine gelir dedim. İyi de oldu. Belki değişir de...

Birçok iş yapıyorsunuz. Nedir aceleniz?

Haklısınız. Yorucu bir tempodayım. Tiyatroda oynuyorum, oyun yazıyorum, bir yandan film çekimlerine gidiyorum. Tek iş yaparsam konsantrasyonum dağılıyor. O yüzden birkaç iş yapıyorum.

  Karadenizli olmanın ne gibi özelliklerini taşıyorsunuz? Sanki tez canlılık var!

Fazlasıyla. Karadeniz’in coğrafyasında dereler var, yağmur yağıyor, sel oluyor, bazen yıldırım düşüyor. Bu coğrafyada kaza olma olasılığı çok yüksek. Karadenizliler yüzlerce yıldır bu coğrafyada yaşama mücadelesi veriyorlar. Normal insan sele kapılıp, yıldırım çarpıp hayatını kaybedecekse, Karadenizli tehlikeden kendini korur. Tahminim bu nedenle Karadenizliler pratik zekalıdır. Çabuk çözüm üretir. Karadenizli’ye “Haydi kayık yapıp aya gidelim” dersen, “Olur mu?” demez. “Neden olmasın” der ve üç kuşak sonra da olsa yapar. Bendeki de komedi yaptığımda işe yarıyor. Beynimde farklı bir kanal var. “Neden olmasın?” diyerek işi farklılaştırıyorum.

Kuliste ezber yapmaktan yakınıyordunuz. Ezberiniz kötü mü?

Akşam oyun var ve 5 ayrı tip yapmalıyım. Ezberim yok. İş bitiyor, yeniden çalışmamız gerekiyor. Yetiştirme sıkıntısı oluyor. Ama bahane değil bu. Ezberde hakikaten kötüyüm! Bu nedenle doğaçlama işin içine giriyor.

Sosyal mi, asosyal misiniz?

Enteresan bir denge var. Sosyalim, her mecliste sohbet etmekten, dinlemekten hoşlanırım. Ama kalabalık içinde yalnızlık diye bir klişe var ya, o benim. Örneğin hobilerim yalnızlığa meylettiğimi gösteriyor. Kaya tırmanışı, binicilik yapıyorum. Futbol, voleybol gibi takım sporlarını yapamadım. Arkadaş ortamında da çok şen şakrak değilim. Güldüren, coşturan ben değilim. Dinlemek hoşuma gider. Gerçek hayatta komik olduğumu düşünmüyorum.

Başka hobileriniz var mı?

Motosiklete binmek hobimdi. Trafikten kurtuluşum oldu, hobiyi geçti. Sosyal sorumluluk projesi olarak ağaç dikmeye başladım. Şimdi ufak ormanlar kuruyorum. Bu beni çok mutlu ediyor.

Saçlarınız ne zaman gitti?

Askerde. Ankara’dayken babam “Sana torpil yaptım yarın İstanbul’a geliyorsun” dedi. “Burası soğuktu zaten” dedim. Kağıt geldiğinde ‘Bitlis’ yazıyordu. Babama ‘Bitlis’te beş minare’yi söyledim, o da ‘Beri gel oğlum beri gel’ diye şarkıyı devam ettirirken ben Bitlis’e gitmiştim bile. Sıfatımı görüyorsunuz. Çok kaslı bir adam değilim. Yumuşak ruhluyum. Beni tim komutanı yaptılar. Bünyem reddetti. 4 kilometre koşuda 2. kilometrede bayılıyordum. Taşıyorlar, kantinde uyanıyordum. Saçlar da stresten seyreldi.

Sonra? Kazıttırdınız mı?

Ekranda fark edilmeyen hilelerden biri topiktir. Bir ara saçtan çok topik vardı kafamda. Hayatımın böyle geçmeyeceğini anlayınca kazıttırdım kafamı.

Çapkın bir erkek misiniz?

Değilim. Tek eşliyim. İlişkide huzurlu, mülayimim. Huzurluysam başkasını aramam.

Romantik taraf siz misiniz?

Haftanın tek günü ben, çift günü kız arkadaşım romantik. Özelimden bahsetmek beni utandırıyor. Girmeyelim.

Evlilik düşünüyor musunuz?

Düşünüyorum. Yalnızlık Allah’a mahsus. Yakını uzağı belli değil. Fikrine karşı değilim.

‘Şen Yuva’ dizisinde yaptığınız şarkılar, internette paylaşma rekorları kırıyordu. Yine şaşırtıcı projeler yolda mı?

‘İnsanlar Alemi’nde şarkılara devam edeceğim. Sümela’nın Şifresi: Temel’in devamı geliyor. Haftaya Moskova’ya çekimlere gidiyorum. Filmin adı ‘Temel: Moskova’nın Şifresi’ olacak. Sadece Trabzon’da değil, Karadeniz’in diğer kentlerinde de çekimler olacak. ‘Babamın oğlu’ adlı oyunla da Avrupa’da 10 kente gideceğiz. Herhalde bu yaz bana tatil yok!

( 03.06.2012 tarihli Pazar Postası'ndan alınmıştır. )

SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

;
Sıradaki haber yükleniyor...

Kişisel verilere ilişkin aydınlatma politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için Kişisel verilere ilişkin aydınlatma metnimizi inceleyebilirsiniz.