Keman çalmayı bilmediği halde sokak çalgıcısı oldu

Işıl Cinmen dilenci olduktan sonra, bu sefer sokak çalgıcısı oldu. İstiklal Caddesi’nde ses düzeni kurup keman çalar gibi yaptı. Evlilik teklifi aldı, düğününde çalmasını isteyenlerle karşılaştı ve sokaktaki müzisyenlerle tanıştı

20 Kasım 2016, Pazar 12:37 Son Güncelleme:
YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News
Işıl Cinmen dilenci olduktan sonra, bu sefer sokak çalgıcısı oldu. İstiklal Caddesi’nde ses düzeni kurup keman çalar gibi yaptı. Evlilik teklifi aldı, düğününde çalmasını isteyenlerle karşılaştı ve sokaktaki müzisyenlerle tanıştı.

Işıl Cinmen dilenci olduktan sonra, bu sefer sokak çalgıcısı oldu. İstiklal Caddesi’nde ses düzeni kurup keman çalar gibi yaptı. Evlilik teklifi aldı, düğününde çalmasını isteyenlerle karşılaştı ve sokaktaki müzisyenlerle tanıştı.

Tüm gün keman çaldım İstiklal’de... Daha doğrusu elime ilk defa aldığım bu çok sevdiğim aleti ‘çalar gibi’ yaptım! Arkaya kurduğumuz ses düzeneğinden yükselen melodilere kendimi bıraktım. Bakın başıma neler geldi!

DİLENCİDEN KEMANCIYA

DİLENCİDEN KEMANCIYA

Farklı kimliklere bürünerek sokakta gezmeyi çok seviyorum. Çünkü hayattaki sonsuz olanak içinde deneyimimin Işıl Cinmen olmak ile sınırlı olması canımı sıkıyor. Evet, Işıl’ın hayatı güzel. O yazı yazar, röportaj yapar, Cihangir’de yaşar, pek kimseyi takmaz, ona buna aldırmaz, öğrenir, eğlenir, rahattır. Ama içimde bir yere batıyor o rahat. Başkası olsaydım nasıl olurdu diye düşünüyorum. Kemancı kız olsaydım, bir dilenci olsaydım, erkek olsaydım... İşte o yüzden geçtiğimiz hafta dilenci oldum. Gitarını çaldıran evsiz müzisyen Kazım Abi’yle tanıştırdım sizi... Ve siz nasıl şahane insanlarsınız ki; tam 17 kişi ona gitar göndermek istedi! Yeni gitarını ona teslim ettim, öyle mutlu oldu ki anlatamam!

Bugün ise kemancı kızım... Kemanım da pembe! Bu yazıyı Lindsey Stirling’den Crystallize dinleyerek okuyun...

“SOKAKTA MI KALDIN FISTIK?”

“SOKAKTA MI KALDIN FISTIK?”

dakikaların güvensizliğiyle keman kutusunu önüme açıyorum. Hava soğuk, kutuda para yok, çalmaya başlıyorum... Anında yanımda üç, dört genç bitiyor. Sorgulayan bakışlara eklenen gülüşmeleri duyunca sinirlenip kemanı bırakıyorum. Dakika bir, gol bir! “Sokakta mı kaldın fıstık? Sana bakan yok mu?” diyor biri. Taş çatlasa 20 yaşında, jöleli saçlar, deri mont... “Kafamı bozmayın, basın gidin” diye çıkışıyorum.Fotoğrafçı Muzaffer Bey ve güvenliğimiz Emrah Bey kenarda saklanıyor. İşaret verirsem hemen gelir gösterirler günlerini bu yeni yetmelere! Kemanımı sırtlayıp hızlı adımlarla uzaklaşıyorum. Huzurumu kaçırdılar!

“EVLEN BENİMLE!”

“EVLEN BENİMLE!”

Galatasaray Lisesi’nin kapısının önünde bir tabure buluyorum. Başlıyorum bir Farid Farjad denemesine... Müziğin sesinin el hareketlerime karıştığı sırada liseden çıkan çocuklar etrafımı sarıyor. Bir alkış, bir alkış! Gülüyoruz hep beraber. Hayranlık dolu gözlerle beni izleyen 40’lı yaşlarında, düzgün giyimli adama bakıyorum. Doğru tutmayı bile beceremediğim bu kemanı gerçekten Farjad gibi çaldığıma inanmış olabilir mi? Neden böyle bakıyor bana? Daha düşüncem tamamlanmamışken nazikçe, “Türkçe biliyorsanız biraz konuşmak istiyorum” diyor. “Buyrun.” ”Size tuhaf gelebilir ama daha önce sizi rüyalarımda görüyordum. Evleneceğim kadın olduğunuzu biliyorum.” Ne diyebilirim... Tatlısın sevgili halk!

“DÜĞÜNÜMÜZDE ÇALIN!”

“DÜĞÜNÜMÜZDE ÇALIN!”

Odakule’ye doğru ilerlerken meslektaşımla karşılaşıyorum! “Size katılabilir miyim?” diye soruyorum. Yarı Türkçe, yarı Arapça “Olur ama para toplayamazsın!” diyor. “Tamam! Paralar sizin olsun!” Vaseem Bey, Suriye’den kaçmış. Hemen cep telefonunu çıkarıp eskiden oynadığı filmlerden bölümler izletiyor. “Eskiden oyuncuydum. Şimdi halime bak! Sokakta çalıyorum” diyor anladığım kadarıyla... Onunla iyi anlaşıyoruz, bilmediğim Arapça bir parça patlatıyoruz gülerek. Bu sırada birbirlerine aşık oldukları her hallerinden belli bir çift de bizi izliyor. Parça bittiğinde, yanımıza gelip düğünlerinde çalmamızı teklif ediyorlar! Durumu anlatıp kahkahalar içinde onları Vaseem Bey’le başbaşa bırakıyorum.

GÜNDE 200 LİRA!

GÜNDE 200 LİRA!

Tünele yaklaşırken defalarca dinlediğim ama hiç konuşmadığım o kadına doğru yaklaşıyorum. Adını soruyorum: “Katia...” Öyle güzel bir kadın ki; yanından geçerken kayıtsız kalamazsınız. 32 yaşında ama en fazla 25 gösteriyor. “Hayatı seviyorum da o yüzden yaşlanmıyorum” diyor. Ukrayna’dan bir yıl önce tatil için gelmiş ama bir daha gidememiş.

“İnsanlarını da, kaosunu da, buranın hayatını da çok sevdim” diyor. Ukrayna’dayken mühendismiş ama işini hiç sevmez, sadece bir gezgin olmayı düşlermiş. Gezerek yaşamanın yollarını aramaya başlamış. Youtube’dan öğrendiği Aqua Drum’la yollara düşmüş. Aqua, bir perküsyon aleti; sesi su sesi kadar rahatlatıcı... Günde ortalama 50 lira kazandığını ama bazen 200’e kadar çıktığını anlatıyor. Katia çaldıkça çevredekilerin gerginliği azalıyor, yanımıza geliyorlar. Ama gelenlerin hepsi erkek! “Hep böyle mi? Demin bir evlilik teklifi aldım ben!” diye anlatıyorum. “Sorma! Her gün en az bir evlilik teklifi alıyorum. ‘Evlen benimle’ diyorlar, neden böyleler?” diye gülüyor. Ve kimseye aldırmadan, içinden geldiği gibi çalmaya devam ediyor...

Bu Video
İlgini
Çekebilir
Sıradaki haber yükleniyor...
holder
SIRADAKİ HABER Yaz geliyor farkında mısın? Peki, yaza hazır mısın?