Kerem Alışık: Kendi devrimini kendi yapan bir adamım

Kerem Alışık: Kendi devrimini kendi yapan bir adamım

Kerem Alışık 'Bir Zamanlar Çukurova' dizisindeki oyunculuğuyla, hayat verdiği Ali Rahmet Fekeli karakteriyle bütün Türkiye'nin yeni gözdesi oldu. Dizi temposunun yanı sıra hem yeni oyunu, 'Esaretin Bedeli'nde Red'e hayat veriyor hem de şiir yazıyor. Aslında onun için söylenecek o kadar çok söz var ki. İşte karşınızda bütün samimiyeti ve şeffaflığıyla Kerem Alışık

30 Aralık 2018, Pazar 08:30 Son Güncelleme:
YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Nişantaşı’nda aynı mahallenin çocuklarıyız. Seni 40 senedir tanıyorum. Fekeli rolü sana çok benziyor. Babacan, mütevazı, yardım sever ve hoşgörülü. Sen de benzediğini düşünüyor musun?

O yılları, çocukluğumuzun geçtiği mahallemizi nasıl özlüyorum bilemezsin. O gün orada top peşinde koştururken bugün burada röportaj yapacağımız hangimizin aklına gelirdi? Ama aklımıza gelmeyen şeylerin başımıza gelmesine hayat diyoruz işte. Ben hâlâ, oralarda kaybettiğim çocukluğumu arıyorum. Sen bulursan bana gönder lütfen. Fekeli ile Kerem’in çok benzer tarafları var. Ama Fekeli, beden dili, tempo ve ritim olarak, Kerem Alışık’ın hareketli, dinamik tarafına göre daha ağır. Kerem’in daha esprili, şakacı, hareketli yanlarını Fekeli’de çok görmüyoruz.

BENİM İÇİN YAŞAMAK ÇALIŞMAK VE YORULMAKTIR

Dizinin yanı sıra tiyatronun da hayatında büyük yeri var. En son ‘Frankenstein’i sahneledin ve büyük ilgi gördü. Şimdi de Stephen King’in sinema uyarlaması olan ‘Esaretin Bedeli’ var. Neden bu oyun?

‘Frankestein’ benim için bir oyundan fazlası oldu. Tüm ekip arkadaşlarımla harika bir üç sene geçirdik. Hepsine teşekkür ediyorum. ’Esaretin Bedeli’ ise hayran olduğum bir film. Filmdeki karakterler o kadar samimi o kadar başarılı yorumlanmıştı ki çok etkilenmiştim. Tiyatro metnini okurken de çok heyecanlandım. Karakteri kendi yorumumla oynamak istedim. Yorumlarken de hep neden-sonuç ilişkisi üzerine çalıştım. Red karakteri çok katmanlı, birçok farklı ve radikal duygu geçişleri olan bir karakter. Filmdeki “Umut sizi özgür kılar, korku tutsak eder” sözünden çok etkilenmiştim. Benim hayata bakışım da bu yönde. Bir insan umudunu kaybederse yaşamayı da kaybeder diye düşünürüm. Umudu, huzuru, mutluluğu tutmayı başarmak lazım. İnsan, insanın umududur. 

Tiyatro ve dizi oyunculuğu yapıyor, şiir yazıyorsun, bir de Sadri Alışık Kültür Merkezi’nde eğitmenlik görevin var. Bu kadar işe vakit ayıracak enerjiyi nereden buluyorsun?

Yaşamak, çalışmak ve yorulmaktır. Benim yaşamaktan anladığım bu. Bu, bize bir nefes ve soluk sağlıyor, besin kaynağımız oluyor, hayatiyet kazandırıyor. Hani Çehov’un ‘Vanya Dayı’ oyununda “Çalışacağız, yaşamak için başka çaremiz yok” deniyor ya... O mantıktan yürüyoruz. Bazen çok yorulduğumuz, ağır yüklerin altında kaldığımız oluyor. Ama başarıya ulaşanlar, geceleri birileri uyurken azimle yukarı tırmanmasını bilenlerdir.

YALNIZLIĞI SEVERİM YALNIZLIK İHTİLALDİR

Gelelim Kerem Alışık’a... Tepkilerini, öfkelerini, sevinçlerini açık açık yaşayan biri misin? Bu gibi durumlarda kendini nasıl ifade edersin?

Kendi devrimini kendi yapan bir adam olduğum kadar alışkanlıklarıma da son derece bağlıyım. Gözlerim bazen sessiz kalsa da bazen büyük gürültüler koparacak kadar ses çıkarır. Ama gözlerimi aydınlığa alıştırmadım, alıştıramadım ben. Allah rahmet eylesin, çok sevdiğim Oğuz Atay “Her insanın yaşadığı iki tarafı var; biri vitrinlik biri de bilmediğimiz derinlik” diyor. Bu sözüyle sanki beni anlatıyor. Yalnızlığı severim, yalnızlık ihtilaldir. Zaten yalnızlığın kadarsın. Yalnızlığın mis gibi kokmalı. 

Ne yaparken nefes alıyorsun? “Oh şükür” dediğin an ne zaman?

Şükür, emeklerinin karşılığını aldığın, bütün çabalarının ve gayretlerinin sonuca ulaştığını gördüğün an oluşan bir durum. Ama şükretmek “Buraya kadar yaptım, bundan sonrası da nasıl olsa böyle gider” dememektir. Onu aynı seviyede tutabilmeyi ve yürütebilmeyi gözetmekle de alakalı bir durum. Dolayısıyla bu bir döngü ve bu döngünün içinde olmak, bu atmosferi solumak bence başarıyı getiren faktörlerden biri. 

Peki sevgi hayatının neresinde saklı?

Sevgisiz hiçbir şey olmaz. Bütün bu çalışmalar içinde neşe ve sevgi olmadan yapılamaz. Çünkü ne kadar ciddiyet ve disiplinli bir çalışmanın içinde de olsak, işin içinde mutlaka sevgiyi barındırıyoruz. Bizim anlaşma çaremizdir sevgi. İnsanlarla buluşma noktamızdır sevgi. Sevgiyi içimizde hep hissediyoruz, hissettirmeye çalışıyoruz. Aldığımız sevgiden de besleniyoruz. İnsan çektiği ısdırap, katlandığı fedakarlık nispetinde sever.

OĞLUM SADRİ'NİN OYUNCU OLMASINI BEN DE İSTİYORDUM

Oğlun Sadri de oyunculuk yapıyor. Memnun musun bu durumdan?

Çok memnunum. Ben de istiyordum oyuncu olmasını zaten. Doğduğundan beri tiyatro, sinema ve televizyonun içinde zaman geçirdi. Bu işin mutfağında yetişti yani. Artık uçma vakti geldiğinde “Kanatlarını açma vakti” dedim ben de. Kanatları yüreğinde. Umarım Jr. Sadri Alışık ileride başka projelerde olacak ve hep birlikte göreceğiz. 

Ülkemiz adına yeni yıldaki dileğin nedir?

Can Yücel diyor ya “Gökten bir yıldız düşerse çocuk, sen yıldızı tut. Umut dile, barış dile, huzur dile.” Bu vesile ile ben de gelen yılı tutup omuzlarından; ülkem, toplum ve kendim adına huzur, sağlık ve barış diliyorum.

DUYDUĞUMA DEĞİL GÖRDÜĞÜME İNANIRIM

Sevgiyi karşındaki insanların sözlerinden mi anlarsın gözlerinden mi?

İnsanlar eylemleri, özveri ve özenleriyle sevgilerini daha iyi anlatabilirler diye düşünenlerdenim. Eylemdir sevgi; emektir, çabadır, uğruna yapılan fedakarlıktır, akıtılan terdir, hassasiyettir, özendir, dikkattir, insana farklı bir gözle bakabilmeyi başarmaktır. Bunlar olduğu zaman sevginin ortaya çıktığını hissediyorum. Dolayısıyla ben duyduğuma değil gördüğüme inananlardanım. 

Hayatını ve kendini iyileştirmek adına neler yapıyorsun?

Doğru anahtarla her şeyi açarsınız, yanlış anahtarla hiçbir şeyi... İşin inceliği, anahtarı oluşturmak. Hayata bu şekilde bakıyor ve bu doğrultuda yaşamaya çalışıyorum. Gelen her fırtına hayatınızı bozmak için gelmez. Bazıları yolunuzu açmak içindir çünkü. Şu anda yaşadığım başarıyı ve mutluluğu, belki de meslekte daha önce yaşadığım fırtınalara borçluyum. İşini canla ve başla yapmaya çalışan biri olarak, kalbinizle yaptığınız her şeyin size geri döndüğüne inanıyorum. Çünkü kalp söze başlayınca her şey susar.

SANAT İNSANI ONARIR

Bazen soyadının altında kalmaktan korktuğun oluyor mu? Malum, anne ve babanın ismi çok güçlü...

Olmaz mı? Tabii ki oluyor. Böylesine topluma mal olmuş bir ailede hem sağlam kalmaya çalışmak hem de kendini kanıtlamak... Ama bu aileye ait olmanın zorluğunu, yine bu aileyle kolaya çevirmeyi öğrendim. Sadece dünyaya gelme şansından dolayı kem gözle bakan zihniyete karşı zorlu süreçlerim oldu. Ama sanat; insanı onarır, iyileştirir. Sanata sarılınca bütün bu zorlukları atlatabilirsiniz. Ben de öyle yaptım.

Röportaj: BEKİR SAÇAR

bekir.sacar@posta.com.tr


Sıradaki haber yükleniyor...
holder
SIRADAKİ HABER Yaz geliyor farkında mısın? Peki, yaza hazır mısın?