Kişisel bir ansiklopedi: Hayat Dudaklarda Mey

Kişisel bir ansiklopedi: Hayat Dudaklarda Mey

Müzik yazarı, radyocu ve DJ Murat Meriç, geçtiğimiz Aralık ayında ‘Hayat Dudaklarda Mey’ kitabını müzikseverlerle buluşturdu. Kitapta 213 tane ‘muhabbet sofrası’ şarkısının hikayesini okuyorsunuz. Okurken de şarkıların yazıldığı dönemin tarihine tanıklık ediyorsunuz. Eğlenceli ama özünde bir kaynak kitap. Murat Meriç ile kitabın yazım sürecine ve onun müzik yolculuğuna dair konuştuk. Oya Çınar / oya.cinar@posta.com.tr

19 Nisan 2020, Pazar 07:01 Son Güncelleme:
YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Hafızalarımıza kazınmış şarkıların hikayelerini anlattığınız ‘Hayat Dudaklarda Mey’ kitabını okuyucuyla buluşturdunuz. Fikir nasıl gelişti?

“Muhabbet ortamlarında dinlenecek şarkılar nedir, ne değildir?” sorusundan yola çıktı. Zaman içinde müzik nasıl değişti? Başta ince saz dinlenirken oradan fasıla nasıl geçildi? Hatta bugün geldiğimiz noktada pop müzik bile dinlenir oldu. Başlarda bir tarih metni niteliğindeydi yazdıklarım. Akademik bir dille yazmıştım. Sonra bunu nasıl daha renkli ve eğlenceli hale getiririm diye düşündüm. Yıllardır peşinde koştuğum şarkıların hikayelerini birleştirdim ve ortaya ‘Hayat Dudaklarda Mey’ çıktı.

Şarkıların hikayeleri üzerinden o dönemin tarihine de ayna tutuyor yazdıklarınız…

Evet, böyle olması da hoşuma gidiyor açıkçası. Çünkü bu keyifle okunmasının yanı sıra aynı zamanda bir başvuru kitabı olsun istedim. Kişisel bir ansiklopedi aslında. İçinde ben de varım, Türkiye tarihi de var. Müzik kültürünün geçirdiği değişim var. Onların mekanlar üzerinden geçirdiği değişim var. Örneğin Beyoğlu’nun geldiği nokta ya da Ankara’da yerleşim yerlerinin dışa doğru kaymasıyla eğlence mekanlarının yer değiştirmesi gibi pek çok farklı hikaye var.


Bildiğim hikayelerden yola çıkıp bilmediğim hikayelere ulaştım

Bütün türlerde toplam 213 şarkının hikayesine yer verdiniz. Bunlar hafızanızda kayıtlı hikayeler miydi, yoksa hazırlık sürecinde ulaştığınız yeni hikayeler mi?

Aslında bildiğim hikayelerden yola çıkıp bilmediğim hikayelere ulaştım. Önce hikayelerini bildiğim ya da az çok tahmin ettiğim şarkıları seçtim. Sonra hikayeler hikayeleri, şarkılar şarkıları çağırdı.

Yazarken en çok nelere dikkat ettiniz?

Çok detay var ama sanırım benim radyoculuğumdan ve DJ’liğimden gelen bir yaklaşımla listenin su gibi akmasına, keskin dönüşler olmamasına, bir bütünlük arz etmesine özellikle dikkat ettim.

Çok ciddi bir arşiv çalışması var ortada. Yardım aldınız mı hiç?

Tamamen kendim yaptım. Yardım olarak oluşturduğum listeleri arkadaşlarıma dinletirken, onlardan aldığım fikir desteğini söyleyebiliriz. “Şurada da şu şarkı güzel olurdu” gibi öneriler aldım. Araştırma ve yazım aşaması üç buçuk yılımı aldı. 2018’de Berlin’deydim. Yazma sürecim orada geçti.


Zeki Müren kadar cesuru gelmedi ve sanırım gelmeyecek de

Zeki Müren’den Müzeyyen Senar’a, Erkin Koray’dan Hayko Cepkin’e kadar birçok isim var. Sizde en çok iz bırakan hikayelerin kahramanı kim oldu?

Çok zor bir soru ama elbette Zeki Müren diyeceğim. Varlığı bile başlı başına bir hikaye. Türkiye’de pek çok ilk onun imzasını taşıyor. Müziğinden sahne kostümlerine, hayattaki duruşuna kadar. Onun kadar cesuru gelmedi ve sanırım gelmeyecek de.

En çok etkilendiğiniz yanı ne?

Her şeyiyle müthiş bir insan. Ama beni en çok düşündüren yanlarından biri ne kadar akıllı ilerlemesi olmuştur. Ve aslında genel Türkiye profiline baktığımızda çok tepki alabilecek şeyleri müthiş bir öngörüyle ve adım adım ilerleterek, oluşturduğu müthiş bir sevgi çemberi var. Tek üzüldüğüm nokta o kadar kontrollü bir insan ki ne kadar uğraşırsanız uğraşın, onunla ilgili ulaşabildiğiniz her şey, onun izin verdiği kadar oluyor. Bir fazlasını elde edemiyorsunuz.


Müzik muhabbetin önüne geçmemeli, ona eşlik etmeli


Kitapta yer alan isimler arasında ‘muhabbet sofralarında’ dinlenen klasik isimler dışında ilk anda insana ters köşe gelen isimler de var. Mesela ‘Duman’ şarkıları, mesela Hayko Cepkin.

Orada şöyle bir durum söz konusu. Bir kere genel itibarıyla son dönemde ‘muhabbet sofralarına’ pop müziğin bile girdiğini konuşmuştuk. Ama bunun dışında ‘Hayat Dudaklarda Mey’ zaten çok kişisel bir kitap. Benim arkadaşlarıma severek dinlettiğim ve herkesin de dinlemesini arzu ettiğim isimler ve şarkılar var. Onları dahil etmemem mümkün değildi.

Sizce iyi muhabbet müziği nasıl olur?

En temel şey sohbetin önüne geçmemesi. Müzik, muhabbeti bölmemeli. Aksine muhabbeti artırıcı bir özelliği olmalı. O altta çalmalı, kafanızın bir yeri orada olmalı ama sohbetin öznesi değil, eşlikçisi olmalı.

Bir şarkının hikayesini bilmek o şarkıyla kurduğunuz bağı etkileyebiliyor. Şarkıyı daha çok sevebiliyor ama aksine, hayal kırıklığı da yaşayabiliyorsunuz…

Çok doğru… Bu biraz şuna benziyor. Bir kitabı çok severek okursunuz. Sonra onun filmi yapıldığında gider izler ama bazen hüsrana uğrarsınız. Çünkü o sizin hayaliniz değil, yönetmenin hayali olmuştur.

Siz yazarken böyle bir hayal kırıklığı yaşadınız mı hiç?

Oldu tabii. Zekai Tunca’nın ‘Rüyalarım Olmasa’ şarkısının hikayesi ilk aklıma gelen. Ben onun bir sevgiliye yazıldığına o kadar emindim ki. Bambaşka bir hikaye çıktı altından. Şarkının söz yazarı Cemal Safi, çocukluğunda babasıyla bir köy kahvesinde otururken, avdan biri geliyor, elinde bir ölü ceylanla. Ceylanın gözleri açık… Cemal Safi yıllar sonra o ceylanın gözlerini görüyor rüyasında. Altında büyük bir çocukluk travması var yani. Bu şarkıyı o ceylana yazıyor.


Kitabın etkinlikleri devam edecek, belki bir albüme dönüşecek

Kitap çıktığında Çiçek Pasajı’nda çok güzel bir etkinlik gerçekleştirdiniz. Gaye Su Akyol’dan Can Bonomo’ya birçok sanatçı dostunuz sahnede kitapta yer alan eserleri seslendirdi…

Çok güzel, çok içimize sinen bir geceydi ama bu kitabın etkinlikleri devam edecek. Çiçek Pasajı’nda gerçekleşen aslında bundan sonraki etkinliklerimizin fragmanıydı. Tabii şimdi araya yaşadığımız bu olumsuz süreç girdi ama sonrasında güzel şeyler yapmaya devam edeceğiz. Muhabbet ortamlarında müzikli, konuşmalı buluşmalarımız olacak. Sonrasında belki bu şarkılar bir albüme dönüşecek.


Arkadaşlarımdan kopmak zorunda kaldığım için müziğe sığındım

Popüler müzik tarihine hakim isimlerden birisiniz. Ciddi bir arşiviniz, geniş bir plak koleksiyonunuz var. Her şey nasıl başladı?

Çocukluğumdan gelen bir durum. Müziksever bir ailede yetiştim. Babam bankacı, annem öğretmendi. Klasik memur ailesiyiz. O nedenle de hep çok gezdik. Bir yerde üç yıldan fazla vakit geçiremiyorduk. Öyle olunca ben de oluşturduğum her arkadaş grubundan kopup gittiğim yerde yenisini oluşturmaya çalışıyordum. Müzik benim bu anlarda kaçıp sığındığım bir yer oldu sanırım.

Ve plak koleksiyonu oluşturmaya başladınız…

Dayımın çok geniş bir plak koleksiyonu vardı. Onu büyütmeye çalıştım hep. Çanakkale’de yaşadığımız dönemde babam izinlerinin bir kısmını İzmir Fuarı’na ayırırdı. Gider, orada bir otele yerleşir, bir hafta boyunca her gün bir konser izlerdik… Böyle olunca müzik benim için kaçınılmaz bir uğraşı oldu sanırım.

Çok arzu ettiğiniz halde sahnede izleyemediğiniz birileri var mıdır?

Maalesef var. Biri Ruhi Su, ona yaş itibarıyla yetişemedim. Biri Zeki Müren bir diğeri de Tanju Okan. Onları izleyebileceğim halde gitmemek içimde büyük ukdedir. Çünkü insan öleceğini düşünmüyor kimsenin. Ahmet Kaya’yı ve Barış Manço’yu kaybettiğimizde bunu daha iyi anladım. Çok zamansız kayıplardı çünkü ikisi de. Şükrediyorum ki ikisini de defalarca izleme şansı bulmuştum.

Bildiğim kadarıyla kimya mühendisliğinden mezunsunuz. Tamamen müzikten para kazanmaya ne zaman, nasıl başladınız?

Ankara’daydım o dönem. Benim bu ilgimi yakınen bilen bir arkadaşım bir gün dedi ki “Bir radyo kuruluyor, gel bu birikimlerini orada paylaş.” Ondan sonra hayatım tamamen bu yöne aktı ve ben müzik yaparak, yazarak ve bildiklerimi paylaşarak para kazanmaya başladım. Hoş, kimya okuduğum için de hiç pişman değilim. Analitik düşünmenin bugün müzik dahil, yaptığım her işte büyük faydasını görüyorum.


Ahmet Kaya'yı dinletmediğim bir muhabbeti sofrası yoktur

“Her muhabbet soframa mutlaka eşlik eder” dediğiniz eser?

Ahmet Kaya’nın bir şarkısını dinlemediğim, dinletmediğim bir muhabbet sofrası yoktur. Konu oraya gelmeyecekse de ben bir şekilde konuyu Ahmet Kaya’ya getiririm.

“En keyifli anınızda mutlaka dinleyin” dediğiniz şarkı?

Barış Manço’nun ‘Eğri Eğri Doğru Doğru’ şarkısı. “Eğri büğrü ama yine de doğru” der içinde.

Aşk acısına bire bir diyeceğiniz şarkı?

Kederi köpürtmek değil de onarmak, paylaşmaksa niyet, Zülfü Livaneli, ‘Gözlerin’ geliyor aklıma. Kitapta da çok güzel bir hikayesi var.

Yeniden başlamak isteyenler için en iyi motivasyon şarkısı?

Tülay German’dan ‘Doğrul Koçum Doğrul’. Dinlemeyenler mutlaka dinlesin.

Bu Video
İlgini
Çekebilir
Sıradaki haber yükleniyor...
holder