Abone Ol Google News
Koronavirüse nasıl yakalandım?

Peki İsrafil Aktürk kim?

İsrafil Aktürk, Avrupa’da yaşayan bir Türk vatandaşı. Lisans eğitimi için gittiği İsveç’te ekonomi okudu, mezun oldu ve bugün ekonomist olarak İsveç’te yaşamaya devam ediyor.

Koronavirüse nasıl yakalandım

Avrupa koronavirüsle yeni tanışmıştı, İtalya’da ise büyük bir kriz yaşanıyordu. İşte tamda bugünlerde ilk olarak burnumda bir tıkanıklık hissetmeye başladım, nefes alabiliyordum, o yüzden önce sıradan bir tıkanıklık diye düşündüm ama 24 saatin ardından çok şiddetli bir baş ağrısı başladı.

Daha önce böyle bir baş ağrısı yaşamadığım için, doğru tarif ettiğimden emin değilim. Ama migren hastalarının şikâyetlerini düşündüğümde tahammül edilemeyen ve geçmeyen bir baş ağrısından bahsederlerdi. Galiba benim hissettiğim tam da böyle bir ağrıydı, geçmeyen ve tahammül edilemeyen bir ağrı.

Hiçbir şeyin tadını kokusunu alamıyordum

Hastalığın 3. günüydü, bir şeyler kendini iyiden iyiye hissettirmeye başlamıştı aslında. Artık ne tat ve ne de koku alıyordum, hastaydım, yatıyordum ve kendimce yatarak dinlendiğimi sanıyordum. Oysa koronavirüsle enfekte olmuşum ve farkında değildim.

Ateşim 40 dereceye kadar yükseldi, kullandığım ilaçlar ise bir işe yaramadı. Hastaneye gitmeyi çözüm gibi görmedim, çünkü Avrupa’da bir kriz yaşanıyordu ve tam olarak durumun ne olduğu belli değildi. Henüz test yapılmaya başlanmadığı için de bu süreci tamamen evde geçirmek zorunda kaldım. Günlerce bir şey tüketmeden sadece uyudum, aslında günler nasıl geçti onu bile anımsamıyorum.

Ciğerlerimden bir şey koparcasına öksürmeye başladım

O kadar şiddetli öksürüyorsunuz ki, içerdeki o şey her neyse, onu dışarı atmaya çalışıyorsunuz. Aslında şöyle tarif edebilirim, ciğerlerinizi hayal edin bir an ve oradan yukarıya doğru bir şeyin çekildiğini, yaşadığım tam da böyle bir şeydi ve çok acı veriyordu. 

Şiddetli öksürükler geçmeden bir de nefes darlığı başlamıştı. Artık aldığım nefes yetmiyor ve beni zorluyordu. Daha derin nefes almaya çalıştıkça da odadaki oksijen yetmiyordu. Bu yüzden kafamı pencereden çıkartarak nefes almaya çalışıyordum. Nefes almaya çalışmak tam anlamıyla işkence halini almıştı, hatırladığım şey ben nefes almaya çalıştıkça dudaklarım morarıyordu.

Nefes alamama duygusu çok yıpratıcıydı, yoğun bakımdaki insanları hayal bile edemiyorum

Yoğun bakımda kalacak, entübe edilecek durumda değilim diyordum kendime, bunu da kendimce kanımdaki oksijen miktarının çok düşük olmamasına bağlıyordum. Ancak yaşadığım nefes darlığı öyle acı veriyordu ki, bunu düşününce yoğun bakımdaki hastaların durumunu hayal etmek bile istemiyordum.

Sonra birden iyileştim sanki hiç hasta olmamış gibi

Günler günleri kovaladı, bir hafta, on gün gibi bir süre geçti, hastaydım ve dinleniyordum. Sonra bir sabah uyandım ve çok iyiydim, sanki hiç hasta olmamıştım. Evet üzerimde hafif bir kırgınlık vardı, sanki bir önceki günden kalan spor yorgunluğu gibi. İyileşmiş olabilir miydim? Üç gün, evet üç gün her şey çok güzeldi. Ama iyileşmemiştim, geçici bir iyilik haliydi bu. Çünkü bu hastalığın seyrinde herkes bu geçici iyilik halini yaşıyordu, o yüzden hiç dışarı çıkmadım ve kimseyle de bilinçli olarak temas kurmadım.

Ardından vurucu ikinci dalga geldi

İkinci dalgayı nasıl tanımlayabilirim, yorucu ve yıpratıcıydı. Ateşim fazla çıkmıyordu ama çok daha fazla öksürmeye başlamıştım. Öksürmekten yerimden kalkamıyor, bir bardak su dahi alamıyordum. Düşünsenize oturduğunuz koltuktan sehpadaki suyu alamadığınızı, evet yaşadığım şey tam da buydu. 

Ciğerlerimden bir parçanın kopup ağzıma geleceğini düşünmeye başladım

Yattığım yerden kıpırdamaya nefesim yetmiyordu. Nefes almak için mücadele veriyordum ve artık öksürürken ciğerlerimden bir parçanın kopup ağzıma geleceğini düşünmeye başlamıştım. Çünkü yaşadığınız normal öksürük gibi bir şey değil, kriz ya da atak gibi bir şeydi. Bu dönemde yapabildiğim tek şey, boğazımı yumuşatmak ve öksürüğümü dindirebilmek için yapabildiğim zencefilli ve limonlu karışımlardı.

Tekrar sağlığıma kavuşmam aylar sürdü

Üç hafta artık geride kalmıştı, ateşim çıkmıyor, başım ağrımıyordu. Ama ishal, öksürük, halsizlik ve eklem ağrıları devam ediyordu. Tat ve koku almam birkaç haftayı, öksürüğümün geçmesi iki ayı buldu. Benim eski kondisyonuma tam olarak ulaşmam ise aylarımı aldı. Ama şunu söyleyebilirim Avrupa’da bu süreci benim gibi ağır geçirende vardı, hiçbir belirti göstermeden yaşayanda.  

Röp: Nurten GÜZELSEVDİ


Koronavirüse nasıl yakalandım?

Koronavirüs önce Çin’i, sonra Avrupa’yı, ardından tüm dünyayı etkisi altına aldı. Yeni çıkan virüsün insandan insana kolay yayılıyor olmasından dolayı Dünya Sağlık Örgütü pandemi ilan etti. Artan vakalar karşısında pek çok ülke sert karantina önlemleri alarak, ülkeye giriş çıkışları durdurdu. İşte Avrupa’nın koronavirüsle dünya gündemine oturduğu bir dönemde bu virüsle enfekte olan bir Türk, İsrafil Aktürk.

12 Kasım 2020, Perşembe 10:43 Son Güncelleme:

Peki İsrafil Aktürk kim?

İsrafil Aktürk, Avrupa’da yaşayan bir Türk vatandaşı. Lisans eğitimi için gittiği İsveç’te ekonomi okudu, mezun oldu ve bugün ekonomist olarak İsveç’te yaşamaya devam ediyor.

Koronavirüse nasıl yakalandım

Avrupa koronavirüsle yeni tanışmıştı, İtalya’da ise büyük bir kriz yaşanıyordu. İşte tamda bugünlerde ilk olarak burnumda bir tıkanıklık hissetmeye başladım, nefes alabiliyordum, o yüzden önce sıradan bir tıkanıklık diye düşündüm ama 24 saatin ardından çok şiddetli bir baş ağrısı başladı.

Daha önce böyle bir baş ağrısı yaşamadığım için, doğru tarif ettiğimden emin değilim. Ama migren hastalarının şikâyetlerini düşündüğümde tahammül edilemeyen ve geçmeyen bir baş ağrısından bahsederlerdi. Galiba benim hissettiğim tam da böyle bir ağrıydı, geçmeyen ve tahammül edilemeyen bir ağrı.

Hiçbir şeyin tadını kokusunu alamıyordum

Hastalığın 3. günüydü, bir şeyler kendini iyiden iyiye hissettirmeye başlamıştı aslında. Artık ne tat ve ne de koku alıyordum, hastaydım, yatıyordum ve kendimce yatarak dinlendiğimi sanıyordum. Oysa koronavirüsle enfekte olmuşum ve farkında değildim.

Ateşim 40 dereceye kadar yükseldi, kullandığım ilaçlar ise bir işe yaramadı. Hastaneye gitmeyi çözüm gibi görmedim, çünkü Avrupa’da bir kriz yaşanıyordu ve tam olarak durumun ne olduğu belli değildi. Henüz test yapılmaya başlanmadığı için de bu süreci tamamen evde geçirmek zorunda kaldım. Günlerce bir şey tüketmeden sadece uyudum, aslında günler nasıl geçti onu bile anımsamıyorum.

Ciğerlerimden bir şey koparcasına öksürmeye başladım

O kadar şiddetli öksürüyorsunuz ki, içerdeki o şey her neyse, onu dışarı atmaya çalışıyorsunuz. Aslında şöyle tarif edebilirim, ciğerlerinizi hayal edin bir an ve oradan yukarıya doğru bir şeyin çekildiğini, yaşadığım tam da böyle bir şeydi ve çok acı veriyordu. 

Şiddetli öksürükler geçmeden bir de nefes darlığı başlamıştı. Artık aldığım nefes yetmiyor ve beni zorluyordu. Daha derin nefes almaya çalıştıkça da odadaki oksijen yetmiyordu. Bu yüzden kafamı pencereden çıkartarak nefes almaya çalışıyordum. Nefes almaya çalışmak tam anlamıyla işkence halini almıştı, hatırladığım şey ben nefes almaya çalıştıkça dudaklarım morarıyordu.

Nefes alamama duygusu çok yıpratıcıydı, yoğun bakımdaki insanları hayal bile edemiyorum

Yoğun bakımda kalacak, entübe edilecek durumda değilim diyordum kendime, bunu da kendimce kanımdaki oksijen miktarının çok düşük olmamasına bağlıyordum. Ancak yaşadığım nefes darlığı öyle acı veriyordu ki, bunu düşününce yoğun bakımdaki hastaların durumunu hayal etmek bile istemiyordum.

Sonra birden iyileştim sanki hiç hasta olmamış gibi

Günler günleri kovaladı, bir hafta, on gün gibi bir süre geçti, hastaydım ve dinleniyordum. Sonra bir sabah uyandım ve çok iyiydim, sanki hiç hasta olmamıştım. Evet üzerimde hafif bir kırgınlık vardı, sanki bir önceki günden kalan spor yorgunluğu gibi. İyileşmiş olabilir miydim? Üç gün, evet üç gün her şey çok güzeldi. Ama iyileşmemiştim, geçici bir iyilik haliydi bu. Çünkü bu hastalığın seyrinde herkes bu geçici iyilik halini yaşıyordu, o yüzden hiç dışarı çıkmadım ve kimseyle de bilinçli olarak temas kurmadım.

Ardından vurucu ikinci dalga geldi

İkinci dalgayı nasıl tanımlayabilirim, yorucu ve yıpratıcıydı. Ateşim fazla çıkmıyordu ama çok daha fazla öksürmeye başlamıştım. Öksürmekten yerimden kalkamıyor, bir bardak su dahi alamıyordum. Düşünsenize oturduğunuz koltuktan sehpadaki suyu alamadığınızı, evet yaşadığım şey tam da buydu. 

Ciğerlerimden bir parçanın kopup ağzıma geleceğini düşünmeye başladım

Yattığım yerden kıpırdamaya nefesim yetmiyordu. Nefes almak için mücadele veriyordum ve artık öksürürken ciğerlerimden bir parçanın kopup ağzıma geleceğini düşünmeye başlamıştım. Çünkü yaşadığınız normal öksürük gibi bir şey değil, kriz ya da atak gibi bir şeydi. Bu dönemde yapabildiğim tek şey, boğazımı yumuşatmak ve öksürüğümü dindirebilmek için yapabildiğim zencefilli ve limonlu karışımlardı.

Tekrar sağlığıma kavuşmam aylar sürdü

Üç hafta artık geride kalmıştı, ateşim çıkmıyor, başım ağrımıyordu. Ama ishal, öksürük, halsizlik ve eklem ağrıları devam ediyordu. Tat ve koku almam birkaç haftayı, öksürüğümün geçmesi iki ayı buldu. Benim eski kondisyonuma tam olarak ulaşmam ise aylarımı aldı. Ama şunu söyleyebilirim Avrupa’da bu süreci benim gibi ağır geçirende vardı, hiçbir belirti göstermeden yaşayanda.  

Röp: Nurten GÜZELSEVDİ


Sağlık içerikleri sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.