Magazin Cansel Elçin: Dünyayı epey gezdim, gördüm. Türkiye'de yaşamak gerçek bir lüks

Cansel Elçin: Dünyayı epey gezdim, gördüm. Türkiye'de yaşamak gerçek bir lüks

Cansel Elçin: Dünyayı epey gezdim, gördüm. Türkiye'de yaşamak gerçek bir lüks

Onu ‘Hatırla Sevgili’ dizisiyle tanıdık. Uzun yıllardır yaşadığı Fransa’dan yeni gelmişti ve deyim yerindeyse ayağının tozuyla şöhret oldu. O gün bugündür de hep oyunculuğundan söz ettiren işlerde çıktı karşımıza. ‘Doğum’ filminin çekimlerini yeni bitirdi ve ‘Senkron’ dizisiyle de yine ilginç bir karakterle buluşturdu izleyiciyi. Cansel Elçin ile hem yeni projelerini hem de kendi dünyasını konuştuk. Oya Çınar / oya.cinar@posta.com.tr

Hayatın geneline büyük bir belirsizlik hakim. Sizin sektörünüz de bundan en çok etkilenen alanlardan biri oldu. Nasıl hissediyorsunuz?

Hepimiz her ne kadar sürekli ‘carpe diem’ “Anı yaşa” desek de aslında hepimizin geleceğe dair endişeleri var. Bu açıdan pandemi kendimizi sorgulattı bize. Zorla bize o anı yaşattı. Çünkü öyle bir durumun içine girdik, geleceğe dair her şey o kadar belirsizleşti ki endişenin anlamı kalmadı. Oturup keyifle bir kahve içmenin, sevdiklerimize sarılmanın ne kadar kıymetli olduğunu hatırladık.

Dönem dönem herkes yurt dışına yerleşme hayali kuruyor. Son dönemde daha çok duyuyoruz ama siz zaten uzun yıllar Fransa’da yaşadıktan sonra Türkiye’ye yerleştiniz. “İyi ki” diyor musunuz?

Hep diyorum. Bu konuda hiç ‘keşke’lerim yok. Bir kere bile “Acaba mı?” demedim. Kendimi bu konuda biraz şanslı görüyorum. Dünyayı epey gezmiş, görmüş biri olarak da Türkiye’de yaşamanın nasıl bir nimet olduğunu biliyorum. Dağıyla, deniziyle, doğasıyla, Türkiye’de yaşamak gerçek bir lüks.

BİZ HEP GELECEK DAHA GÜZEL OLACAK ZANNETTİK MEĞER GEÇMİŞ DAHA GÜZELMİŞ

Geldiğinizden bu yana 15 yıl geçmiş. Geçen zamanın muhasebesini yaptığınızda ne hissediyorsunuz?

Hayatımın çok güzel bir zaman dilimi. Hem kariyer yolculuğumdan hem özel hayatımdan çok memnunum. Ama tabii şu anki mevcut süreç üzerinden düşününce, biz hep eskiden gelecek daha güzel olacak diye umar, buna inanırdık. Şimdi bazen “Aslında geçmiş daha güzelmiş” diyorum. Gerçekten mi öyleydi, ben mi yaşlanıyorum, biraz geri kafalı mı oldum yaş aldıkça (Gülüyor) onu bilmiyorum. Ama yanıldığımı da sanmıyorum. Sanki eskiden her şey daha güzeldi.

Yakın zamanda İzmir’de, bir üçlemenin ilk filmi olan ‘Doğum’ filmini çektiniz. Nasıl bir film oldu?

Doğum’ çok enteresan, çok özel bir film oldu. Bilim-kurgu ve biraz da fantastik bir iş diyebiliriz. Hikayesi çok farklı. Senaryosu çok orijinal olduğu için bu hikayenin içinde olmak istedim. Bir kadın, kaybolan aşkının peşinden giderken kendini paralel evrenin içinde buluyor. Yönetmenimiz Alper Altuğ hikayeye o kadar hakimdi ve bunu o kadar güzel yansıttı ki çekerken… Ortaya gerçekten iyi bir iş çıktı. Kardelen Hacıoğlu ile çalışmak da çok keyifliydi. Hem yüzü hem oyunculuğuyla karakteri çok güzel çıkardı ortaya. Umarım seyircide de karşılığını bulur.

Yönetmenliğini Özcan Deniz’in yaptığı ‘Senkron’dan bahsedelim…

Karantina döneminde çektik ‘Senkron’u. Özcan Deniz’le yıllar önce, Türkiye’ye geldiğimde tanışmıştım ama birlikte çalışma fırsatımız hiç olmamıştı. Bir gün telefonda konuştuk, projeden bahsetti ve birdenbire ‘Senkron’un setinde buldum kendimi. Kuantum fiziğiyle ilgilenen bir profesörü canlandırıyorum. Tabii çekerken de o kadar özgürdük ki inanılmaz bir iş çıktı ortaya.

Dünyanın halini bir yana koyarsak, şu an yaşadığınız hayatı konforlu buluyor musunuz?

Çok mutlu ve şanslı hissediyorum bu konuda kendimi. Mutluluğun küçük şeylerde olduğunun idrakında olan herkes de benim gibi hissediyordur diye düşünüyorum.

DUYGULARIMIZLA HAREKET ETMEDİKÇE YAPTIĞIMIZ HİÇBİR ŞEYDEN DOĞRU SONUÇ ÇIKMAZ

Ne olunca kendinizi konfor alanınızın dışına çıkmış hissedersiniz?

Hırsları ve tamamen kendi çıkarları doğrultusunda hareket eden, sizi yarı yolda bırakan ya da manipüle ederek sizi doğru yoldan çıkarmaya çalışan insanlarla bir arada olmamaya çalışırım. Duygularımızla hareket etmediğimizde yaptığımız hiçbir şeyden doğru sonuçlar çıkacağına inanmıyorum. Bir şeyi elde etmek için her yola başvurmanıza gerek yok. Bazen olmuyorsa olmuyordur.

Cansel Elçin’den şöhretini, yeteneğini, hatta yakışıklılığını alsak, geriye ne kalır? O kalan şeyle ne yaparsınız?

Hiç korkutmaz aksine sıfırdan başlamak çok güzel ve eğlenceli olabilir. Hayatım boyunca meraklı ve öğrenmeye aç bir insan oldum. Şöhret dediğiniz şey zaten umurumda bile değil. O kadar farkında değilim ki biri hatırlatmadığı sürece ünlü olduğumu bile hatırlamıyorum.

TUĞÇE İLE SIKILMAK MÜMKÜN DEĞİL, ÇOK GÜZEL BİR İLİŞKİMİZ VAR

Geçtiğimiz yıl kendiniz gibi oyuncu olan Zeynep Tuğçe Bayat ile evlendiniz. Evlilik hayatınızda neleri değiştirdi?

Hiçbir şey değişmedi. “Hadi şimdi evleniyoruz, farklı bir boyuta geçtik” gibi bir durumumuz olmadı. Tuğçe zaten öyle bir insan değil. Birlikte olmaktan çok keyif alıyor ve birlikte çok güzel eğleniyoruz. Çok güzel bir ilişkimiz var. Zaten üç yıldır beraberiz.

Ayrılıp barışarak geçen bir üç yıl mı?

Hayır hiç ayrılmadık. Arada küçük tartışmalar oluyor tabii ama onlar bile çok komik ve eğlenceli oluyor. (Gülüyor) Tuğçe ile sıkılmak mümkün değil zaten. O kadar yüksek bir enerjisi var ki…

Sanatçıların birçoğu yalnızken daha çok ürettiklerini, oradan beslendiklerini söyler.

Bizde tam tersi oldu. Aksine birbirimize çok destek oluyoruz her konuda. Birlikte senaryo okuyoruz, pandemide dizi çektik. İş anlamında da duygusal olarak da birbirini çok besleyen tatlı bir alışverişimiz var. Birbirimizin yaptığı sporlarla ilgileniyoruz. O bana İspanyolca öğretiyor mesela, ben ona Fransızca öğretiyorum…

AFFEDERSİNİZ AMA KISKANÇLIK CEHALET, BOŞ İŞLERE HARCAYACAK ZAMANIM YOK

Sizce temel olarak iki insanı bir arada tutan şey ne?

Tutku! Tutkumuz var… Hayatı, yaşamayı seviyoruz. Bu en temel şey bence.

Aynı mesleği yaptığınız için zaman zaman aranızda tatlı bir rekabet ya da kıskançlık oluyor mu?

Neden olsun ki!

Neden olmasın! Bunlar da insani duygular değil mi?

Bizde öyle olmuyor, tam tersi “Başaralım” diye birbirimizi çok destekleriz. Kıskançlık nedir? Onu bile bilmiyorum. Nereden, nasıl gelir insanın aklına?

Etrafımızda çok olan bir şey aslında…

Vardır tabii ama bunlar ne katabilir bir ilişkiye? Affedersiniz ama cehalet bence. Boş şeyler… Bizim de boş şeylere harcayacak vaktimiz yok.

ÇOCUK YAPMAYI PLANLAMIYORUZ, AKIŞINDA YAŞIYORUZ

Yakın gelecekle ilgili planlarınız arasında çocuk var mı? Baba olma fikri kulağınıza nasıl geliyor?

Planlamıyoruz özellikle. Akışında yaşıyoruz. “Olursa olur” diye bakıyoruz.

Şu ana kadarki deneyiminizle bu hayat size ne öğretti?

Aslında hiçbir şey öğrenmedim. Hep arayış peşindeyim. Çok şeye kafa yoruyorum; neyiz, nereden geldik, nereye gidiyoruz? Varoluşla ilgili çok sorgulamalarım var. ‘Frankenstein’ oyununda geçen bir cümle var, “Doğanın peşinden inine girip onu bütün gizlerinden soydum, karanlık dünyasına ışık lavları getirdim. Bunu ben yaptım ama buna rağmen hiçbir şey öğrenemedim” diyor orada karakter. Ben de böyle hissediyorum.

Fotoğraflar: Ozan GÜZELCE

SIRADAKİ HABER