Cumartesi Postası 'Elde edemeyeceğim kadın yoktu'

'Elde edemeyeceğim kadın yoktu'

Paylaş
'Elde edemeyeceğim kadın yoktu'

Yeşilçam'ın unutulmaz jönü Murat Soydan bir dönem elini salladığında bütün kadınları peşinden koşturan bir erkekti

ÖMER GÖREN

ogoren.aktuel@gmail.com

Şimdi ikinci eşi, üç çocuğu, üç torunu ve köpeği dolduruyor hayatını. Bir film, bir de dizide oynamaya hazırlanan eski toprak, hayatından kesitleri ‘film şeridi’ gibi anlattığı söyleşimizde hem itiraflarda bulundu hem sırlarından dem vurdu hem de anılarını paylaştı.

- Murat Bey nasılsınız? Yeni projelerde var mısınız?

İyiyim, çok şükür. 3 yıl önce aort rahatsızlığı nedeniyle hastaneye kaldırılmış, 20 gün yoğun bakımda kalmıştım. Şu an ise gördüğünüz gibi sapasağlam, delikanlı gibiyim evelallah. Yeni bir televizyon dizisi teklifi geldi ama kesinleşmedi, nazar değmesin diye söylemiyorum. Saçımı, sakalımı da o dizideki rolüm için uzatıyorum. Mayıs veya haziranda Ümit Efekan’ın çekeceği bir filmde oynayacağım.

- Eskinin Yeşilçam’ı ile günümüzünki arasında ne büyük farklar var, değil mi?

Yeşilçam’da çok büyük sevgi ve saygı vardı. Şimdi ise terbiyesiz, saygısız oyuncu sayısı çok fazla. Sanıyorlar ki ‘ben bir yere geldim, hep burada kalacağım.’ Öyle bir şey yok. Oyunculuk hayat gibidir; doğar, büyür ve yaşlanıp gidersin. Mesela biz saygımızdan ödül almaya smokinle, takım elbiseyle giderdik. Şimdikiler ise facia, şaşırıp kalıyorum. En son Bursa Festivali’nde Fikret Hakan patladı ödül alanlara. Neyse ki benden önce davrandı da ortalık karışmadı, ben çok daha ağır konuşurdum. Rezil bir gençlik yetişiyor. Bir çoğu hastane ziyaretine, cenazelere geliyor, en öne çıkıp kendini göstererek gazetecilere poz veriyor. Bitmiş bu memleket.

- Çok şikayetçisiniz.

Bir akşam arabamla evime gidiyorum, farlarını yakmış bir arabanın ters yolda üzerime geldiğini görünce uyarmak için selektör yaptım. Yan yana geldiğimizde “Daha uzunların yok mu?” demez mi?. Şaşırdım. “Var, istersen açıp göstereyim” dedim, bu sefer o şaşırdı. Bir gence de “Oğlum burada sigara içilir mi?” diye soracak oldum, ters ters bakarak “Dua et ki yaşlısın” demesin mi? “Sen yaşlı dayağı yedin mi?” diyerek buna iki tokat... Bacakları arkasına vurarak kaçtı.

‘Teraviye diye sinemaya kaçardık’

- Siz sadece oyuncu değil, şarkıcıydınız da. Hangisi ağır basıyordu?

Sultanahmet İktisadi İlimler mezunuydum ama radyoda ses sanatçısı olmak için İstanbul Belediyesi Türk Sanat Musikisi Konservatuarı’nda okudum. Doğup büyüdüğüm Lüleburgaz’daki konserlerde filan şarkı söylerdim. Perde Mecmuası’nda birinci olduğum için radyo sınavlarına girememiştim. Oyunculuk da diğer idealimdi.

Zaten, cumhurbaşkanı dahil her erkeğin gönlünde yatar sinemacılık. Çocukken Yeni Hayat Mecmuası’ndan kestiğim resimleri birleştirerek yapıştırır, makaralara sarıp yaptığım ekran üzerine lamba tutarak mahalledeki çocuklara film diye oynatırdım. Arkadaşlarla ramazan ayında toplanıp teravih namazına diye sinemaya kaçardık. Bu yüzden harçlık vermezlerdi, ben de gazete bayiine gelen kağıtları toplar, kilosu 50 kuruşa satararak sinema parası kazanırdım.

Dayımın üniversite kitaplarını da satarken sayfaların arasında aşk mektupları çıkmıştı da rezil olmuştum. 1966’da sinemaya girdim, 1969’da sahneye çıktım. Maksim, Lunapark, Çakıl gibi büyük gazinolarda her zaman ilk sırada oldum. Gazinoların kapanmasına kadar sahnelerdeydim. Sesime güvenirdim ama her zaman kendime dikkat de ederdim. Sesin en büyük düşmanı uykusuzluk, kadın, seks ve ara vermektir.

- Gerçek isminiz Murat Soydan değil. Neden değiştirdiniz?

Asıl ismim Rüçhan Tercan. Hem insanlar zorluk çekmesin diye hem de Murat adını sevdiğim için değiştirdim. Perde Mecmuası’nın sahibi de Soydan’ı önerdi. Babama sordum, “Soyadını değiştirmezsen mesele yok” deyince o günden sonra Murat Soydan Tercan oldum.

- Film çekimlerinde tehlike atlattığınız oldu mu?

Çok oldu ama en acı vereni Yılmaz Köksal ile at üzerinde yaptığımız çekimdi. Atın üzerinden kendimi atmam gerekiyordu. Eyerin kayışı gevşemiş, kendimi yerde buldum. Sol omzumun köprücük kemiği kırılmış, uzun süre çivi ile çalışmaya mecbur kalmıştım.

- Filmlerden ve sahneden yeterince kazandınız mı?

İnsanların aldığı aylığı, biz yevmiye olarak alıyorduk. Sahnede günlük 1000-1500 lira yevmiye alırdım, filmden ise 10-15 bin lira... Ne paralar ama değil mi?

- Birikim yapabildiniz mi?

Han alacak kadar değil ama ev, dükkan, araba, arsa alabilecek kadar para kazandım Allah’a bin şükür. Hatta ufak tefek yatırımlarım da oldu ama bu meslekte yatırım yapılmıyor.

‘Hollywood’dan teklif gelmişti’

- Yurt dışında oyunculuk yapmayı düşündünüz mü?

Yakın bir dostumun Amerika’daki akrabalarının isteği üzerine resim yollamıştım. 1968 yılında Hollywood’dan teklif gelmişti ama lisanım olmadığı için geri çevirmiştim.

- Anılarınızı yazmayı düşünüyor musunuz?

Düşündüm ama yazmam. Çünkü ucu çok kişiye dokunur. Biri der ki “Nereden biliyorsun?” O zaman ıspat etmem için isim vermek zorunda kalırım. Veremezsem iddialarım havada kalır. Tüm anılarım ve sırlarım benimle beraber mezara gidecek.

‘SAHiPLi KADINA HiÇ BAKMADIM’

- Kimbilir ne çok kadın peşinizde dolaşmıştır. Sizi reddeden kadın olmuş muydu?

Olmadı, olamazdı da, çünkü elde edemeyeceğim kadın yoktu. Hoşlandıklarım da sahipliydi. Dostlu-postlu, evli-sözlülerle prensip gereği işim olmadı. İsmini vermeyeyim, ünlü bir kadın bana “Neden kadınlara bakmıyorsun?” diye sormuştu. “Ben kimseye bakmam, ilk hareketi kadından beklerim” cevabını vermiştim. O da “Madem öyle, ilk hareket benden olsun” demişti.

- Aldattınız mı aldatıldınız mı?

Ohoooo! Bu kadar yetmez mi? Hanımla pazardan alışveriş yapacağız daha (kahkahalar)...

ANILAR... ANILAR...

- Fatma Girik/ Kilo almamak için kusardı

Yemeyi çok sever, sonra da lavaboya gidip boğazına parmak atarak hepsini çıkarırdı. Tekrar yemek istese bile midesi kabul etmediği için bize yememiz için baskı yapardı. 3 yıldır onu görmediğim için bu huyu sürüyor mu bilmem. Ameliyat olduğumda beni ziyarete gelmedi ama olsun, yine de onu çok ama çok seviyorum.

- Türkan Şoray/Çok iyi insandır

Rol icabı buz gibi derenin sularına girer, “Üşüdün mü?” diye sorduğumda “Yok, yok, Allah bizi koruyor” cevabını verir, sonra hamama gidip sıcak sudan çıkmazdı. Çok iyi bir insandır.

- Müslüm Gürses/Muhterem Nur’dan korkuyordu

Pek çok turnede beraberdik. Saygılı, sevgi dolu, güzel bir insandı. Ölümüne çok üzüldüm, Allah rahmet eylesin. Maalesef çok sigara ve içki içerdi. Sahneye çıkarken elindeki sigarayı ziyan olmasın diye birine verir, kulise döndükten sonra bitirirdi. Bir tek, eşi Muhterem Nur kızdığı için onun yanında içmezdi.

- Cüneyt Arkın/ Eyer kayışını gevşetti

Bir anım var ama yanlış anlamış da olabilirim. Aynı filmdeyiz, atları yan yana koşturmamız gerekiyor... Bana verilen yarış atı olduğu için Cüneyt’in atını hep geçiyor. Cüneyt’in de bu durumdan hoşlanmadığı belli. Bir ara Cüneyt’in benim atı alarak dizginin kayışını gevşettiğini gördüm, ses çıkarmadım. Sonra Cüneyt’in duyabileceği bir sesle kayışın gevşediğini söyleyerek düzelttim.

- Bülent Ersoy/ Çanak çanak dondurma yerdi

Sesine en ufak bir zarar gelmemesi gerekirken çanak çanak dondurma yerdi. Ama hiç bir şey olmaz, sahneye çıkar, şarkısını da söylerdi. Karşısındaki insana göre tavır alırdı: Yerine göre çok nazik konuşur, adamına göre de dümdüz giderdi.

- Müjde Ar/ Fırlama

Çok severim. Müthiş becerikli, fırlama ama düzgün bir kızdır.

(09.03.2013 tarihli Cumartesi Postası'ndan alınmıştır.)

2

Haberin Devamı