İclal Aydın: En büyük trajediler bile artık içimi sızlatmıyor

On parmağında on marifet… Oyuncu, yazar, senarist, hikâye anlatıcısı… İclal Aydın uzun bir aradan sonra ‘Ama değil Rağmen’ adlı tek kişilik oyunuyla sahnede. Hem kendi yaralarını hem de hepimizin ‘ama’larını ‘rağmen’lerini sahnenin ortasına bıraktı. Oyun bitti, alkış dinmedi… Ben de bu röportajın ortasında buldum kendimi...
Röportaj: Alev Gürsoy Cimin - Fotoğraflar: Ozan Güzelce
Sevgili İclal, seni sahnede görmek şahane… Nasılsın?
Uzun bir aradan sonra tekrar bu tempoya girdiğim için başta elbette birazcık bocaladım. Ama alışkanlıkların gücüne bir kez daha inandım. Tempo ve tekrar, bir süre sonra olağan hale getiriyor bu telaşı.
2020’de yeğenlerini depremde kaybettin… Yıllar sonra bu kez kuzenin Ferhat Batmaz’ı bir trafik kazasında yitirdin, Tülin Batmaz ise ölümle yaşam arasında kaldı… Aynı aileye peş peşe gelen bu acılara kalbin nasıl dayandı?
Benden ziyade anneleri Ayşe yengem için, kardeşleri için elbette daha zordu. En küçüğümüz Ferhat’ın ölümünü uzun bir süre Tülin’den sakladık. Aylar süren yoğun bakım mücadelesi sonrası öğrendiği an gerçekten bir insanın kalbi bir ömür demir gibi nasıl dövülür, o zaman gördük.

Bu kadar büyük kayıplardan sonra hayata, sahneye, insana dönmek daha mı zor oluyor, yoksa insan acıyı da sığınak yapmayı mı öğreniyor?
Sahnelediğim bu gösteri hepimiz için önemliydi çünkü Sayra Çınar Vakfı’nın beşinci yıl galası için planlıyorduk prömiyerini. Acısını bir başkasına şifa edebilmek üzerine kurulu bir düzenin insanlarıyız aslında. O yüzden hayatın iniş çıkışları içinde başımıza gelenleri kâğıttan gemiler yapıyor, sevdiklerimizi saklıyoruz.

KALABALIKLARIYLA GURUR DUYANLAR BENİ KORKUTUYOR
Göz önünde olmak son yıllarda korkutuyor beni” diyordun. Şimdi nasıl hissediyorsun kendini?
İnsanların pervasızlıkları, kabalıkları ve bundan gurur duymaları, aklımın almadığı bir şey. Böyle bir düzenin içinde hâlâ iyi bir şeyleri korumak için yaşayanların varlığı benim için önemli. Sahneye çıkmaktan korkuyordum çünkü o kabalığın beni kıracağını düşünüyordum. Şimdi görüyorum ki tiyatro salonuna gelenler tıpkı okurlarım gibi fikri bana benzeyenler, kalbi bana benzeyenler. Ne güzel.

ZOR İNŞA ETTİĞİM ŞEYLERİ KAYBETMEKTEN KORKARIM
Eskiden neyden korkardın, bugün nelerden korkuyorsun?
Gerçekten uzun uzun düşündüm bu söylediğini. Galiba insanın en büyük korkusu zar zor inşa ettiği bir mutluluğu ya da huzuru kaybetmekten kaynaklanıyor.
Yazıyı ‘korunaklı’ bulduğunu söylüyordun… Sahneyi nasıl adlandırırsın?
Televizyon izleyicisini bir parça daha hoyrat bulduğum için açıkçası daha ürkütücü. Ama dediğim gibi tiyatroya gelenler tıpkı kitap okuyanlar gibi bir bedel ödüyorlar. Para harcıyor, vakit ayırıyor, değer veriyor. Bu yüzden sahnenin de başka bir güzel tarafı var, hatırladım.
Uzun bir aradan sonra yeniden seyircinin karşısına çıkarken kalbin sana ilk ne fısıldadı? ‘Kaç’ mı dedi, ‘kal’ mı dedi?
‘Kaç kaç’ dedi. Kaygılarım çok yükseldi. ‘Dertsiz başıma dert mi aldım, ne yaptım?’ dedim. Sonra işte geçti.

Bu oyunu yazarken ya da oynarken hayatın hangi ‘rağmen’ine tutundun?
Fevkalade sakin bir hayat kurmuş ve buna alışmışken korkularıma rağmen tekrar sahneye çıkabilmek büyük cesaret işiydi. Sanıyorum geçmişteki başarısızlıkların verdiği tecrübeye tutundum.
Oyunda anlattığın hikâyeler geçmişte kalmış anılar mı, yoksa hâlâ içini sızlatan yaralar mı?
Üzerinden bir zaman geçtiği zaman en büyük trajediler, şimdi gülerek anlattığınız kahkahalara dönüşen anılar haline geliyor. Hayır, artık içimi sızlatmıyorlar. Çünkü güzel şeylere sebep oldular.

SEVMEKTEN DE SEVİLMEKTEN DE YORULDUĞUM OLDU
Sahnedeyken hiç, ‘Keşke bunu yazmasaydım’ dediğin bir an oldu mu?
Oldu birkaç tane. Hemen bir sonraki gösteride çıkardım. Zaten hemen her gece başka türlü oynanıyor. Seyircinin tepkisi çok belirleyici. Rota net, mesajım net ama şeklimiz seyircimizin duygusuyla, katılımıyla değişebiliyor.
Bir kadın olarak hayatta en çok hangi yük seni yordu?
Sevilmemek mi, güçlü olmak zorunda kalmak mı? Sevilmeme kısmını bilemiyorum. Güçlü olmaktan da yorulduğum anlar olmuştur ama ondan da emin değilim. Sevmekten yorulduğum da oldu sevilmekten yorulduğum da. Ama yaşamak zaten hep çabalamak.
Önyargılarla aran nasıl? Etkileniyor musun?
Geçmişteki kadar önemsemiyorum ama vaktiyle ‘Bir oyuncu nasıl kitap yazar?’ diyenler şimdi, ‘Bir yazar nasıl sahneye çıkabilir?’ diye soruyorlar. O uğultuya kulak vermek gerçekten zaman kaybı, güç kaybı. Onlara rağmen işimi yapmaya devam ettim hep. k Hayatta en çok hangi vedayı kabullenemedin? Sanıyorum babamla ayrılışımızdı.

En son ne zaman gerçekten âşık oldun?
Üç yıl önce k Kalbin şu sıralar boş mu, kalabalık mı? Hiç kalabalık değil. Tek kişilik dev kadro mevcut.
Bugün biri, “Gel, yeni bir hayat kuralım” dese gider misin?
Bir süre önce zaten böyle bir yeni hayat kurdum ama çok da paylaşmıyorum.
ÇOK ÇALIŞTIM AMA HİÇBİR ZAMAN ÇOK İYİ PARALAR KAZANAMADIM
Parayla ilişkin nasıl? Ne derece önemsiyorsun?
‘Ben bu işi yapmak istemiyorum’ diyebilmek bence zenginliktir. O yüzden para burada önemlidir.
Çok para kazanmak insanı özgürleştirir mi, yalnızlaştırır mı?
Çok para kazananların bileceği bir yanıt. Hep çok çalıştım ama hiçbir zaman çok iyi paralar kazanamadım. Evet şaka gibi ama öyle.
Zenginlik mi seni korkutur, yoksulluk mu?
Zenginlik bana daha korkutucu geliyor. Belki bu yüzden az önce söylediğim cümleyi kurdum, dedim ya hep çok çalıştım ama çok para kazanamadım diye. Kazandığım kadarı yeterli geldi bana demek ki. Çok şükür.

KÖHNE ALIŞKANLIKLARI REDDETMEK GEREK
“Ben miras değil, ulağıyım” diyorsun. Taşımaktan artık yorulduğun bir miras var mı?
Gelenek ve göreneklerin bize bıraktığı güzel şeylerin yanı sıra, yol almamıza, ilerlememize, aydınlanmamıza engel olan köhne alışkanlıklar artık bir kenara bırakılması gereken miraslar belki de. Hatta reddi miras.
Bugün her şeye sıfırdan başlasaydın, yine aynı hayatı mı seçerdin?
Muhtemelen evet ama revizyona gideceğim muhakkak
'Bugün ne pişirsem' diyenlere günün menüsü (30 Eylül 2026)
Rusların asla bozulmayan lahana turşusu tarifi: İçine sadece tek bir sebze dilimleyip atıyorlar!
Ne buzdolabı ne soğuk hava deposu! Babaannelerimizin kış boyu taze nar saklama sırrı çıktı
Soğuk algınlığına karşı aktarlara koşanlar dikkat! Adaçayını böyle içenler yandı
Ağlaya ağlaya kırmızı altını hasat ediyorlar: Kasalar dolusunu Avrupa'ya gönderiyorlar!






