Magazinİşte Hakan Eren'den Yeşilçam'ın bilinmeyenleri! Türkan Şoray'ın annesi sahneye çıkınca ortalık karışmış!

İşte Hakan Eren'den Yeşilçam'ın bilinmeyenleri! Türkan Şoray'ın annesi sahneye çıkınca ortalık karışmış!

İşte Hakan Eren'den Yeşilçam'ın bilinmeyenleri! Türkan Şoray'ın annesi sahneye çıkınca ortalık karışmış!

Hakan Eren öyle bir kitaba imza attı ki, okurken geçmişin tüm renkleri gözünüzün önünde canlanıyor. ‘Bir Zamanlar’, Zeki Müren’in cesaretini, Ajda Pekkan’ın ışıltısını, Sezen Aksu’nun direncini bir araya getiriyor. Sayfaları çevirdikçe Yeşilçam’ın altın yıllarına şahit oluyorsunuz. Hakan Eren ile yeni kitabı üzerine konuştuk.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

‘Bir Zamanlar’ı kaleme alma süreciniz, hayatınızın en kırılgan dönemlerinden birine denk gelmiş. Kanserle mücadele ederken geçmişe yolculuk yapmak nasıldı?

Lenf kanseri olduğumu öğrendikten sonra ağır bir kemoterapi süreci başladı. Ne kadar süreceğini bilmediğin bir tedaviyle savaşmak çok zor. Tam o dönemde bana hep söylenen “Artık yazmalısın” cümlesi yeniden yankılandı. En çok da Sibel Alaş bastırdı. “Sen yaz, ben editörlüğünü yaparım” dedi, ben de kabul ettim. Kendimi iyi hissettiğim günlerde kaleme sarıldım. Yazmak bana o kadar iyi geldi ki hastalığı unutturdu. Terapi gibiydi. Masa Yayınları ve Gamze İyem sahiplenince kitap hızla çıktı, ben de iyileştim diyebilirim.

Kanserle savaşırken geçmişi yazmak, bir anlamda hayata tutunmak gibi miydi?

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Aslında ben hiç ölümü düşünmedim. Hep “Bu hastalığı yeneceğim” dedim. Beni ayakta tutan şey arşivimdi. Yıllardır sakladığım dergileri, kupürleri, belgeleri tek tek çıkardım. Ne çok şey biriktirdiğime kendim bile inanamadım. O dönemin müzikleri, sanatçıları, yaşanmışlıkları beni yeniden hayata bağladı.

İşte Hakan Erenden Yeşilçamın bilinmeyenleri Türkan Şorayın annesi sahneye çıkınca ortalık karışmış

‘Bir Zamanlar’ bir nevi ruha dokunan bir ansiklopedi. Sizi yazmaya iten ilk duygu neydi?

Zeki Müren’den önce makyajlı sahneye çıkan Adnan Pekak’ın trajik hayatını araştırırken başladı her şey. Ardından Sevinç Tevs, Seher Şeniz derken 60’lar, 70’ler, 80’ler müziğinin kalbine daldım. Çünkü biz arşivciler paylaşmazsak, müzik meraklıları internetteki yanlış bilgilerle yetiniyor.

Kitapta sizi en çok zorlayan bölümler hangileriydi?

‘Yeşilçam’dan sahneye geçenler’ bölümü beni zorladı. Sinema yıldızlarının sahneye çıkış kronolojisini oluşturmak kolay olmadı. Ajda Pekkan’ın ‘Petrol’ hikâyesi, Barış Manço’nun Eurovision serüveni, Ayla Algan’ın Olympia konseri… Hepsi ayrı bir araştırma gerektirdi.

Bu kadar bilgi ve belgeyi nasıl toparladınız?

Ben bunların hepsini zamanında yaşadım, gördüm, araştırdım. Radyo programlarımda anlattığım konuların çoğu kitaba taşındı. Dergiler, belgeler, fotoğraflar… Halsiz kaldığımda Sibel Alaş ve ablam Serpil yardım etti. O kadar eğlendik ki dergileri karıştırırken hastalığı unutmuştuk.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

İşte Hakan Erenden Yeşilçamın bilinmeyenleri Türkan Şorayın annesi sahneye çıkınca ortalık karışmış

ZEKİ MÜREN TÜRKİYE'YE HOŞGÖRÜYÜ GETİRDİ

Zeki Müren’in kıyafetleri bugün bile konuşuluyor. O dönemde eteğiyle sahneye çıkmak ne kadar cesurdu?

Çok büyük bir cesaretti. Ama Zeki Müren bunu asla provokasyon için yapmadı. Sanatına kattığı zarafetle sundu. Halk onu hiçbir zaman yadırgamadı. En muhafazakâr insanlar bile “O bizim Sanat Güneşimiz” dedi. Çünkü o sınırları saygıyla zorladı. Türkiye’ye hoşgörüyü getiren bir sanatçıydı.

Günümüzde, Zeki Müren’in cesaretini gördüğünüz biri var mı?

Aynı kalitede kimse yok. Şimdi o cesareti gösterenler bana göre şaklaban. Zeki Müren’in o kalitesine dahi yaklaşabilecek ikinci bir kişi olamayacak, üzgünüm.

İşte Hakan Erenden Yeşilçamın bilinmeyenleri Türkan Şorayın annesi sahneye çıkınca ortalık karışmış

GÜNÜMÜZ MÜZİĞİ STAR YARATAMIYOR

60’lar-70’ler-80’ler, sanatın ve müziğin altın yıllarıydı. Sizce bugünün gençleri o dönemi neden hâlâ özlemle anıyor?

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Şarkılarda olan samimiyet ve doğallıktan anıyorlar ve o şarkılarda melodi duyuyorlar. Şimdiki şarkılar ritim üzerine kurulu ve sözleri kapatın, melodi yok.

Sizce bugün Türkiye’de popüler kültür hâlâ yıldız yaratabiliyor mu?

Yıldız yaratabiliyor ama star yaratamıyor işte bütün mevzu bu.

TÜRKAN ŞORAY’IN ANNESİ MELİHA ŞORAY DA SAHNEYE ÇIKMIŞ

Sizi en çok şaşırtan bilgi neydi?

Türkan ve Nazan Şoray’ın anneleri Meliha Şoray’ın sahneye çıkması! Bunu herkes bilmez. Araştırdım, Hamiyet Yüceses’in bu yüzden İzmir Fuarı’nı terk ettiğini buldum. Hatta Nazan Şoray’ı arayıp sordum, doğruladı.

Zeki Müren’in sahne hâkimiyetini, kibrini, cesaretini yazarken tereddüt ettiniz mi?

Hayır. Çünkü Zeki Müren, eleştirilecek değil, anlaşılacak bir figür. Kitapta iddiaları sansasyona kaçmadan, röportajlardan yola çıkarak yazdım. Onunla ilgili en sevdiğim cümle şudur: “Türkiye Zeki Müren’i her zaman sevecek ve asla unutmayacak.” Çünkü gerçekten de öyle oldu.

Ajda Pekkan, Zeki Müren’den önce makyajlı sahneye çıkan ilk isimdi. Neden unutuldu sizce?

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Çünkü Zeki Müren o dönemin en güçlü assolistiydi. Gazinocular kralı Fahrettin Aslan her zaman onunla çalıştı. Adnan Pekak’ın önü kapandı, sessizce çekildi. Oysa çok cesur bir sanatçıydı. Üstelik Bergüzar Korel’in büyük dayısı.

İşte Hakan Erenden Yeşilçamın bilinmeyenleri Türkan Şorayın annesi sahneye çıkınca ortalık karışmış

O YILLARDA HERKES AJDA PEKKAN’I ÖRNEK ALDI

Ajda Pekkan hâlâ yaşayan ikon. Sizce onu zamansız yapan şey neydi?

Çünkü Ajda, Türkiye’nin batılı yüzü oldu. Şıklığı, disiplini, sahnedeki asaletiyle hep bir adım öndeydi. 62 yaşındayım, hâlâ dinliyorum. Bu bile onun kalıcılığının kanıtı.

“Türk kadını sarışın olmaz” denilerek Eurovision’a koyu saçla gitmesi, o dönemin cesaretini anlatıyor mu sizce?

Kesinlikle! O sadece Ajda’ya değil, Semiha Yankı’ya da yaşatıldı. TRT’nin baskıları yüzünden Ajda, en batılı yüzümüz olmasına rağmen sarışın olarak gidemedi. Ajda bir dönemin idolüydü. Sezen Aksu’dan Nilüfer’e kadar, o yıllarda müziğe başlayan herkes Ajda’yı örnek aldı.

ESKİDEN ŞARKI SÖYLEYEMEYEN SAHNEYE ÇIKAMAZDI

O yıllarda sanatçıların sahne performansı bütünmüş. Şimdi ise bir kıyafetle, bir fotoğrafla değerlendiriliyor. Sizce bu değişim neyi gösteriyor?

Sesi olmayanlar stüdyo ve bilgisayar desteği ile şarkıcı olursa, bu açığını kıyafetle kapatmaya çalışır. Eskiden şarkı söyleyemeyen sahneye çıkamazdı. Yeşilçam yıldızları hariç bu dediğimden, onların şarkı söyleyip söylememeleri çok önemli değildi, sahnede durmaları bile yeterliydi. Zaten onlar da hadlerini bilmişler, şarkı okuyamayanlar dansözlük ya da şov yapmış.

Bir de o dönemde ünlülerle halk arasında mesafe vardı. Şimdi herkes birbirinin hayatına bir story kadar yakın. Bu dönüşüm, büyüyü öldürdü mü?

Kesinlikle büyüyü öldürdü. Star ulaşılmaz olmalı durumunu bozdu bana göre. Gazinoların önünde imzalı fotoğraf alacağız diye arka kapılarda beklemiş gençlik yıllarımız var. Bakın sadece imzalı bir fotoğraf alabiliyorduk, şimdiki gibi fotoğraf çektirme imkanımız bile yoktu.

İşte Hakan Erenden Yeşilçamın bilinmeyenleri Türkan Şorayın annesi sahneye çıkınca ortalık karışmış

SEZEN AKSU BİR OZAN

Sezen Aksu neden her dönemde başka bir ruhu temsil ediyor sizce?

Çünkü Sezen hayatı anlatıyor. Herkesin bir Sezen Aksu şarkısında kendinden bir parça bulması tesadüf değil. O, yaşadıklarını ve yaşadıklarımızı şarkıya dönüştürdü. Bu yüzden her kuşağın kalbine dokunmayı başardı. O bir ozan.

GELMİŞ GEÇMİŞ EN BÜYÜK SUPERSTAR ZEKİ MÜREN VE AJDA PEKKAN’DIR

Zeki Müren’in yalnızlığı mı, Belgin Doruk’un hüzünlü sonu mu; yoksa Seher Şeniz’in trajedisi mi size daha derin geldi?

Belgin Doruk’un hüzünlü sonu bana Seher Şeniz kadar dokundu diyebilirim. Benim çocukluğumun starıydı Belgin Doruk. İlkokula gittiğim zamanlar “Küçük Hanımefendi” serisi seyretmiş biriyim. Akıl hastanesindeyken hemşirenin imzalı fotoğraf istemesi içimi çok acıtmıştı. Seher Şeniz’in vasiyeti çok üzücüydü. Zeki Müren’in, yalnızlığı vardı diyemeyiz; ama boşuna “Sanat Güneşi” dememişler ona. Gelmiş geçmiş en büyük superstar Zeki Müren ve Ajda Pekkan’dır, kitapta da hatırlatmaları var zaten.

“Bir Zamanlar”ın her sayfasında başka bir hayat, başka bir hikâye var… Ama sizi en çok zorlayan hatta yazarken durup düşündüren bölüm hangisiydi?

Kitapta bazı bölümlerin beni zorladı doğrudur. Özellikle en zorlayan yazı “Yeşilçam’dan Sahneye Geçenler” bölümüydü. Gazinolara renk olsun diye kadrolara konulmaya başlanan sinema yıldızlarından çıkmayan kalmamış sahneye ve onun kronolojisini çıkarmakta zorlandım. Çok araştırdım o konuyu. Ajda Pekkan’ın “Petrol” hikayesinde yaşadıklarını derlemekte zorladı. Ajda Pekkan’a, neler yaşatmışlar diye iç geçirmemek elde değil yazıyı okuyunca. Barış Manço’nun Eurovision macerası ile Ayla Algan’ın Olympia konseri yazıları da zorladı diyebiliriz.

“Bir Zamanlar” aslında bir kültür envanteri gibi. Peki sizi yazarken en çok hüzünlendiren satır hangisiydi?

Fikret Şeneş için yazdıklarımdı; ama kitabı yazdım bitirdim Masa Yayınları Gamze İyem dedi ki; “Şimdi bir önsöz yazman lazım.” Hadi zor bir giriş. Tedavim yeni bitmiş, hala kendimi toparlamış değilim. Ne yazarsın diye düşün düşün oluyorsun böyle durumlarda. Tamam, sonra yazıyorsun duygularını; ama toparlamak zor oluyor. Ruh halim çok hassastı ve ajitasyon sevmem. Haa bir de sansasyon, magazin sevmem ki kitabımda öyle şeylere girmedim hiç. Girebilir miydim, koskocaman bir evet; ama benim tarzım değil, kitabımın içeriği değil diye çok dikkat ettim.

Bu kadar detaylı bilgiyi nasıl derlediniz? Kütüphaneler, arşivler, gazinoların eski çalışanları, dergi koleksiyonları… Bu sürecin perde arkasını anlatır mısınız?

Kitapta geçen her şeyi döneminde yaşamış ve takip etmiş biriyim. Burada geçen konuları radyo programlarım için araştırdım, programlarımda konuştum. Bilgi bakımından beynim bilgisayar gibidir eski yaşanmışları hiç unutmam. Radyo programlarım zamanından alışkanlığım bir konuyu anlatırken en iyi bildiğim tarihe ve olaya bakar öyle konuşurdum hata yapmayayım diye. Biraz da mühendislik yaptığım zamandan gelen alışkanlık diyebiliriz. Burada yazdığım konuları kafamda tasarladıktan sonra her bir lafın belgesini, bilgisini bulup öyle yazdım. Çalışma odam büyük bir sahaf gibiydi bu süreçte. Vallahi onları toparlamak da halsiz olduğumdan Sibel Alaş ve benim hastalık boyunca yanımda kalan ablam Serpil’e düştü. Onlar da o dergileri karıştırmaktan zevk alır oldular ve eğlenmediler dersem yalan olur.

Yazım süreci boyunca sizi en çok şaşırtan bilgi ya da olay neydi?

Türkan ve Nazan Şoray’ın anneleri Meliha Şoray’ın sahneye çıkma olayıydı. “Yeşilçam’dan Sahneye Geçenleri” yazarken, aklıma geldi. Böyle bir olay vardı ve bunu herkes bilmez bu konunun tam yeri, anlatmalıyım oldum. Hadi o yılın dergilerini bul karıştır, araştır derken olayı yazdım. Sahneye çıktığını biliyordum; ama Hamiyet Yüceses’in isyanını ve İzmir Fuarı’nı terk edişini bilmiyordum. O bölüm bana çok eğlenceli gelir. Birazda detayları öğrenmek için Nazan Şoray’ı telefonla arayıp, sormuştum. Bir de Tijen Erman’ın hayatını yazarken bazı bilgilerimden emin olamadım ve İzmir’de kendini buldum ve bana detaylı anlattı emin olamadığım yerleri. Çok tatlı bir sohbetti, beni mutlu etmişti Tijen Erman. Bilmeyenler kitaptan öğrensin Tijen Erman’ı ki aaa biz biliyormuşuz diyeceklerdir.

Kitaptaki her sayfa, adeta bir gazete kupürü gibi gerçek ve canlı… Röportaj yaparken ya da belgeleri toplarken hiç duygulanıp yazmaya ara verdiğiniz anlar oldu mu?

Evet ara ara yazamadım; çünkü ağır kemoterapiden dolayı yataktan kalkamıyordum. Aklım hep kitapta, yazılardaydı. Diyorum ya bana terapi gibi oldu yazım süreci. Geçenlerde beni iyileştiren doktorum Prof. Dr. Ömür Gökmen Sevindik hocama kontrole gittiğimde kitabı götürdüm. Çok şaşırdı. “Hasta halinle hangi arada yaptın bunu, inanamıyorum” dedi. Hocam ben boğa burcuyum boş duramam ki dedim. Örnek hasta ilan etti beni hocam, sağ olsun.

Kitabın ismini “Bir Zamanlar” koyarken aklınızda hangi duygu vardı? Bir veda mıydı, yoksa bir hatırlatma mı?

Kitabın isimi “Bir Zamanlar” olmalıydı, benim bir nevi markam o. Ossi Müzik’te seri halinde yaptığım “Bir Zamanlar” albüm serisi var. 25 yıldır yaptığım radyo programımın ve yaptığım Dj’lik partilerimin hepsinin isimi.. Haliyle kitabıma da yakışır diye tereddütsüz “Bir Zamanlar” yaptım kitabın adını.

Bu kitabı yazarken yanınızda kimler vardı, kimler size destek oldu?

Hastalığım sürece eve kapandığımdan ziyaret ve kimselerle görüşmem yasaktı. Ablam Serpil, evde benimle yaşadı aylarca. Hastanede ilk zamanlar yeğenim Gözde ve Ceyda bana refakat ettiler; ama kitap sürecim başlayınca Sibel Alaş, refakat etmeye başladı ve hastanede bir yandan kemoterapi aldım bir yandan da kitabı editledik. Eğlenceli şekilde yaptık kitabı Sibel’le ve hakkını ödeyemem kitapta benim kadar emeği var.

Zeki Müren bölümünde onun sahne hâkimiyetini, kibirini, hatta zaman zaman rakiplerine karşı sertliğini anlatıyorsunuz. Onun bu yönünü yazarken hiç tereddüt ettiniz mi?

Bu zaten müzik dünyamızda bilinen bir şey; ama dikkat ederseniz kitapta ben bu yönünü anlatmıyorum. Adnan Pekak, kendi röportajında bunu dile getiriyor. Dedim ya sansasyona girmeden iddiaları ve bilgileri derledim kitapta.

Adnan Pekkan’ın Zeki Müren’den önce makyajlı sahneye çıkan ilk isim olduğunu söylüyorsunuz. Peki sizce neden tarih onu unuttu? Onu Zeki Müren’in kıskançlığı mı yuttu cidden? Bu ego, kibir, kıskançlık fazla değil mi bir star için?

O dönemlerde Zeki Müren, çok güçlü bir assolist ve Fahrettin Aslan da gazinocular kralı ve Zeki Müren’le çalışıyor hep. Önü kesilince çekilmiş ve başka işler yapmış ki kendi röportajlarından aktardım bunları. Bergüzar Korel’in, büyük dayısı oluyor Adnan Pekak. 60’ların sonu için büyük cesaretli biriymiş bana göre Adnan Pekak ve Zeki Müren bu cesareti 1070 başlarından itibaren yapmış veya yapabilmiş diyelim. Bizim müzik tarihimiz kimleri unutmamış ki Adnan Pekak’ı unutmasın. Zaten vefat ettiğinde bir tek - ilk Savaş Ay yazılarıyla duyurmuş ki ailesi sahip çıkmamış o kısımları üzücü aslında.

KİMSE AJDA’NIN MÜZİĞE YAPTIĞI FEDAKARLIĞI YAPAMAZ

Ajda Pekkan hâlâ yaşayan bir ikon. Siz onun “kadınları kaşsız dolaştırdığı” o dönemi çok güzel anlatmışsınız. Sizce Ajda’yı “zamansız” yapan şey neydi? Ajda Pekkan’ın, hâlâ tartışmasız bir “süperstar” olarak kalmasını neye bağlıyorsunuz?

Türkiye’nin modern ve batılı yüzü olmuştur hep Ajda. Gerçek bir star ve kesinlikle onun yerini kimse dolduramayacak. Ben küçücükken Ajda dinlemeye başladım hala dinliyorum. 62 yaşıma geldim dinliyorum bu ne demektir. Kimse Ajda’nın müziğe yaptığı fedakarlığı yapamaz. Onun 70’lerde ve 80’lerde nasıl ikon olduğunu ele aldığım bölüm var ve gerçekten Türk kadının etkilemiş yönlendirmiş ve hala etkili. Ajda’yı zamansız ve superstar yapan; şarkıları, yorumculuğu, çalışkanlığı, fedakarlığı ve sahne duruşu. Burada altını çizeyim herkes iyi şarkı söyleyebilir; ama sahnede star gibi durmak başka bir şey. Genç müzisyenler Ajda Pekkan’ı, iyice incelesinler bir nevi hayat dersi gibi müzik yaşantısı var.

“Türk kadını sarışın olmaz” denilerek saçını koyu renge boyatıp Eurovision’a gitmesi… O dönemin Türkiye’sinde bu cesaret nasıl yankı buldu?

Ya bu sadece Ajda’ya yapılan bir şey değil ki. Semiha Yankı, Eurovision’u kazandığı gece sarı peruklaydı; ama siyah saçla gitti yarışmaya. Ajda, yarışma öncesi Süperstar-2 albümü için imaj değişikliği ile saçlarını koyultmuştu zaten Eurovision’a en batılı yüzümüz diye gönderdiler; ama sarışın olarak gidemedi ki Avrupalılar onu sarışın biliyordu hep. O dönemde TRT’nin baskısının sonuçları bunlar, nasıl karşı çıkabilir ki sanatçılar. TRT’nin, tek tabanca dönemi.

Ajda Pekkan, hem modernliğin hem de kırılganlığın simgesi… Sizce o kuşakta kadın sanatçılar için Ajda ne ifade ediyordu?

Sezen Aksu’dan Nilüfer’ e kadar o yıllarda müziğe başlayanların hepsi Ajda’yı taklitle başlayıp, kendilerini bulup star olmuşlar. Ajda, satış rekorları kıran plaklara imza atıyor, en büyük gazinoların en büyük solist altı. Nasıl onu takip etmesinler ki. Tabi Ajda’nın en büyük şansı Fikret Şeneş. Fikret Hanım, Ajda’yı Ajda yapan isimdir ve o yüzden star olmak isteyenler Fikret Hanım’a çok yanaşmışlar ö dönem; ama Ajda, okuyunca başka oluyordu şarkıları Fikret Hanım’ın.. O yüzden Fikret Şeneş hep derdi ki; “Benim en büyük vitrinim Ajda Pekkan’dır.” Böyle güzel bir beraberlik zor bulursunuz Türk popunda.

ŞİMDİ HERKES FİLTRE GÜZELİ OLDU

Bugün Instagram’da filtrelerle yaratılan güzellik algısına karşı, Ajda’nın o yıllardaki doğal ikonluğu sizce neyi temsil ediyor?

Photoshopsuz sade güzelliği anlatıyor. O zamanın fotoları o kadar doğal ve güzel ki bunu tartışamayız. Şimdi herkes filtre güzeli oldu.

Zeki Müren’in kıyafetleri bugün bile tartışılırken, o dönemde eteğiyle sahneye çıkmak ne kadar cesur bir adımdı? Günümüz sanatçılarıyla karşılaştırdığınızda, Zeki Müren’in “sahneye hükmetme biçimi” ne kadar benzersizdi?

Çok büyük bir cesaretti o zamanlar diyebiliriz. Aslında bunun hikayesini ve nasıl başladığını kitapta uzun uzun anlatmadım; ama bu kitabın ikincisi gelirse, detaylı şekilde anlatacağım bu cesur adımların nasıl başladığını. Zeki Müren’in sahne hakimiyeti, güzel Türkçesi ve hitabeti çok iyi idi. Türk halkı hiç rahatsız olmadı ve en kapalı insanımız bile sevdi Zeki Müren’i; çünkü dozunu ve ayarını çok iyi yapıyordu. Türkiye’ye hoşgörü getirmiş bir Sanat Güneş’imizden bahsediyoruz. Kitapta şu cümle ile Zeki Müren yazısını bitirdim hatırlatayım; “Türkiye Zeki Müren’i, her zaman sevecek ve asla unutmayacaktır.’’

Kitapta Belgin Doruk’tan Seher Şeniz’e, Filiz Akın’dan Türkan Şoray’a kadar birçok isim var. Sizce Yeşilçam’ın asıl büyüsü neydi?

Doğallık ve samimiyet. Yeşilçamın büyüsü starlara kolay ulaşamamamızın da etkisi var. Filmlerde gördüğümüz ve ulaşamadığımız bu güzelleri ve yakışıklıları gazinolara çıkardılar. Onlarda Yeşilçam’dan kazanamadıkları paraları kazandılar diye çıktılar. Yeşilçam’da konular ne kadar hep birbirine benzese bile aşk, sadakat, sevgi, dostluk, aile bağları, arkadaşlık vardı ve mutlu sonla bitmeleri hepimizi etkilerdi.

Seher Şeniz’in “gerçek Afrodit” olduğunu söylüyorsunuz. Onun trajik hikayesini yazarken en çok hangi duyguyu hissettiniz?

Evet sinemamıza ve sahnelerimize gelmiş ilk Afrodit Seher Şeniz’dir. Muhteşem vücut hatlarına sahipti ve bir nevi gülmez sultandı. Soğuk güzelliği ile çok etkileyici bir kadındı. Bilmeyenler buyursun araştırsın. Bunu bir tek ben söylemiyorum o yılları yaşayanlar bana katılacaktır.

Belgin Doruk’un hüzünlü sonu… Sizce dönemin şöhreti kadınlara ne kadar adil davranıyordu?

Şöhretin acımasız yüzünü gösteren bir son aslında. O zaman da adil davranmıyordu şimdi de. Şöhreti taşımak çok zor onu yaşatmak ve hep ayakta tutmak gerçekten zor. Taşıyamayanların sonu hep ortada işte benim bir şey dememe gerek var mı?

O yıllarda magazin “parıltılı” değil “merak uyandırıcıydı.” Bugünle kıyasladığınızda fark en çok nerede hissediliyor?

Bana sorarsanız hiç fark yok. O zamanda acımasızdı şimdi de magazin yeri gelince çok acımasız. O zamanlar sadece gazetelere yayılıyordu şimdi sosyal medya var orada da ağzı olan konuşuyor.

Gazino kültürü sizce Türkiye’de bir medeniyet biçimiydi mi, yoksa geçici bir rüya mı?

Müziğimiz için büyük bir medeniyet biçimiydi tabii ki. Sanatçılara ve müzisyenlere hep çalışma imkanıydı. İnsanlar için sevdiği sanatçıları seyretme şansıydı ve tek sanatçı konserine bağlı kalmıyorlardı. Ucuzdu ve herkes gidebiliyordu. Keşke hala olabilseydi ki geçtiğimiz yıllarda gençlere bu kültürü anlatmak için “Gazino Show” programları yaparak, gazino kültürünü anlattım yıllarca.

Ossi Müzik arşivleriyle zaten geçmişin müziğine çok hakimsiniz. Bu kitabı yazarken hangi şarkılar size yol gösterdi?

Bana sanatçıların yaşadıkları ve sahne olayları yol gösterdi. Şarkıları yol gösterici şekilde olan kitabı Yavuz Hakan Tok yazdı “Şarkı Hikayeleri” kitabında.


“Bir Zamanlar” da adını anmadığınız ama mutlaka hatırlanması gerektiğini düşündüğünüz biri var mı?

Çok var aslına bakarsanız; ama kitapta değinerek anlattığım Balonlarım Vardı İbo ve Kerem Yılmazer’in yaşam öyküleri..

O dönemde ünlülerle halk arasında bir “mesafe” vardı. Şimdi ise herkes birbirinin hayatına bir “story” kadar yakın. Bu dönüşüm sizce büyüyü öldürdü mü?

Kesinlikle büyüyü öldürdü. Star ulaşılmaz olmalı durumunu bozdu bana göre. Gazinoların önünde imzalı fotoğraf alacağız diye arka kapılarda beklemiş gençlik yıllarımız var. Bakın sadece imzalı bir fotoğraf alabiliyorduk şimdi ki gibi fotoğraf çektirme imkanımız bile yoktu.

60’lar-70’ler-80’ler sanatın ve müziğin altın yıllarıydı. Sizce bugünün gençleri o dönemi neden hâlâ özlemle anıyor?

Şarkılarda olan samimiyet ve doğallıktan anıyorlar ve en önemlisi o şarkılarda melodi duyuyorlar. Şimdiki şarkılar ritim üzerine kurulu ve sözleri kapatın melodi yok. Son zamanlarda yayınlanan içimizi titreten, melodili kaç şarkı hatırlıyorsunuz? Bir düşünün bakalım..

Sizce bugün Türkiye’de popüler kültür hâlâ “yıldız yaratabiliyor” mu?

Yıldız yaratabiliyor; ama star yaratamıyor işte bütün mevzu bu.

O dönemle bugünün sanatçıları arasında bir karşılaştırma yapsanız, sizce kim “eski ruhu” taşıyor?

Bana sorarsanız hiçbiri diyeceğim. Ve hala müzikte dört yapraklı yoncanın etkisi var, unutmayalım. İlla isim vermem gerekirse; Sıla bana taşıyormuş hissi veriyor.

Okur bu kitabı kapattığında sizce ne hissetsin istediniz?

Kitabın sonunda zaten şunu sorguluyorum; “Sanki daha mı cesur, daha mı samimi, daha mı doğal, daha mı yaratıcıymışız o yıllarda?” Bunu sorgulatabiliyorsam ne mutlu bana.

Sizin gözünüzden o yılların sanatçılarıyla bugünün insanlarına bir mesaj gönderin desek, ne olurdu?

Doğal ve samimi olmak her zaman kalıcılığın en büyük nedenidir.

“Bir Zamanlar” ın devamı gelir mi? 90’lar, 2000’ler belki?

Yok o yıllara gelebilmem için 10 cilt daha 60’lar 70’ler 80’ler yazman gerekir ki çok zor benim için; çünkü yoğun bir iş hayatım var. Bunun ikincisi baskıları şimdiden başladı; ama ikincisinden önce başka kitap projesi var kafamda önce onu hayata geçirmek istiyorum.

Son olarak… Sizi en çok kim etkiledi? Zeki Müren’in cesareti mi, Ajda’nın ışıltısı mı, yoksa Sezen’in direnci mi?

Hepsi derim tabii ki. Bu üçünün müzik dünyamıza heykeli dikilmeli. Lafın gelişi bu cümle; ama zaten yaptıkları ile üç isim tarih yazdı daha ne olsun.

Bugün kadın sanatçılar mini elbise giydiğinde linç edilirken, bir dönem Zeki Müren etekle, pullarla, payetlerle sahneye çıkabiliyordu. Sizce o dönem insanları mı daha özgürdü, yoksa daha hoşgörülü müydü?

Okurların o dönemde de hiç hoşgörü olmadığını anlamaları için “Gönül Yazar-Halime” bölümünü okumaları, konuyu tüm açıklığıyla ortaya seriyor. Gönül Yazar’ın 1966 yılında yaşadığı müstehcen şarkı söylemekten mahkemeye düşmesi, sorunuza cevap vermiş oluyor.

70’lerde Zeki Müren’in eteği alkışlanırken bugün kadın sanatçının sahne kostümü tartışma konusu oluyor. Sizce bu geriye gidiş mi?

Zaten kitapta sorguladığımız bu geriye gidiş. Evet eskiden daha cesurmuşuz.

ZEKİ MÜREN’İN O KALİTESİNE DAHİ YAKLAŞABİLECEK İKİNCİ BİR KİŞİ OLAMAYACAK

Zeki Müren gibi bir erkek sanatçı, o dönemde tüm toplumsal kalıpları yıkarak sahneye çıkabiliyordu. Bugün aynı cesareti gösterebilen kaç kişi var?

Aynı kalitede kimse yok. Şimdi o cesareti gösterenler bana göre şaklaban. Zeki Müren’in o kalitesine dahi yaklaşabilecek ikinci bir kişi olamayacak, üzgünüm.

O yıllarda sanatçı sahnede bir "performans bütünü"ydü. Şimdi ise bir kıyafetle, bir fotoğrafla yargılanıyor. Sizce bu değişim neyi gösteriyor?

Sesi olmayanlar stüdyo ve bilgisayar desteği ile şarkıcı olursa, bu açığını kıyafetle kapatmaya çalışır. Eskiden şarkı söyleyemeyen sahneye çıkamazdı. Yeşilçam yıldızları hariç bu dediğimden, onların şarkı söyleyip söylememeleri çok önemli değildi sahnede durmaları bile yeterliydi. Zaten onlarda hadlerini bilmişler şarkı okuyamayanlar dansözlük yapmış veya show yapmış. Yargılanma olayına gelince bunlar sosyal medyanın etkileri.

O dönemin kıyafetleri "sanatın bir parçası" olarak görülürken bugün "provokasyon" olarak algılanıyor. Bu algı nasıl bu kadar değişti sizce?

O zamanın bakış açısı farklıydı. Kıyafetlerde bir doz vardı ne kadar seksi olsa bile.. Sadece ilk o olayı Güngör Bayrak’ın İzmir Fuarı’nda kıyafeti yüzünden yasaklanmasıyla yaşamıştık.

TÜRKİYE’YE HOŞGÖRÜ GETİRMİŞTİR ZEKİ MÜREN

Zeki Müren eteğiyle, makyajıyla, yürüyüşüyle, tavrıyla bir dönem Türkiye’nin erkeklik algısını bile sorgulattı. Sizce o bunu farkında olarak mı yaptı, yoksa sadece kendisi mi oldu?

Bakın bu sorgulatmada o kadar başarılıydı ki Zeki Müren, başı kapalı babaannemiz veya dedemiz dahi rahatsız olmadı bundan. O yüzden Türkiye’ye bu konuda hoşgörü getirmiştir Zeki Müren. Aslında kendisi oldu; ama bunu o kadar güzel sundu ki.. Zaten Zeki Müren’den başkası bu sunumu bu kadar başarılı yapamazdı.

Müren’in kıyafetleri sadece gösteriş değil, bir kimlik beyanıydı aslında. Bugünün sanatçıları sizce sahnede hâlâ kendi kimliğini anlatabiliyor mu?

Tabii ki hayır. Bu sadece bizde değil yurtdışı starlarında da var. Karşı cins hayranlarını kaybetme korkusu diyebiliriz buna.

Zeki Müren sahneye çıktığında “sanatın cinsiyeti yoktur” diyordu adeta. Sizce bugün hâlâ bu kadar net söyleyebilen bir isim var mı?

Zeki Müren bir röportajında şöyle der; “Ben bütün güzellikleri severim. Kuşun da güzelini, kedinin de, kadının da, erkeğin de... Şimdi efendim, insanlar vardır kaba yaradılışlıdır, insanlar vardır ince yaradılışlıdır. Ben ilkokuldan beri kendimi hep şarkı söylerken hatırlıyorum. Diğer arkadaşlarım çember çevirip, çelik çomak oynarlardı. Mesela onların telden arabaları, otobüsleri vardı. Ben bebeklerle oynardım. Bu eşcinsel olmak demek değildir. İnce ruhlu, zarif insan olmak demektir. Bunun erkeklikle, kadınlıkla ilgisi yoktur.” Bugün böyle cevap verebilecek biri bile yok ki..

HİÇ KİMSE O DÖNEMLERDE ZEKİ MÜREN’E BAKIP EŞCİNSEL OLMADI

Geçtiğimiz yıllarda Özdemir Erdoğan, “Zeki Müren gençlere kötü örnek oldu, eşcinselliği özendirdi” şeklinde çok ağır bir açıklama yaptı. Siz bu sözleri duyunca ne hissettiniz?

Üzüldüm doğrusu. Zeki Müren yaşamıyor ve cevap veremeyecek. Hiç kimse o dönemlerde Zeki Müren’e bakıp eşcinsel olmadı. Zaten öyle bakarak veya özenerek eşcinsel olunmuyor, üzgünüm.

Sizce Zeki Müren’in yaptığı şey “özendirmek” miydi, yoksa sadece kendi varlığını, kendi kimliğini onurlu biçimde yaşamak mıydı?

Zeki Müren’in röportajlarında verdiği kıvrak cevaplar çok güzeldir. Demiş ki yine bir röportajında; “Her meşhur sanatçı için, hatta bazı siyasi dünya büyükleri için bile bu laflar çıkmıştır. Yani dediğim gibi... Bunlar dört duvar arasında kalması gereken olaylardır. Ben hayatımı normal görüyorum.” Öyle güzel cevaplamış ki ben daha ne ekleyeyim.

Bu tür açıklamalar, aslında Türkiye’nin Zeki Müren’i hâlâ tam anlamıyla “kabul edemediğinin” göstergesi mi sizce?

Yok bence anlaşılamadığının göstergesi bu..

Özdemir Erdoğan gibi isimler Zeki Müren’in sahne tarzını eleştirirken, dönemin halkı onu “Sanat Güneşi” yapmıştı. Bu çelişkiyi nasıl yorumluyorsunuz?

Fikret Şeneş derdi ki bana, her şeyin en güzel cevabını halk verir. Burada da halk vermiş cevabını. Zeki Müren’i kabul etmiş, bağrına basmış ve vefat ettiğinde tüm Türkiye ağlamış. Birkaç kabul edemeyen insan yüzünden halkın verdiği “Sanat Güneşi” lakabı sönmez ve hatta yok olmaz.

Siz “Bir Zamanlar” kitabında Zeki Müren’in kibirli ama zarif bir figür olduğundan söz ediyorsunuz. Bu eleştiriler sizce onun zarafetini değil, başarısını mı hedef alıyor?

Ben başarısından bahsediyorum. Türkiye’den dört tane süperstar geçmiş. İlki Zeki Müren ve Erol Büyükburç. Sonra Ajda Pekkan ve son dönemden Tarkan. Bunların en büyüğü Zeki Müren ve bu gerçeği yıllarca daha değiştiremeyecekler. Zeki Müren kendini kısaca şöyle tanımlamıştır; “Zeki Müren ince ruhlu bir sanatçıdır.”

Burç Hesaplama

Yükselen Burcunu Hesapla
DOĞUM TARİHİNİZ*
calendar
Geçerli bir tarih girin.
DOĞUM SAATİNİZ*
Geçerli bir saat girin.
Geçerli bir dakika girin.