Pazar Postası Demet Akbağ: Halkın arasına girmemek en büyük yalnızlıktır, pazara da giderim vapura da binerim

Demet Akbağ: Halkın arasına girmemek en büyük yalnızlıktır, pazara da giderim vapura da binerim

Demet Akbağ: Halkın arasına girmemek en büyük yalnızlıktır, pazara da giderim vapura da binerim

O bir efsane, işinin ustası, o sahnede devleşen bir kadın... Usta tiyatrocu Demet Akbağ, bu bayram sohbetimize neşesi ve nezaketiyle tat verdi. 15 yıl aradan sonra sahnelere dönmesine vesile olan ‘Aydınlıkevler’ oyunu sayesinde buluştuk.

 

Neden hem bizi hem de kendinizi 15 yıl sahneden mahrum bıraktınız?

Vallahi düşününce utanıyorum, özür bile diledim Türk halkından. Anlamamışım zamanın nasıl geçtiğini. Kendime de kızdım. 15 yıl boyunca yaklaşık 20 ayrı sinema ve televizyon projesi yaptım ama bir hikayeyi sahnede canlı olarak oynamaya verdiğim ara çok uzun olmuş gerçekten.

‘Aydınlıkevler’ oyunu Yılmaz Erdoğan’ın kaleminden çıkmasaydı yine sahnede olur muydunuz?

Bu süre boyunca aslında çok oyun okudum ve araştırdım ama hiçbirinde kendimi bulamadım. Tiyatroyu zirvede bırakmıştım. Seyircimizin büyük coşkuyla alkışladığı çok güzel oyunlar oynadık. Ben hep o tadı aradım. O yüzden de oyunlar bir türlü içime sinmedi. Serdar Biliş’le birlikte Yılmaz Erdoğan’a gittik. Yılmaz, heybesinden 20 sayfalık ‘Aydınlıkevler’i çıkardı. Biz de “Durma, devam et” dedik. Bunun üzerine “10 gün haber bekleyin” dedi. Son halini okuyunca da bayıldık ve yola çıktık.

Oyun seyirciye ne anlatıyor?

Yıl 1975. Ankara soğuğunda bir babaanne ve torunun hikayesi bu. Torunu okul kazanmış, babaanne de onunla birlikte gitmiş başında durmak için. Babaanne geçmişinde saltanatlı bir dönem yaşamış. Babası, dedesi meşhur insanlarmış. Mahallenin bakkalıyla camcısıyla çılgın ressamıyla küçük bir dünyası var ‘Aydınlıkevler’in. Müzikler de çok güzel. Mustafa arkadaşımız tatlı kanunuyla eşlik ediyor oyuna. O müziklerle, televizyonda Eurovision’u büyük bir heyecanla beklediğimiz dönemlere geri gidiyoruz. İnsanlara iyi gelen bir oyun olduğunu düşünüyorum. Tatlı bir burukluğu da var ama finalde mutlu bir tebessümle ayrılıyor seyirci salondan.


ZAFER’İN ACISI DEVAM EDİYOR BİTECEĞİNİ DE SANMIYORUM

Oyunun son bölümünde rahmetli eşiniz Zafer Çika var.

Zaten Zafer sayesinde bu oyunun anlamı 20 kat arttı benim için. Onun da isteğini yerine getirdiğim için her oyunda başka bir heyecan duyuyorum. “Bana iyi şanslar dile” deyip çıkıyorum sahneye. Çok özlüyorum. Zafer’in acısı devam ediyor, biteceğini de sanmıyorum. Sadece öyle yaşamaya alışıyorsunuz. Hiç kolay olmadı ama dostlarım var. Sarıp sarmaladılar beni. Altı ay boyunca beni hiç yalnız bırakmadılar.

İsyan ettiniz mi?

İsyan etmek doğru değil. Beterin beteri var. Ölüme yapılabilecek hiçbir şey yok ve bir evladım var. Oğlum, iyi kalpli bir çocuk ve çok şanslı. Çok iyi arkadaşları var. Arkadaşları da ona kol kanat gerdiler. Biz ana-oğul yaralarımızı dostlarımızla sardık.

ALİ GİBİ OLACAĞINI BİLSEM İKİNCİ ÇOCUĞU DA YAPARDIM

Oğlunuz Ali Çika nasıl bir evlat?

Değişik bir çocuk. Sevgi dolu bir ortamda büyüdü, çok mutlu bir çocuk oldu. Daha da iyi olsun. Güzel anne-baba yaptı bizi. Belki daha erken doğsaydı ve Ali gibi olacağını bilsem ikinci çocuğu da yapardım.

ÇABUK KAVUŞTUĞUMUZ İÇİN ÇABUK SIKILIYORUZ

Son zamanlarda neden geçmişe özlem duyuyoruz sizce?

İletişim, teknoloji sürat kazanınca, ruhumuzdaki o duygusallığı, birbirimize ulaşamama telaşını, ulaştığımızda kavuşmanın tadını özledik herhalde. Telefonumdan bir kalp emojisi yollamam bile çabuk iletişim. Mektuplaşmanın tadı bile bir başkaydı. Bir buluşma noktası belirleyip ‘Acaba bulaşacak mıyız?’ telaşı vardı eskiden. Çok hızlı tüketiyoruz her şeyi. İlişkileri de... Çabuk kavuştuğumuz için her şeyden çabuk sıkılıyoruz.

ŞÖHRETİN BAŞIMI DÖNDÜRMESİNE İZİN VERMEDİM

Bu durum değişmez mi?

Zor… Bu çağın dinamiği başka. Biz merdivenleri basamak basamak çıktık. Bu sürat yoktu. Bir video koyup meşhur olamıyordunuz. Tiyatro yapacaksınız, önce küçük bir rol sonra biraz daha büyüğü gelirdi. Sanat hayatıma başrol oynayarak başlamadım. Kalıcılığımın nedeni budur belki. Kıymet bildim. Şöhretin başımı döndürmesine izin vermedim.

ŞİMDİKİ OYUNCULAR HIZLI ŞÖHRET OLUYOR AMA AYNI HIZLA UNUTULUYOR

Şimdi bir dizi çıksa başrolü star oluyor ama ikinci dizisi tutmayınca tanınmıyor bile…

Takipçi sayısına bakılarak bazı projeleri alan oyuncular var. Kalıcı olmak konusunda gençlerin işi çok zor. Şimdiki oyuncular hızlı şöhret oluyor ama aynı hızla unutuluyor. Kalıcı olmayı başaran da oluyor tabii.

Neden şöhretin ışıklarına hiç kapılmadınız?

Çok yalan bir şey o. Benim çocukluk hayalim mesleğim oldu. O kadar çok istedim ve hayal ettim ki… O yüzden kıymetini biliyorum. Takdir ettiğim oyuncularla çalıştım.  Yıldız Kenter, gerçeküstü bir şeydi benim için. Hepsinden çok şey öğrendim. Gazanfer Özcan, Gönül Ülkü, Zeki Alasya, Haldun Dormen gibi çok büyük ustalarla çalıştım. Onlardan saygıyı ve disiplini öğrendim. Bizim kuşağımız böyle yetiştirildi. Tiyatrocular kolay kolay şöhretin büyüsüne kapılmaz. Tiyatrocular başarılı olup ödül alsa bile başka oyuna hazırlanırken uykuları kaçar.

HERKESİN KOMPLEKSİ VARDIR, SAÇLARIMI HİÇ SEVMEM MESELA

Kompleksli birine benzemiyorsunuz. Doğru mu düşünüyorum?

Var canım, olmaz mı! Herkesin kompleksi vardır. Saçlarımı hiç sevmem mesela. Çok özgüvenli ve sağlam bir duruşum olsa da benim de kırılgan yanlarım var.

Bir daha dünyaya gelseydiniz, yine Demet Akbağ olmak ister miydiniz?

Demet Akbağ olur muydum, bilmiyorum ama mutlaka oyuncu olmak isterdim. Sevdiği işi yapabilen mutlu azınlıktanım. Hayalini kurduğum bir meslekten aynı zamanda para kazanıyor olmak harika bir şey. Yine böyle bir şey yapmak isterdim.

Tiyatrodan çok para kazanabildiniz mi?

Dizilerden alınan parayla tiyatrodan alınan para kıyaslanamaz. Oyunculuğu becerebilene pek çok seçenek var. Doğru zamanda doğru projede yer almak biraz da şans işi. Güzel rastlantılar da olması lazım. Tabii o rastlantıları yaratan da yine kişinin kendisi.

EN GÜZELİ EN UCUZA ALMAK EN SEVDİĞİM ŞEYDİR

İnsanlara karşı hiç duvarınız yok gibi…

Zaman zaman oluyor. Benimle ilk defa rastlaşmış bir insanın hayallerindeki Demet’i yıkmak istemiyorum ama son birkaç yıldır daha kapalı yaşıyorum. Öyle sokağa koruma ordusuyla çıkmam. Pazara da giderim, vapura da binerim. Tek başına sokağa çıkamamak halkın içinde olamamak var ya; işte onu ben çok büyük bir yalnızlık olarak görüyorum.

Sizi pazarda domates alırken düşünemiyorum.

Bal gibi de alırım vallahi. Şöhretli biri için gidilecek en güzel yer pazardır. Çünkü kimse kimseye bakmaz, herkes tezgahlara bakar. Çeşme’de beni pazarda görmeye çok alışıklar. Bir gün gözlüğüm ve şapkamla sessiz sakin alışverişimi yapıyorum. “İki kilo ver şundan” dedim pazarcıya; sesimden tanıdı ve hemen, “Demet Abla da buradan alıyor, gel abla gel” demeye başladı. Dedim, “Ya bi’ dur! Ne güzel sakin sakin alışveriş yapıyordum.”

“Pazardan giyinmem” gibi takıntılarınız yok mu?

Hiç öyle dertlerim yok. En güzeli en ucuza almak en sevdiğim şeydir. Ucuz ve zevkli kıyafeti bulmak bir zeka gerektirir. Marka takıntım yok. Kendime göre bir giyim tarzım var. Şu an üzerimde gördüğünüz hiçbir şey marka değil.

BAZILARI TELEFONUN BAŞINDA ÜNLÜLERE LAF ETMEK İÇİN NÖBET TUTUYOR

Mizah zor iş! Kendinize otosansür uyguladığınız oluyor mu?

Temkinli davranmak lazım. Bazıları telefonun başında ünlülere laf etmek için nöbet tutuyor ama sokakta görse bağrına basacak. Başkalarıyla uğraşmayı bırakın. Kendinizi geliştirin. Bardak fotoğrafı koyuyorsun, “Hayat sana güzel” diyorlar. Sevgiye ve hoşgörüye ihtiyacımız olan günlerden geçiyoruz.

İNSANLAR AÇLIK SINIRINDA YAŞARKEN ‘İYİYİM’ DEMEKTEN SUÇLULUK DUYUYORUM

Türkiye gündemi sizi yoruyor mu?

Yormaz mı? İnsanlar açlık sınırında yaşarken “İyiyim” demekten suçluluk duyuyorum. Elimizden bir şey gelmiyor. Çocuklarımız iyi hayatlar yaşasın diye dua ediyorum.

SIRADAKİ HABER