Pazar Postası “Gay futbolcular var, ama ayrı muamele yapmam!”

“Gay futbolcular var, ama ayrı muamele yapmam!”

“Gay futbolcular var, ama ayrı muamele yapmam!”

60'lı yaşlarını süren Yılmaz Vural yaklaşık 40 yıldır futbolun içinde. Onlarca futbol takımını lig düşmekteyken kurtaran teknik adam, Üç Büyükler ve Milli Takım'dan sonra gözünü İngiltere Premier Ligi'ne dikmiş

En katlanamadığın şey ne?

Adaletsizlik! Oyuncularıma adaletli davrandım. Bana da öyle olunmasını isterim.

Röportaj: Canan DANYILDIZ

Futbolcularına yasak getiriyor musun?

‘Maçtan önce seks yok’ mesela! Bunların yazılı bir kuralı yok. Sadece anlatır uyarırsın. Futbolcunun seks yapıp yapmadığını ben anlamam. Ama bizim iş vücuduna iyi bakman gereken bir meslek. Bir önceki geceden ne yaptığını, performansına bakarak anlarım. Seks yaparken, bir sürü hücre kaybeder insan, eee; koşarken futbolda da ihtiyacın olacak hücreye. Aşırı ve zamansız seks yaparsan vücuduna iyi bakmıyorsun demektir.

‘Gay futbolcular’ var değil mi? Ayrı muamele mi edersin?

Var tabii. Çünkü kız yurtlarında lezbiyenlik, erkek yurtlarında da gay’lik hep vardır. Vücudunu yakın olduklarınla tanırsın. Gözümle bir şey yaparken gördüğüm yok; ama tavırlarında hissederim. Gay’liğin kabiliyeti etkilediğini düşünmüyorum. Onun özel hayatı. Ama hatırla bir hakem arkadaşımız çıktı ben ‘gay’im dedi, meslekten atıldı. Bir futbolcunun bunu açıklaması imkansız.

Doğru bir hareket mi men etmek?

Toplumun kendine göre kuralları var. Ve, belki aynı cinsten devam etse cinsellik, devamlılık, üremek olmayacak. Belki dini kitaplarda da bunun için yasaktır. Mantıklı bir sebebi olabilir.

“İnsanım şike teklifini kabul etmemek zor”

Teknik adam olmak zor zanaattır hocam...

Bu işin teorik, pratik ve insan boyutu var, zor iş. Oyunculara yaklaşımın, onu iş yapar hale getirmen ve iç dünyasını anlaman tamamen bir uzmanlık istiyor. Futbolcuyu ayağının ucundan başına kadar yetiştirmelisin.

Tiyatroyu seviyorsun o ayrı; ama bir de teatral yanı ver değil mi işinin?

Yıllar önce eğitimim sırasında Bonn’da 6 günlük bir retorik okuluna götürdüler. Orada konuşma sanatı, vücut dili, jest-mimikleri kullanmayı ve insanları etkilemeyi-ikna etmeyi öğrendik. Ünlü iş adamlarından tut da siyaset insanlarına ve prenslere kadar herkes vardı.

Delirdiğin şey de aldığın eğitime kimsenin aldırış etmemesi galiba?

Futboldan gelen adam, orada öğrendikleri ve o görgüsüyle doğaçlama bir şeyler yapılıyor burada, ama ne kadar yeterli? Tartışılır. Kendi spontan yaptığı şeylerle idare ediyor adam. O yüzden Türkiye’de antrenör yetiştiren kurum yetersiz.

Sadece teori bilmek yeter mi?

Hayır, futbolcunun yere düştüğünde ne hissettiğini, bacağı incindiğinde ne kadar acıdığını da bileceksin. Ama buna bir de teori bilgini ekleyeceksin. O yüzden futbolu bırakıp antrenörlüğe soyunan arkadaşlar kendilerini yeterli sanmasınlar, çünkü değiller. Yoksa sıradan kalıyorsun işte böyle. İyi yorumcu olabilirsin ama iyi yönetemezsin!

Futbol sence ne?

Futbol bir karakter oyunu aslında, top ayağının ucuna geldiğinde karakterin ortaya çıkar. İnsan karakterlerinin yarışı bu, belki de bu kadar ilgi görmesinin sebebi bu. Yalnızca 22 adamın bir topun arkasından koşması değil!

Ya oyun için bir araya gelen seyirciler? Stadyuma başka bir şey için yüzbinlerce insanı getirebilir misin?

Ve bu kadar getirdiğin insanı; sağcısı solcusu, muhafazakarı moderni; Müslümanı Hıristiyanı; holding sahibi-işçisini bir arada tutabilir misin? Bütün insanların başka bir durumda eşitlendiğini, aynı coşku, şiddet ve sevgiyle bir araya geldiğini gördün mü? Futbol böyle bir şey ve dünyada bunun benzeri bir sosyal olay yok.

Bu kadar bilgilisin hocam madem, niye istediğin yerde değilsin?

İstediğim yerde değilim demeyeyim de; bu bilgimle görgümle istediğimi bulamadım. Buradakilerin bir sportif bakışı yok; bir şeyler üretenle ilgili değiller. O zaman Türkiye’de bu işi yapanları sorgulamak gerek. Dolu dolu bir insanı neden tercih etmezler? Bak onca antrenör var. Neden benimle röportaj yapıyorsun?

Çok etraftasın da ondan!

Tabii popülerliğim ve medyatikliğim de var. Bu da benim başıma bela; engel... Bir bakıyorsun yemek, bir bakıyorsun siyasi ya da bir bakıyorsun spor yorum programındayım. O kadar farklı alanlara konulabiliyorum ki! Demek ki beni dinleyenleri tatmin ediyorum. Bu da futbolu yönetenlere sıkıntı veriyor. ‘Bu kim ya, hepimizden üstün’ diyorlar.

“Temiz kalmaya çalışıyorum”

Azerbaycan Milli Takımı işine ne oldu?

Sadece Azerbaycan değil, İngiltere’de de konuşuldum, düşünüldüm. Bunlar kolay değil. Daily Mail’de röportajım bile yayınlandı. Bu işler çok konuşulunca benim aleyhime döndü. Burada ise ‘Yılmaz Vural’ın bombası patladı’ diye haber yapıldı. O bomba senin başında patlasın!

Şike iddialarına ne diyorsun?

Ben biraz haksızlık olduğunu düşünüyorum. Ama çözülecek.

Senin döneminde de var, hiç karıştın mı?

Hiç karışmadım. Hep vardır şike yeni bir şey değil. Para var ortada.

Sana şike için para teklif etseler? Yapar mısın?

Bilmiyorum, insanız sonuçta, dayanamayabilir insan. Ben temiz kalmak adına her şeyi yapıyorum. Kimse de ben yaptım demez! Hırsızsan, bu dünyada ödeneceğini biliyorum ama.

“Sınıf atlamak için antrenör oldum”

Başka bir sebebi var mı antrenör olmanın?

Sınıf atlamam gerekiyordu. Bu nasıl olacaktı? Babam bir fabrikada işçiydi. İmkan arzusundan çok kabuğumu kırmak için istedim sınıf atlamayı. İşçi sınıfı insanları saygın değil mi? Evet, hem de çok. Ama buradan nasıl çıkılır? Okuyarak, çalışarak ve farklı bir meslekte ekonomik anlamda kazanarak olur bu da. Ben hem üniversitede okudum hem de çalıştım ve paramı kazandım. Benden 08.30-17.00 memur olmazdı; ancak tiyatrocu, futbolcu, gemilerde kaptan olurdu.

Maç sırasında yuvarlanmana ve çimleri koparmana bakılırsa, tiyatroculuğuna diyecek yok!

(Gülüyor) Eğitimini aldık. Önemli bir şey insanlara duygunu geçirmek, seni dinlemeleri. Yeri geliyor metrelerce uzağa gırtlağın patlayana kadar bağırıyorsun.

Para hırsın mı var senin acaba?

Yok yok öyle şeylerim. Ben üzerime bir şey bile almam, hep eşim beğenir alır. Kendime daha bir çorap almışlığım yok.

“Almanya’da açıklayamayacağım işler yaptım!”

Köln Spor Akademisi’nde okumak zor oldu mu?

Oo, Almanca hiç mantığı olmayan bir dil; öğrenmesi çok zor. 6 senede hem spor akademisini hem de antrenörlük kursunu bitirdim. Arada da geçinmek için çalıştım.

Ne gibi işler?

Anlatılacak, anlatılmayacak her türlü iş yaptım. Karıştırma orasını... (Gülüyor) Hedefim vardı, oraya varmak için her işi yaptım.

Anlatılamaz işler ne yahu! Aklıma neler geliyor!

Anlatılamaz işte yahu! Allah’la benim aramda; o kadar yani!

Futbolda ‘kendi başıma oldum’ der misin?

Çok çalışınca neyi anladım biliyor musun? Sen ne yaparsan yap; insanlar seni bir yere getiriyor. Demek ki etrafında seni bir yere getirecek insanlar olmalı. Ergun Gürsoy, beni 86’da Almanya’dan alıp getiren insandır. Sonra bana kimse yardım etmedi. Kendim yaptım her şeyi. İlişkilerini dostluk seviyesinde tutarsan, insanlar sana karşılıksız bir şey yapar. Ben bunu çocuklarıma da öğretiyorum.

“Fatih Terim’in Fatih olmasına ben vesile oldum”

Fatih Terim’i nasıl buluyorsun? Showman?

Fatih’i seviyorum, başarılı da buluyorum. Eski ve birbirimizi çok aradığımız arkadaşım. Fatih, şartları çok iyi bilen ve ona göre davranan biri. Bizde bir laf var ya ‘Deveye diken sevene...’ diye... Burada insan gibi davranıp insan gibi karşılık alamıyorsun maalesef.

Fatih Terim de böyle mi davranıyor?

E görüyorsun işte! Medyaya en çok o bağırır ses çıkarır vs. ama en çok medya desteği onundur. En çok o sevilir. Benim popülerliğim olabilir ama başarı anlamında ona yetişmek mümkün mü?

Bu sayede iyi takımlara mı düşüyor dersin?

Tabii... Galatasaray gibi güçlü bir takımın başında, sonra Milli Takım var. Zaten bu takımlarla kim çalışsa 3’te 1 başarı şansı garanti. Ayrıca Piontek’in yardımcı hakemliğini ben kabul etseydim, bugün Fatih olmayacaktı. İyi ki de önünü açmışım, Türkiye sayemde onu kazandı, kendini gösterdi!

Karşılaştırılmaya kızıyor musun?

Yoo, kızmıyorum; Fatih hem iyi hem de başarılı bir antrenördür. Türkiye şartlarında iyi bir yere gelmiş bir insan. Vücut dilini iyi kullanan, içindekini dışarıya yansıtan biri. Onunla karşılaştırılmak için aynı takımların bana da verilmiş olması gerekiyor.

“İşler kötü gidince beni ararlar hep!”

Bu kadar harikasın da madem; neden 25 kadar takım değiştirmek!

İlk başta bu takımlara ilişkileri iyi olan isimler getiriliyor. Sonra kulüplerin 40 milyona yakın para kaybettiği aşamada bana geliyorlar. İstemedikleri halde... Çünkü ben öyle bir sözleşme yapıyorum ki; zannediyorlar kulübü istiyorum! Halbuki yetkileri istiyorum.

Bitik takımların kariyerini zedeleyeceğini düşünmedin mi?

Benle ilgisi yok ki bunun. Devamsızlık, Türk futbolunun sorunu. Anlık, spontan başarılar bekleniyor. Uzun süreli gelsin, bizi hedefe götürsün diye almıyor adam seni.

Uzun soluklu olsa başarını kanıtlayacaksın 6 ayda kendini göstermen mümkün değil ki!

Futbolcuları nasıl disipline edeceksin? Nasıl ilişki kurup onları başarıya konsantre edeceksin, çalıştıracaksın? Bu, futbolu yöneten arkadaşların sportif olmayan bakış açısından kaynaklanıyor. Ne kadar ekmek, o kadar köfte!

Hiç mi teknik adam olarak taktik hatan olmadı ya?

Yok ya! Benim teknik hatam nasıl olur! İnsani hatalarım olabilir yalnızca. Heyecanlarım, ani çıkışlarım filan. Onlar da büyük hatalar değildir, insanım ben. İşime kimseyi karıştırmam, eğer beni işin başına getirdiysen... Belki bir hatam da budur. Sen beni patron olarak alıyorsan, bırak da patronluğumu yapayım. Bizde işler öyle değil, yöneticiler sıkışınca soyunma odasına gelir! Sen ne karışıyorsun yönetici olarak, sana ne! Bizde profesyonellik diye bir şey yok!

“Antrenör olmasaydım olurdum!”

Engelleyen var mı işini?

Yani tam bilemiyorum ama varsayım olabilir tabii.

Senin gibi dolu bir adamı neden kullanmasınlar ki?

Ben şöyle düşünüyorum, bu camiada çok temiz kaldım, hiçbir pisliğe ve dedikoduya karışmadım. İmkanları kısıtlı takımlarla Yılmaz Vural oldum; hiçbir zaman büyük takımlarla çalışmak nasip olmadı. Bursaspor’a gittiğimde 1 TL’si yoktu mesela. İnsanın ismi karakterine sirayet edermiş; hakikaten hiçbir zorluktan yılmıyorum.

Hiç pişman oldun mu seçtiğin meslekten?

Ben çok işkoliğim, aile filan hep ikinci planda kaldı. Çocuklarım 28, 25 ve 3 yaşında. Ailen şikayetçi olmaz mı? Onlarla fazla ilgilenemedim. Benim çocuklarım elimdeki futbolcular oldu hep. Hiç pişman değilim; çok seviyorum işimi. Ha, antrenör olmasaydım; belki tiyatrocu olurdum.

Başını yastığa koyduğunda vicdanen rahatsız olduğun şey var mı?

Yatağa yattığımda kendimi değerlendiriyorum tabii. Çok iyi niyetliyim bir kere. Ve futbol hayat anlamında çok şey öğretti bana. 18 yaşımda ailem bana evden dışarı çıkma imkanı verdi; tesadüfler çok önemlidir bak. Ama evde değil dışarıdadırlar onlar. Sokak çocuğuyum ben, tesadüfleri sokakta aradım hep. 40 sene olmuş meslekte, yok valla; işimi çok severek yapıyorum.

“Futbol, erkeklerin testesteron savaşıdır!”

Üç büyükler ve Milli Takım da aynı bakış açısına sahip!

Aziz Bey, Ünal Bey çok egolu yöneticiler. Oranın sahibi gibi davranıyorlar. Böyle bir şey olamaz. Hiç kimse hiçbir yerin sahibi değil ki! Orada ego yönetmek zorunda kalırım. Sonra, antrenör olarak benim de var. Onun için yönetmek zordur. Futbol, erkeklerin testesteron savaşı gibidir aslında.

Her şeye ‘he’ diyen kolay bir adam değilsin ama...

İş anlamında karıştırtmam, evet! Ama çok uyumlu bir adamımdır. Beni bütün başkan adayları tanıyor, birbirimizi tanıyoruz.

E, neden seni istemez üç büyükler?

Bilmem... Ben bir kulübe zarar verecek biri değilim ki, aksine çok üretken, çalışkan, oyuncu ve taraftar kazandıran ve o takıma popülerlik, medyatiklik katacak biriyim. Çok güzel vasıflarım var. Sponsor firma için bile kat kat fazla dönüş sağlayacak biriyim.

Böyle konuştuğunda, tehdit, uyarı alıyor musun?

Yok, hiç umursamam; korkmam öyle şeylerden. Arada, ‘niye öyle dedin, niye böyle konuştun’ diye arayan çıkıyor ama. Ben de gereken yanıtı veriyorum. Allah’a bir can borcum var, o kadar.

SIRADAKİ HABER