Pazar Postası Şükran Ovalı: Annelik kutsal değil, kutsal olan çocuktur

Şükran Ovalı: Annelik kutsal değil, kutsal olan çocuktur

Şükran Ovalı: Annelik kutsal değil, kutsal olan çocuktur

Yeteneği, güzelliği bir yana, iyi kalpli, içten ve ‘gerçek’ bir insan hissi uyandırıyor.  Belli ki sadece kamera önünde rol yapanlardan… Şükran Ovalı’yı şu sıra Kanal D’nin reytingleri alt üst eden dizisi ‘Yargı’da, Savcı Derya olarak izliyoruz. Ama onu yakalamışken anneliğe dair fikirlerini ve eşi Caner Erkin’i de konuştuk elbette. Buyurunuz… Oya ÇINAR / oya.cinar@posta.com.tr

‘Yargı’da, savcı rolündesiniz. Savcı Derya olarak sizi gördüğüm an “Ooo! Sürpriz gibi sürpriz!” dedim. Özlemiş miydiniz setleri?

Özledim tabii! ‘Yargı’ yine bir Ali Bilgin seti… Koşarak gittim diyebilirim. Ali Hoca hem ekip hem oyuncular için şanstır.  

Derya karakteri deyim yerindeyse biraz ‘sert kaya’ ve gizemli. Hikayesi çözülmeye başladı ama yine de ‘kapalı kutu’ bir yanı var. Karakter olarak sizi etkileyen yanları neler?

Evet, sert kaya. (Gülüyor) Aslında yarası açık, o yüzden güvensiz. Erkek egemen bir ülkede kendini tek başına var etmiş. Onu hafife alan herkese karşı duvarı var ama bence özelinde bambaşka biri. Güçlü bir karakter olması, bir derdinin olması ve tabii Sema Ergenekon’un kalemi etkiledi beni.  

Savcı Pars ile (Mehmet Yılmaz Ak) Derya arasında seyirci gözüyle hissettiğimiz enerji doğru mu? Oradan bir aşk hikayesi çıkacak mı sizce? 

Doğru. (Gülüyor) O çatışmadan bir aşk çıkabilir. İkisi de yalnız, o duvarları kırıp kavuşsunlar isterim ama anlaşılan o ki kolay olmayacak bu. Ben Pars’ı ayrı, Mehmet’i ayrı seviyorum, can partner o.

KALBİM DE, ELİM DE, ÖFKEM DE AÇIKTIR

Pars, kız kardeşine Derya’dan bahsederken şöyle demişti: Hanımefendi çok fevri, birden parlıyor, tahminler ötesi! Bu ifadeler Şükran olarak size uzak mı?

Büyük bir uçurum yok. Mesleğim gereği  duvarlarım onunki kadar keskin değil ama doğru bildiğim konuda fevriyim maalesef. Özellikle sevdiklerime bir haksızlık yapıldığında… Ama kızım Mihran’la beraber önemsediğim şeyler değişti, dönüştü. Eskisi kadar ciddiye almıyorum her şeyi.

Sizi az çok tanıyan biri, sizin bir adım sonranızı öngörebilir mi?

Tahminler ötesi biri değilim, kolay ele veririm kendimi. Hesap kitap bilmem. Beni yakından tanıyanlar bilir; kalbim de, elim de, sevgim de, öfkem de açıktır. Ama insanız ve değişiyoruz, öğreniyoruz… O yüzden çok net konuşmayı da doğru bulmuyorum.

Hayatınızda sizi en iyi tanıdığını düşündüğünüz, kendinizi en rahat açtığınız insan kim?

Arkadaşlarım, seçtiğim kardeşlerim ve tabii ki eşim, yol arkadaşım Caner var. Songül Öden canımdır. O şöyle demişti: “Şüko, biyolojik olmasa da kalpolojik olarak ablanım.” Şanslıyım ki ailem dediğim insanlar tek kişiyle sınırlı değil.

Artık ne yapmam gerektiğinden çok ne yapmamam gerektiğini biliyorum” demişsiniz. Şükran Ovalı neyi “Asla yapmam” der?

İçinde akıl ve vicdan barındırmayan hiçbir şeyde olmam. Korkak, riyakar, kibirli, yalana sarılan insanlardan uzak durmayı tercih ediyorum. Eskiden lafı getirene değil de lafı söyleyene bakardım, şimdi sonucunun seni mutsuz etmesine rağmen getirene de dönüp bakıyorum, “Neden?” diye. Çok şükür yakınımda böyle insanlar yok.

HAYVAN HAKLARI YASASI NEDEN HALA ÇIKMADI?

Dizide bir sahnede “Ben çok cevapsız soruyla baş başa kaldım, o bilinmezlik cehennemini iyi bilirim” diyorsunuz. Gerçek hayatta benzer sıkışmışlıklar yaşıyor musunuz?

Hep yaşıyoruz… Dünyanın gidişatı, pandemi…  Diğer yandan, “Hayvan hakları yasası neden hala çıkmadı?” diye binlerce kez soruyoruz mesela, alın size cevapsız bir soru! “İstanbul Sözleşmesi yaşatır” diyoruz ama her gün ölüyor kadınlar... Çocuklara tecavüz ediyorlar, hayvanlara eziyet ediyorlar ve maalesef izliyoruz… Sesimiz kısılmış gibi sanki! Ne yapsak duyulmuyor.

Tüm bu duygulardan uzaklaşma, nefes alma alanınız neresi?

En büyük motivasyonum kızım, eşim ve çocuklar. Onlara inanıyorum. Sıkıştığımda nefes alıyorum ve soruyorum, “Bu Mihran’dan önemli mi?” diye. “Hayır!” O zaman yola devam. Bu hayatta en çok kızımı sevecek olmak hafifletti beni.

KIZIMDAN ÖNCE ÇİĞDİM, ONUNLA PİŞTİM

Annelik sizde neleri değiştirdi?

Çok şeyi... Bir birey yetiştirirken, birey olduğumu fark ettim onun sayesinde. Daha neler neler öğreniyorum ondan. (Gülüyor) Dilerim ki ömrüne ve hayallerine şahit olayım, ona eşlik edeyim ama asla ona yük olmadan, ağırlık vermeden!

Annelik kutsal değil; annelik kutsal bir görev, kutsal olan çocuk! Onlar bize emanetler, ‘bizim’ değiller. Projemiz hiç değiller. “Büyüyünce bana bakar” diye dünya getirilen çocuklar yüzünden mutsuz bir toplum oluşuyor demişti bir doktor, çok doğru bir tespit… Kızımdan önce çiğdim belki de şimdi piştim, en kısa böyle anlatabilirim.

Kontrolcü müsünüz yoksa daha akışında yaşayanlardan mı?

Vallahi rahat bir hamilelik ve lohusalık yaşadım ama Mihran’ın üzerine titrediğim doğrudur. Kontrolcü değilim fakat çok rahat da değilim.

CANER’LE AŞKIMIZI BİR ÖMRE SIĞDIRMAYI DİLİYORUM

İki sevgili olmakla ‘karı koca’ olmak arasında imza dışındaki en temel fark ne sizce?

Bence fark yok ama boyut değiştirdiği aşikar. Birken iki olmak, üç olmak, her şeyi üç kere düşünmek… Aile olmak kuşkusuz daha derin bir bağ. Aşkın da sevgin de katlanıyor. Benim deneyimim bu tabi… Her ilişkide böyle  olmayabilir. Ama Caner, iyi ki çocuğumun babası… Dilerim bir ömre sığdıralım aşkımızı. Çok seviyorum ailemi. Teşekkür ederim hayata ve kendime, iyilikten ve doğruluktan vazgeçmediğim ve bunu seçtiğim için…

Aşkın sizdeki tanımını merak ediyorum… Uçuş uçuş mu yoksa her koşulda ayakları yere basan bir şey mi?

Değişiyor ama güven ve koşulsuz sevgi sanırım… Aşk tanımlanamaz bir şey, binlerce yıldır kimse çözememiş… Aşk, değiştirmek değil de olduğu haliyle sevmek sanki. Birlikte sessiz de oturabilmek, kısacası gönlün gönle değmesi demek.         

MİHRAN’DAN SONRA ONAYLANMA ARZUM KALMADI

Artık kadınların çoğu genç ve güzel görünme baskısının etkisini yaşadığını söylüyor. Siz böyle hissediyor musunuz yoksa aştınız mı oraları?

Mihran’dan sonra onaylanma arzum kalmadı.  İnsanların düşüncesini değiştirmezsin ama eleştiriyle hakareti karıştıran, çok mutsuz ve vicdanı çürümüş kişiler de var. Onların baskıları artık umurumda değil. Kötüler birleşmiş, iyiler dağınık gözükse de bu dünya iyiler sayesinde dönüyor. Oraları aştım kısacası. 

OTORİTESİNİ HİSSEDECEĞİM BİRİNİ HAYATIMDA İSTEMEM

Hayatınızın bütününde, “Otoritesini hep hissettim, hissediyorum” dediğiniz biri var mı?

Yok, öyle birini istemem de hayatımda. Otorite olan yerde zorunluluk vardır, gerçeklik ve samimiyet yoktur.

Duymaktan en mutlu olduğunuz iltifat ne? 

Çok var ama son zamanlarda “Mihran sana benziyor” dediklerinde istemsiz olarak mutlu oluyorum. Babasına daha çok benzediğini bilmeme rağmen… (Gülüyor)

“Benim için asla söylenemez” diyeceğiniz bir şey?

“Şükran, çok soğuk ve snop” denemez herhalde…

Fotoğraflar: Gizem ERASLAN

SIRADAKİ HABER