Pazar Postası'Televizyon içinde olmak istediğim bir sektör değil'

'Televizyon içinde olmak istediğim bir sektör değil'

'Televizyon içinde olmak istediğim bir sektör değil'

Tiyatro eğitimi almış. Birkaç tiyatro oyununda rol aldıktan sonra, televizyonda yer aldığı ilk dizi, Cihan Ünal ve Hülya Avşar ile birlikte 'Kadın İsterse' olmuş. Sonra da, Yaprak Dökümü. Yine en iyi oyuncularla birlikte...

Başarılı tabii ki. Ama şanslı da. Peki o kendini şanslı görüyor mu? “Şanslıyım demiyorum. Neyi hak edersen onu yaşarsın” diyor. Hiç denememiş olmaktansa dibe vurmayı tercih ediyor. Hayatta kaybetmekten korktuğu tek şey ise aşk.

“Hayatta her şeyi çalışarak elde edebilirim ama aşk, çalışarak başarabileceğim ve yeniden kazanabileceğim bir şey değil” diyor! En çok anlaşılabilmek istiyor. Deniz Çakır bu ayki Elele Dergisi’ne konuştu...

Deniz Çakır nasıl bir kadındır?

Mesela, kendinizi beş kelimeyle bize anlatsanız... Mükemmeliyetçi, pratik, komik, güvenilir, kırılgan! Şu sıralar bu özelliklerim ağır basıyor galiba.

Çok gençleştiniz; hatta yaşınızdan da küçük gösteriyorsunuz! Ferhunde sizi ne kadar olgun gösteriyormuş meğer!

Ekran gerçekten biraz yaş ve kilo ekliyor. Bunun yanında Ferhunde benden daha görmüş, geçirmiş ve olgun bir kadındı, ben de onu canlandırırken doğal olarak o ruha giriyordum sanırım. Ama kötü bir şey değil bu. Ekranda daha genç, daha yaşlı, daha şişman, daha zayıf görünmek hiç rahatsız etmiyor beni.

Oyunculuk konusundaki yeteneğinizi ilk ne zaman fark ettiniz?

Yeteneğimi ben fark etmedim; ben sadece oynarken, bir başka kılığa bürünürken aldığım zevki fark ettim ilkokul yıllarında. Bunun bir yetenek olduğunu çevremdekiler fark etti. İlkokul birinci sınıfta yıl sonu müsameresinde Emel Sayın taklidi yapmıştım; sanırım oyunculukla ilk ilişkim işte o gün başladı.

Sizi oyunculukta nedir bir adım öteye taşıyan?

Mükemmeliyetçilik bende had safhada ama seviyorum. Beni öteye taşıdığını düşünüyorum. Kendinizi izlediğinizde, çok beğendiğiniz an bu maceranın bittiği andır bence. Hep daha iyisi olabileceği duygusuyla izliyorum kendimi.

İffet size neler kattı?

Yaptığı her iş, attığı her adım insana bir şeyler öğretiyor. Ben yaptığım işe iş gibi bakamıyorum. Çok sahipleniyorum. Bunu en çok hissettiğim iş de İffet oldu.

Oyuncunun canlandırdığı karakter diziye ismini veren rol olunca, neler oluyor?

Sorumluluğunuz ve duyarlılığınız artıyor. Dizide sadece kendiniz değil, bütünüyle her şey çok iyi olsun istiyorsunuz. “İşimi yapayım, paramı alayım, gerisi beni ilgilendirmez” diyemiyorum. Yaptığım iş, insana insanla insanı anlatmak. Oynadığım role inanmam gerekiyor ki, inandırabileyim. Başka türlüsü ters geliyor bana. Benim bu işi yapma sebebime, hayattaki duruşuma ters. Bazen fazla ayrıntılandırdığım için yoruluyorum. Çünkü maalesef 120 dakika çekiyoruz haftada ve çabuk tüketilen bir sisteme emanet ediyoruz kendimizi, emeğimizi. Ama olsun sisteme inat, işime daha fazla asılma hırsı veriyor bu bana. Sisteme ve kişilere takılmadan doğru bildiğimi yapmayı öğreniyorum.

‘Kadın İsterse’ ve ‘Yaprak Dökümü’nde canlandırdığınız karakterlerden sonra, kötü kadın rolü üzerinize yapışmadı neyse ki!

Hiç öyle kaygılarım olmadı.

Peki daha önce Müjde Ar’ın canlandırmış olduğu bir karakteri canlandıracak olmaktan dolayı kaygılarınız oldu mu?

Ben yeni bir iş olarak düşündüm İffet’i. Müjde Ar’ın oynadığı İffet olarak değerlendirmedim. Dolayısıyla, hayır kaygılanmadım. Ayrıca bir zamanlar Müjde Ar’ın canlandırdığı bir karaktere hayat vermek gurur verir bana. Güvendim ben bu işe ve özellikle Faruk Teber’e.

Tiyatro sahnesinde ilk gününüzü hatırlıyor musunuz?

Hatırlamaz mıyım? İstanbul Devlet Tiyatrosu. Aziz Nesin Sahnesi. ‘Uyarca’ oyunu. İlk profesyonel oyunum. Bir de çok sevdiğim usta aktörler partnerlerim. Çok heyecanlıydım.

Dizi setindeki ilk gününüz?

Dizi seti hiç bilmediğim bir dünyaydı. Ben o zamanlar her şeyde bir sebep-sonuç ilişkisi arıyordum. İlk işim bir sit-com olup da, “Sadece dizi çekiyoruz o kadar ayrıntılı düşünme” cümlesiyle karşılaşınca, yabancılaştım başlangıçta bu dünyaya.

Bir tiyatrocu eninde sonunda televizyon ekranında görünür mü?

Tabii ki hayır! Televizyon çok yıpratıcı bir sektör. İçinde oynama isteği varsa, dizi, sinema, tiyatro, hepsinde yer almak istiyorsun. Ama büyüyoruz, öğreniyoruz. İçinde olmak isteyip istemediklerimizi daha netleştiriyoruz kafamızda zamanla. Televizyon gelecekte içinde olmak istediğim bir sektör değil. Ruhum başka taraflara kayıyor.

Herkesten farklı olarak ne yaptığınızı düşünüyorsunuz?

Herkesten farklı olarak ben karşımdakini de düşünüyorum. Herkes sadece kendini düşünüyor.

Çok fazla oyuncu, çok fazla dizi var; konservatuarlı bir oyuncu olarak bu gidişatı nasıl görüyorsunuz?

Yani herkes hayalini gerçekleştirsin, herkes mutlu olsun isterim ama maalesef kalabalıklaştıkça niteliksizleşiyor her şey. Bu bizim işimiz için de geçerli. O kadar popüler bir meslek ki oyunculuk. Eskiden İstanbul’da iki konservatuar vardı, her yıl 20 kişi girebilirdi, diğerleri elenirdi. Şimdi bütün özel üniversitelerin tiyatro bölümü var. Her yıl bir yığın insan mezun oluyor, fakat maalesef bu okulların nitelikli eğitim verebildiğini düşünmüyorum. Hocalık vasfı olmayan insanların öğrenci yetiştirdiğini görmek çok üzüyor beni. Televizyon, işleri ve kişileri çok çabuk tüketiyor. Bu sene de bir sürü dizi başladı. Kaçı devam ediyor? Hayaller hayatlar yarım kalıyor. Sağlıklı bulmuyorum bu çoğalmayı.

Hayatınızın dönüm noktası olarak gördüğünüz bir olay var mı?

Herhalde ‘Yaprak Dökümü’dür dönüm noktam.

Şu anda eski bir Türk filminden uyarlama dizide rol alıyorsunuz. Peki, yabancı bir dizinin Türk versiyonu için teklif gelse, oynar mısınız?

Yani bilemiyorum riskli şeyler bunlar. Maalesef hep bir şeylerin versiyonları, hep aynı konular, hep bildik senaryolar. Yazabilme kabiliyetim olmasını gerçekten çok isterdim. Söylenecek çok söz var bu topraklarda, anlatılacak çok öykü var. Niye gerek duyuyoruz ki yabancı dizi versiyonlarına anlamıyorum. İyi yapılırsa evet keyifle izlerim, o da bir renk. Ama şu bir gerçek ki, senaryo yazma konusunda çok büyük sıkıntı var Türkiye’de.

Bu piyasaya girdiğiniz andan itibaren, işiyle, duruşuyla, kariyeriyle sizi en çok kim, neden büyüledi?

Yaşamımın son döneminde beni en çok etkileyen insan Halil Ergün’dür. İnsandır o çünkü. Kırılgandır. Bozulmamıştır. Candır. Dostumdur benim ve hep öyle kalacaktır. Öte yandan bir de bu projeyle sevgimin bir kat daha arttığı Zuhal Olcay var. ‘Kadın İsterse’ zamanı sanırım ilk röportajımdı, bana sordular “Gelecekte kendinizi nerede görmek istersiniz?” diye. Ben de, “Zuhal Olcay denince şu an nasıl hissediyorsam, bir gün ben de öyle bir yere geleyim ve öyle durayım ki, benden genç oyuncular da benim için aynı şeyi söylesinler” demiştim. Şimdi karşılıklı oynama şansı verdi Tanrı bana. Ve hiç yanılmamışım. Zaten aktrisliği için söylenecek hiçbir söz yok ama insanlığıyla da beni büyüledi.

En uçuk hayaliniz nedir?

Anlaşılabilmek.

Kendinizden beklentiniz yüksek midir?

Çok. Yapamayacağım hiçbir şey olmadığını düşünüyorum.

Kimsenin sizi yargılamayacağını bilseniz, hayatınızda neyi farklı yapardınız?

Hiçbir şeyi farklı yapmazdım. Artık insanların beni yargılamasını önemsemiyorum. Hayatıma az insan aldım ve onların fikirleri benim için önemli. Onlar da hep yanımda zaten. Çünkü çoğunluk dediğimiz kalabalık kendi hayatından o kadar uzak ve o kadar dışarıya konsantre ki... Kendi mutsuzluklarından başka hayatlara konsantre olarak kurtulmaya çalışıyorlar.

Kendinizle çatışmalar yaşar mısınız?

Çooook. Hep kavga halindeyim kendimle. Hep bir kararsızlık. Eskiden çok mantıklı bir kadındım. Şimdi duygularım ön planda. Çok değiştiğimi fark ediyorum.

Hangisi sizce daha kötü; dibe vurmak mı, hiç denememiş olmak mı?

Tabii ki hiç denememiş olmak çok kötü. Dibe vurmak iyidir. O dipte kendinle hesaplaşırsın. Canın acır ama öğrenirsin.

İnsan ömrü ortalama 40 yıl olsaydı, hayatınızı nasıl farklı yaşıyor olurdunuz?

Sanırım çok bir şey değişmezdi. Yarının garantisi yok ki! Ben çok iyi biliyorum hayatın kıymetini.

Şanslı mısınızdır?

Ben şans demiyorum adına. Neyi hak edersen onu yaşarsın. İnsanın kendini bilmesi kendi adına en büyük şans.

Modayla aranız nasıl?

Severim modayla ilgili vakit geçirmeyi. Kafa dağıtmak için alışveriş yapmayı ve renklerin dünyasını. Her yerden alışveriş yapabiliyorum

Yoğun set ortamında kendinize vakit ayırabiliyor musunuz?

Hayatımda hiç bu kadar yoğun çalışmamıştım. Bazen yabancılaşıyorum hayata. Set dışında bir de tiyatro var ve aslında iş dışında kendime pek zaman ayırabildiğim söylenemez.

Peki ya aşk? Aşk size ne ifade ediyor? Aşık olunca neler oluyor?

Hayatta her şey olabilirim istersem. Çalışırsam, azmedersem, kafaya koyarsam... Bir tek aşk. Hayatta kaybetmekten korktuğum tek şey. Hayatta her şeyi çalışarak yeniden elde edebilirim. Ama çalışarak başarabileceğim ve yeniden kazanabileceğim bir şey değil aşk. Ve bu yüzden dünyanın en kıymetli duygusu. Ötesi yok.

Çok severseniz, bütün kurallarınızı yıkar mısınız yani? Aşk kural tanır mı?

Tabii günümüzde herkes her şeye aşk diyor. Eğer söz konusu olan gerçek aşksa, en büyük önceliğim olur.

(05.02.2012 tarihli Pazar Postası'ndan alınmıştır.)

SIRADAKİ HABER