Mehmet Aslantuğ: Benim gibi çocukların saçını şairler okşar

Mehmet Aslantuğ: Benim gibi çocukların saçını şairler okşar

Çok beğenilen, özellikle kadınların hayran olduğu bir isim Mehmet Aslantuğ. Oyunculuğu, duruşu, karakteri ve eşi Arzum Onan ile ilişkisi yıllardır örnek gösteriliyor. Haliyle ‘Babalar Günü’nde aklıma gelen ilk isimlerden biri oluyor. Mehmet Aslantuğ ile sohbetimize buyurun. Alev Gürsoy Cimin / alev.gursoy@posta.com.tr

20 Haziran 2021, Pazar 07:01 Son Güncelleme:
YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Çok anlamı olan şeyleri kalıplara ya da belli tarihlere sokmamak lazım elbette; fakat böyle de özel günler icaat edilince bize de kutlamak düşüyor. Öncelikle ‘Babalar Günü’nüz kutlu olsun. Nasılsınız? Hayat nasıl gidiyor?

Salgın, virüs, ekonomik ve psikolojik krizlere rağmen direniyoruz işte hayata... Bireysel olarak nasıl olduğumuzun kıymeti de bir yere kadar. Esas olan müşterek hayatımızın gücü... 2021’in ‘Babalar Günü’ne de ulaştık değil mi?

Ulaştık vallahi. Sizin bu özel günlere bakışınız nedir?

Tüketim ihtiyacının cilveleri olarak düşünüyorum; ama insanlara da iyi geldiğini kabul ediyorum. Bir ritüel oluşuyor ve uygarlık, ritüellerle varlığını anlamlandırıyor. Satma ve satın alma kurgusundan ziyade, teşekkür etme ve sevgi ile sunma üzerinden değer verme halini güçlendiriyorsa ne güzel…

Size katılmamak mümkün değil, o yüzden röportajı almakta zorlandım galiba!

Ben bu türden günlere dair yıllardır söyleşi yapmam. Uzun bir aradan sonra böyle bir gün anısına, sohbeti, evlada geç, ölüme erken davranmış tüm babaların aziz hatırası için yaptığımı söylemek isterim. Evlada geç, ölüme erken davranmış tüm babaların çocuklarının saçlarını şairler okşar. Onlar da öyle güçlenir.

YETİŞTİĞİM KÜLTÜRDE ‘AYIP’ KAVRAMI EPEYCE CİDDİYE ALINIR

GÖBEK ATILMAZ, GERDAN KIRILMAZ, KİMSE YAYILARAK OTURMAZ

Siz, herkesin çok takdir ettiği, saygı duyduğu birisiniz. Bunda büyüdüğünüz ailenin, yetişme şeklinizin de etkisi vardır değil mi?

Nezaketin için teşekkür ederim; ancak ne kadarını taşıyabiliyorum bilemem. Elimden geleni yapmaya gayret gösteriyorum. Babamı, onu iyi tanıyanlarla yıllar sonra bir yetişkin olarak sohbet ettiğimde başkalarından dinlemiş oldum. Nasıl biri olduğunu, yetiştiği ortamı... Bizimkiler Kafkasya kökenlidir. Yetiştiğim kültürde ‘ayıp’ epeyce ciddiye alınır ve liste de kabarıktır. Kafkas halk danslarındaki vücut dilinden ve koreografiden de kolaylıkla yansır zaten.

Nasıl mesela?

Göbek atılmaz, gerdan kırılmaz mesela... Kadın erkek ilişkisini de toplumsal yaşam biçimini de o figürlerden anlamak mümkündür. Saat kaç olursa olsun, kimse kimsenin yanında kaykılarak oturmaz. Bunlar birilerine anlamsız gelebilir tabii ama yolu onlarla kesişenler ne demek istediğimi bilirler.

Ben de çok iyi anladım ve bayıldım!

Teşekkürler. Böyle hassasiyetlere saygı duymayanlar; biraz da kendisi dahil etrafına saygı duymayı bilmeyen veya saygısını yitirmiş olanlardır. Güvenilir görgü kurallarına yaslanmayan, menfaat ve yaranma barındıran ‘o şeyi’ saygı zannettikleri ve kendileri de öyle yaşadıkları için her şeyi ondan ibaret görürler.

Babanız nasıl biriymiş, size neler anlatılıyor?

Rüştiye mezunudur. Dönemin sosyal ve ekonomik şartlarına göre, bir çiftçi olarak toprakla uğraşamayacak kadar hassas, eğitimli, nazik bir adam olduğu anlatılır. Dinlediğim en hüzünlü anı şudur mesela; kadim dostlarıyla yemekten kalkıyorlar, bir tartışma sonrası kamu görevlisiyle tartışmaktan karakolluk oluyorlar ve sabah mahkemeye çıkarılıyorlar...

Sonra?

Hakim arkadaşı, onu böyle bir durumun içinde görmekten olsa gerek, şaşkınlıkla sormuş, “Hayırdır Murat Bey?” Babamın kalp krizi geçirip öldüğü an işte o an! Omuzlarımızdaki beyaz atlı süvarilerin sorumluluğu böyle bir şey işte.

BABAMA DAİR HAFIZAMDA BÜYÜK BİR BOŞLUK VAR…

Kendi babanızı çok küçük yaşta kaybetmişsiniz. Babanızla ilgili hafızanızda kalanlar neler?

Boşluk... Kısa frekans dalgalanmaları halinde, ışığını almakla kaybetmek gibi saniyelik sürelerle bazı fotoğraf kareleri gibi; bir görünüp, bir kaybolan anlar… En küçük evladı olduğumdan ve bana geç kaldığından olsa gerek, hiç atlamadan, her akşam eve üzüm ve leblebi dolu bir külahla gelirmiş. Kalp krizi geçirip vefat ettiğinde cebinden de o külah çıkmış.

Babasızlığı çok derinden hissettiğiniz ya da eksikliğini yaşadığınız oldu mu?

Olmaz mı? Tarife gerek bile yok! Dört yaşındaydım babamı kaybettiğimde.

Çocuklarına düşkün müymüş?

Eve geç geldiğinde, bizi öper, izler, öyle odasına çekilirmiş.

Peki, siz baba olunca kendi babanızı ne kadar anladınız?

Dönem, olağanüstü koşulların dönemi… 1. Dünya Savaşı’na doğmuş bir çocuk. Ailesi ve yakın çevresindeki erkeklerden giden, geri dönmüyor. Mustafa Kemal ve Milli Mücadele’yi başlatacak kahramanların Samsun’a çıkmasına bile birkaç yıl var daha… Bu çocuğun yetimliği ile benimkini kıyaslamak ayıp kaçar.

BU BİR YOLCULUK VARILACAK LİMANI YOK

Oğlunuz Can ile nasıl bir ilişkiniz var?

Bize düşen, zamanın ruhunu fazladan sorgulayıp onu kendi ezberlerimize tutsak etmemek.

Peki Can, nasıl bir evlat?

Vicdanlı, duyarlı, iyi kalpli bir evlat. Anne babasının hassasiyetlerinin farkında. Biz de aslında tüm ana babalar gibi birlikte büyüdük. Herkes, birbirini büyütmeye devam ediyor. Bu bir yolculuk. Sürekli yerleşmek üzere varılacak bir limanı yok.

TÜKETTİĞİMİZ KADAR İYİLEŞTİRMEYİ DE BAŞARACAĞIZ

İnsan baba olunca, hayata ve geleceğe daha kaygılı bakar hale geliyor mu?

Kaygı var tabii ama herkes üzerine düşeni yapacak. Tükettiğimiz kadar iyileştirmeyi de başaracağız. Ağlayarak, sızlayarak olacak bir şey değil. Söz değil, eylem gerek! İyiyi, güzeli, doğruyu arayan ve onun nöbetini tutan eylem kutsaldır!

Oğlunuz size her şeyini anlatır mı?

Anlatamayacağı bir şey yoktur. Belki hemen aktarmaz, bazılarını esirgeyebilir; ama bu, çekindiğinden olmaz. Ben de bu tür bir yoldaşlıktan yanayım zaten.

Baba olduktan sonra hayatınızda en çok ne değişti?

Duygular... Duyguların rengi, formu yenileniyor. Köklü bir değişme değil bu, bir tür yenilenme...

‘SICAK SAATLER’İN DEVAM HİKAYESİ: ‘SON CEMRE’ BİRKAÇ YILDIR ÜZERİNE ÇALIŞTIĞIM BİR PROJE

Eşiniz Arzum Onan ile yıllar sonra aynı projede buluşacaksınız. ‘Sıcak Saatler’in devam hikayesi yolda sanırım...

Evet, adı ‘Son Cemre’, birkaç yıldır üzerinde çalıştığım bir proje. Bir polisiye ama sosyal boyutuyla melodram tatları paralel şekillenen bir öyküsü var. Ülkenin sosyolojik yapısına dair son 25 yılı da çok tanıdık iki karakterle şekilleniyor.

Hikaye, bu kez nasıl ilerleyecek?

Bir aşk öyküsü… Zaman içinde evlenip çocuklarını büyütmüşler ama kendileriyle doğrudan alakalı olmayan acılar üzerinden sınanmışlar. ‘Ayrılık Sevdaya Dahil’ bir kopuş yaşıyorlar.

Sıradaki haber yükleniyor...
holder
SIRADAKİ HABER Yaz geliyor farkında mısın? Peki, yaza hazır mısın?