Mescid-i haram nerede? Mescid-i Haram’ın kaç kapısı var?

Suudi Arabistan yönetimi, ramazan ayının son 10 gününe girerken Mescid-i Haram'ın 74 kapısının daha açıldığını duyurdu. Bu haberin ardından internette Mecsid-i haram nerede? Mescid-i Haram’ın kaç kapısı var? Aramaları yapılıyor. İşte Mescid-i Haram ile ilgili merak edilen tüm soruların cevapları…

26 Mayıs 2019, Pazar 12:49 Son Güncelleme:
A A
Mescid-i haram nerede? Mescid-i Haram’ın kaç kapısı var?

Mescid-i Haram Hizmet İşleri Genel Müdürlüğüne bağlı Mescid-i Haram Kapıları İdaresinden yapılan açıklamada, ramazan ayının son 10 gününe girerken Mescid-i Haram'ın 74 kapısının daha açıldığı kaydedildi. Peki, Mescid-i haram nerede? Mescid-i Haram’ın kaç kapısı var? İşte Mescid-i Haram ile ilgili detaylar…

Suudi Arabistan resmi haber ajansı SPA'da yer alan habere göre, Mescid-i Haram Hizmet İşleri Genel Müdürlüğüne bağlı Mescid-i Haram Kapıları İdaresinden yapılan açıklamada, ramazan ayının son 10 gününe girerken Mescid-i Haram'ın 74 kapısının daha açıldığı kaydedildi.

Bu kapıların açılmasının ardından toplam 170 kapının ziyaretçileri karşılamak üzere hazır olduğu belirtilen açıklamada, mescidin ana kapılarındaki yoğunluğu azaltmak, ziyaretçilerin ve umrecilerin giriş ve çıkışlarını kolaylaştırmak amacıyla böyle bir adım atıldığı bilgisi verildi.

Ramazanda ziyaret için yaklaşık 45 milyon kişi geliyor

Resmi verilere göre, ramazan ayında yaklaşık 45 milyon kişi kutsal toprakları ziyaret ediyor.

MESCİD-İ HARAM: BİLİNEN EN ESKİ MESCİD

Mescid-i Harâm yeryüzünde bilinen en eski mesciddir. Kabe'nin yer aldığı Mescid-i Haram Suudi Arabistan'ın Mekke kentinde bulunuyor.

Kur’an-ı Kerim’de on beş yerde geçen Mescid-i Haram tabiriyle Kabe, Kabe’yi kuşatan ve ibadet için kullanılan alan, Mekke veya Mekke haremi kastedilir.  Ayrıca “el-beyt, el-beytü’l-atîk, el-beytü’l-ma‘mûr, el-beytü’l-harâm, el-harem, el-haremü’l-Mekkî, harem-i şerif, Kâbe ve durâh” tabirleri de Mescid-i Haram’ı ifade eder. Harem-i şerif terkibi Medine’deki Mescid-i Nebevî ve Kudüs’teki Mescid-i Aksâ için de kullanılmaktadır.

İSLÂMİYET’İN TEBLİĞ EDİLDİ YER

Hz. Peygamber İslâmiyet’i tebliğ için zaman zaman Mescid-i Harâm’ı kullanmış, yapılan baskılara rağmen Hacerülesved ile Rüknülyemânî arasında namaz kılmıştır. Hz. Ömer’in İslâmiyet’i kabul etmesinden sonra müslümanların Mescid-i Harâm’da açıkça namaz kılmaya başladıkları bildirilmektedir. Kur’an’da, Mescid-i Harâm’ın ziyaret edilmesini engellemenin ve halkını oradan çıkarmanın Allah katında büyük günah olduğu belirtilir.

RESÛL-İ EKREM MEŞHUR FETİH KONUŞMASINI BURADA YAPTI

Mekke’nin fethi üzerine Resûl-i Ekrem meşhur fetih konuşmasını Mescid-i Harâm’da yapmış ve oraya sığınanların emniyette olacağını bildirmiştir. İslâm öncesi dönemde Kusay b. Kilâb (ö. 480 dolayları) Mekkeliler’i Kâbe merkez olmak üzere Mekke ve çevresine yerleştirmiş, evlerin arasından Kâbe’nin bulunduğu alana geçişi sağlayan kapılar yapılmıştır. Kâbe’yi kuşatan bu alan siyasî ve içtimaî hayatın bütün fonksiyonlarının yerine getirildiği bir merkezdi. Hz. Peygamber’in amcası Abbas Mescid-i Harâm’ın sikāye (hacılara su temini) ve imâre (asayiş ve onarım) görevlerini üstlenmişti. Kureyş kabilesi de toplanma yerleri olan Mescid-i Harâm’a saygı gösteriyordu.

Resûl-i Ekrem ve Hz. Ebû Bekir zamanında Mescid-i Harâm’da herhangi bir değişiklik yapılmamıştır. Hz. Ömer ve Hz. Osman devrindeki genişletmeyle alanı 4482 m2’ye ulaşan Mescid-i Harâm’a ilk revakın bu sırada yapıldığı kaydedilmektedir. Genişletmeler günümüze kadar yapılmıştır.

OSMANLI DEVRİNDE YAPILAN DÜZENLEMELER

Osmanlı devrinde Mescid-i Harâm mimari açıdan kesin şeklini II. Selim ve III. Murad zamanında almıştır. 984 (1576) yılında klasik dönem Osmanlı mimari üslûbuna göre düzenlenen Harem-i şerif’in eski düz ahşap çatısı yerine çok sayıda mahrûtî kubbe inşa edildi. İstanbul ve Mısır’da hazırlanan malzemenin dışında 110.000 dinar harcanan bu çalışmalarda avlunun açık bir alan olması özelliği korunurken ikinci bir iç avluya bir dizi revakla geçen küçük çaplı müzehhep alemli kubbeler kullanıldı. Harem-i şerif’in doğu duvarı başta olmak üzere çeşitli yerleri hüsn-i hat örnekleriyle tezyin edildi. Avlunun ve iç kısma geçilen ilk direklerin üst taraflarına her beş direkte Hz. Peygamber’in ismi gelecek şekilde istifler yapıldı ve kapıları üzerine Mescid-i Harâm ile ilgili âyetler hakkedildi. Kanûnî Sultan Süleyman devrinde başlanan, metâf ile ana kapıların bulunduğu yerlerin mermerle döşenmesi işi III. Murad zamanında (1574-1595) tamamlandı.

1021’de (1612) I. Ahmed Kâbe’nin altın oluğunu yeniledi ve Zemzem Kuyusu’nun giriş kısmına demir bir kafes yaptırdı. IV. Murad, 1039’da (1629-30) büyük bir sel sonucu bazı taşları yerinden oynayan Kâbe’yi kısa zamanda tamir ettirdi. IV. Mehmed mescidin yedi minaresini onarttı, metâfın sahasını genişleterek buraya yontma taş döşetti, Safâ ve Merve arasına kandiller koydurdu. II. Mustafa zamanında (1695-1703) Hacerülesved’in mahfazası, Kâbe tavanını tutan direkleri ve yüzeye inen merdiveni yenilendi. III. Ahmed metâfın döşemelerini değiştirtti, I. Mahmud yeni avizeler ve şamdanlar gönderdi. I. Abdülhamid makām-ı İbrâhim, makām-ı Şâfiî, Umre kapısındaki minare ve Kâbe’de tamirler yaptırdı. Bu sırada metâftan sonra namaz kılınan alanlar yeniden planlandı. Sultan Abdülmecid, Harem içinde kandil asılması için dört tarafa eşit aralıklarla hurma şeklinde direkler diktirdi. Kubbe altlarına, iç ve dış bölümlere sayısı 3000’i aşan kandiller astırdı. Onun döneminde mescidin eskiyen kısımları, Hacerülesved’in gümüş mahfazası ve Kâbe’nin altın oluğu yenilendi, Hicr’i çevreleyen duvar onarıldı. 1916’da Sultan Mehmed Reşad mescidin genel bir tamirinin yapılmasını, selden zarar gören sütunların değiştirilmesini istedi. Ancak I. Dünya Savaşı yüzünden bu imar işi yarım kaldı. Haremeyn’in idaresi Suûd ailesine geçince başlangıçta birtakım tamirler yapıldı ve zemzemin sebilleri birkaç defa yenilendi.

ALİMLERİN BULUŞMA YERİ VE İLİM MERKEZİ

Bilhassa hac mevsimlerinde dünya müslümanları için toplantı ve buluşma yeri ve ilim merkezi olma özelliğini asırlardır koruyan Mescid-i Harâm’da tarihi boyunca günün her saatinde büyük bir hareketlilik yaşanmıştır. Mekke’de birçok medrese bulunmakla birlikte Mescid-i Harâm’ın eğitim ve öğretim hayatında ayrı bir yeri olmuştur. Evliya Çelebi Harem-i şerif’in etrafında, aralarında Kayıtbay Medresesi gibi Mescid-i Harâm’a bakan ve hac mevsimlerinde ribât olarak kullanılan kırk adet medrese bulunduğunu kaydeder. Tarih boyunca Harem-i şerif’in harimiyle avlu ve revaklarında çeşitli ders halkaları kurulmuş, hac mevsimlerinde İslâm dünyasının her tarafından gelen âlimler bu derslere katılmaya özen göstermiştir. Hac mevsimlerinde İslâm dünyasının çeşitli yerlerinden gelen âlimlere Mescid-i Harâm’da fetva sorulması bir gelenekti.

MESCİD-İ HARÂM’DA SİLÂHLI ÇATIŞMAYA GİRİŞMEYİ YASAKLAYAN ÂYET

Bir saldırıya uğramadıkça Mescid-i Harâm’da silâhlı çatışmaya girişmeyi yasaklayan âyete dayanarak (el-Bakara 2/191) Harem-i şerif’in siyasî amaçlar için kullanılması uygun bulunmamıştır. Ancak bunun dikkate alınmadığı, Mescid-i Harâm’ın dinî ve ilmî fonksiyonunun yanında siyasî hayatta da önemli rol oynadığı, siyasî mücadele ve çatışmalara sahne kılındığı görülmüştür. Hâris b. Ebû Hâle’nin Mescid-i Harâm’da öldürülen ilk müslüman olduğu bildirilir (İbn Hacer, I, 696). Muâviye b. Ebû Süfyân’ın, oğlu Yezîd için veliahtlık biatını burada aldığı (İbn Abdürabbih, V, 121), halifeliğini ilân eden Abdullah b. Zübeyr’in Harem-i şerif’i kendisine karargâh edindiği, Abdullah b. Zübeyr tarafından tutuklanan Muhammed b. Hanefiyye’nin, kendisini hapisten kurtaran Haşebiyye birliğini Mescid-i Harâm dahilinde savaşmamaları yönünde uyardığı bilinmektedir. 317’de (930) Karmatîler Mescid-i Harâm’da büyük bir yağma ve katliam gerçekleştirmiştir.

ANADOLU, MISIR VE SURİYE’DE VAKIFLAR KURULDU

Abbâsîler döneminde Mescid-i Harâm’ın bakım ve onarımıyla burada yürütülen dinî hizmetlerin, eğitim ve öğretim faaliyetlerinin masrafları Bağdat’ta kurulan Dîvânü’n-nafakāt’tan karşılanmıştır. Ayrıca Hârûnürreşîd’den itibaren Mescid-i Harâm’a yapılacak her türlü masraf için Mısır, Suriye ve Anadolu gibi bölgelerde vakıflar tahsis edilmiş, zamanla ortadan kalkan bazı vakıfların yerine yenileri kurulmuştur.

MÜEZZİNLİĞİ YÜZYILLARDIR AYNI AİLEDE

Hz. Peygamber’in Mescid-i Harâm’a müezzin tayin ettiği Ebû Mahzûre’den sonra oğlu ve torunları bu görevi yüzyıllarca sürdürmüştür. Kıraat ilminde büyük otorite olan Bezzî Mescid-i Harâm’da kırk yıl müezzinlik yapmıştı. Muâviye’den itibaren Mescid-i Harâm için özel görevliler tayin edilip tahsisat ayrılmaya başlanmıştır.

Resûl-i Ekrem zamanından Osmanlılar’a kadar Mescid-i Harâm’ın idaresi Mekke veya Haremeyn valileri yahut onların görevlendirdiği Mekke kadısı veya muhtesipleri tarafından üstlenilmiş, Mekke Osmanlı idaresine geçince Harem-i şerif’in işlerine vali adına onun tayin ettiği nâibülharem bakmaya başlamıştır. Osmanlı padişahlarının Mekke’deki temsilcisi olan şeyhülharem de Mescid-i Harâm’ın yönetimine katılırdı. Tanzimat’tan sonra yapılan düzenlemelerle birlikte Mescid-i Harâm’ın işleri Mekke emîriyle iş birliği halinde bulunan Mekke müftüsü, şeyhülharem ve Harem-i şerif müdürü eliyle yürütülmüştür.

MESCİD-İ HARÂM’IN MÂNEVÎ DEĞERİ VE FAZİLETİ

Mescid-i Harâm’ın mânevî değeri ve fazileti hakkında çeşitli rivayetler nakledilmiştir. Hz. Peygamber, yeryüzünde ilk mescidin ve ziyaret edilmeye değer en önemli üç mescidden birinin Mescid-i Harâm olduğunu (diğerleri Mescid-i Nebevî ve Mescid-i Aksâ), bundan dolayı burada yapılan ibadetin diğer mescidlerde yapılandan daha faziletli sayıldığını bildirmiştir.

Mescidlerin en faziletlisi Hanefî, Şâfiî ve Hanbelî mezheplerine göre Mescid-i Harâm’dır; Mâlikîler’e göre ise Mescid-i Harâm Mescid-i Nebevî’den sonra gelir. Müşriklerin Mescid-i Harâm’a yaklaşmasını meneden âyetin (et-Tevbe 9/28) kapsamı konusunda fıkıh âlimleri farklı görüşler ileri sürer. Hanefîler bu yasağın müşrik Araplar’la sınırlı olduğunu savunurken Mâlikîler, Hanbelîler ve Şâfiîler âyetteki yasağın bütün gayri müslimleri kapsadığını belirtmişlerdir. Ayrıca Kâbe hakkında da özel fıkhî hükümler vardır.

Sıradaki haber yükleniyor...