Mine Çağlıyan: 90'larda herkes çok özgündü. Şimdi herkes birbirinin kopyası

Mine Çağlıyan: 90'larda herkes çok özgündü. Şimdi herkes birbirinin kopyası

Türkiye onu 90’ların başında ‘Ajlan ve Mine’ ikilisinin Mine’si olarak tanıdı. 1993’te ikili olarak ‘Aşkolsun’ albümünü yaptılar. Sahnelerini hiç ayırmasalar da albüm yolculuklarına tek başlarına devam ettiler. 1999’da Ajlan Büyükburç’un geçirdiği bir trafik kazası sonucu hayatını kaybetmesine kadar. Uzun zamandır Bodrum’da yaşayan Mine, ‘Gecenin Sesleri’ albümüyle döndü. Yeni albümüne, kişisel müzik yolculuğuna ve Ajlan ile dostluğuna dair konuştuk. Oya Çınar / oya.cinar@posta.com.tr

15 Mart 2020, Pazar 07:00 Son Güncelleme:
YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

En son 2008’de ‘Benim Günüm’ çalışmanızla dinlemiştik sizi. Aradan 12 yıl geçmiş, neden bu kadar ara verdiniz?

Aslında sahnem hep devam etti. Yazmaya, beste yapmaya devam ettim. Ama albüm yapmadığım için öyle bir algı oluştu. Geçen bu süreçte albüm yapmak içimden gelmedi açıkçası. Biraz kendi dünyama çekilmek istedim. Zaten 2012’de Bodrum’a yerleştim.

Herkes birer birer İstanbul’dan kaçıyor. Sizin nedenleriniz nelerdi?

Valla şehir bir anda üzerime geldi. 2009-2010 seneleri benim için baya depresif zamanlardı. Etiler’de bahçeli küçük bir evim vardı. Ben diyordum ki “Herhalde ben ölene kadar bu evden çıkmam.” O süreçte ev bile üstüme gelmeye başlamıştı.

Bodrum’da nasıl bir hayat kurdunuz kendinize?

Ben İstanbul’dayken Jehan Barbur ile kabare tarzı bir sahnemiz vardı. Orada onu iki Ukraynalı müzisyenle yaptım. Uzun süre o devam etti. Bir de ben yeniliği, bir şeyi bitirip yeni bir şeye başlamayı seviyorum. Öbür türlü yaptığınız işin memuru gibi oluyorsunuz.

Ve şimdi ‘Gecenin Sesleri’ albümünü müzikseverlerle buluşturdunuz. Nasıl çıktı bu albüm ortaya?

Bunlar aslında yeni değil, demin bahsettiğim kötü dönemimde yazdığım şarkılar. Önce İngilizce versiyonlarını, sonra Türkçe hallerini yazdım. Stüdyoya bile girmeden, her şeyi evde hallettik. Cem Sayar müzik direktörlüğünü yaptı ve bu albüm ortaya çıktı.

BU ŞARKILAR KARANLIK BİR DÖNEMİMDE ÇIKTI

‘Sabah Olmuyor’ ve ‘Uyan’ duygusu çok ağır şarkılar. Özel bir hikayeleri var mı?

Karanlık bir dönemime ait oldukları için öyle bir his geçiyor olabilir. Aslında ‘Uyan’ daha umutlu bir şarkı. Zaten ilginçtir ki bu şarkıları yaptıktan sonra o duygudan çıktım. Şarkılar beni rehabilite etti bir çeşit.

Uzak kaldığınız süre içinde müzik dünyasına dair gördükleriniz ve size hissettirdikleri nelerdi?

Eskiden büyük plak şirketleri ve onlara bağlı sanatçılar vardı, şimdi kimse kimseye bağlı olmadan kendi albümünü yapabiliyor. Yeni nesil bu anlamda bizden daha şanslı ve öz güvenli. Ama müzik anlamında aynı şeyi söyleyemeceğim.

BEYONCE’NİN, MADONNA’NIN BUGÜN YAPTIĞI ŞARKILARI DA BEĞENMİYORUM

Bu dönemin müziklerini beğenmiyor musunuz?

Çok iyi müzisyenler var takip ettiğim ama popüler kültürde ön planda olan insanların yaptıklarını beğenmiyorum. Sadece bizde de değil. Beyonce’nin, Madonna’nın bugün yapığı şarkıları da beğenmiyorum.

Bu neyle ilgili sizce?

Biraz dünyanın gittiği yerle alakalı. Bu isimlerin eski şarkılarına aşıktım. Şimdi müzikler, melodiler beni mutlu etmiyor. Açıp dinlemek içimden gelmiyor.

Son dönemde bir plak şirketine bağlı kalmadan kendi üretimini yapan isimlere bizde en iyi örnek Zeynep Bastık mesela...

Valla hakkında çok fikrim yok. Denk gelmedim hiç. Dinlemeden bir şey diyemem.

90’ları ve bugünü nasıl karşılaştırırsınız?

90’lar hepimizin çok mutlu olduğu bir dönemdi. Yapılan sinema filmleri, çekilen diziler bile bambaşkaydı. Dünyada kadınların ön plana çıktığı, özgürlüklerin yerinde olduğu, en açık fikirli işlerin yapıldığı dönemdi.

Sonra geriye mi gidildi?

Dünya muhafazakarlaşmaya başladı. Bir, geriye gitme ve sansür başladı. O süreçte büyük bir özgünlük vardı. Bakın İzel’e, Özlem Tekin’e, Kenan Doğulu’ya… Hangisi birbirine benziyor? Herkesin bir tarzı vardı. Herkes birbirinin kopyası oldu. Artık Beyonce’yi dinlemek bile beni rahatsız ediyor.

İNSANIN EN YAKIN DOSTUNU KAYBETMESİ ANLATILIR GİBİ DEĞİL

Ajlan ile nasıl tanışmıştınız? Birlikte albüm yapma, ikili olma fikri nasıl doğmuştu?

Tam yılını hatırlamıyorum ama 90’ların başında, geçen yüzyıl diyeyim işte (Gülüyor) tanıştık. Birileri ona gidip “Bir kız var, sana çok benziyor” diyormuş, aynı şekilde bana da gelip “Ajlan diye bir kız var, sana çok benziyor” diyorlardı. O zaman Etiler’de Ece Bar vardı, orada dönüşümlü olarak çalışıyorduk. Derken tanıştık.

Sonra?

Tanıştıktan sonra bir altı ay içinde her şey kendiliğinden gelişti. Bir anda albüm yaparken bulduk kendimizi.

Ama birlikte tek albüm yaptınız. Sonra bir kırgınlık mı oldu?

Hayır, sadece ikimizin kafası da farklı yerlere gitmeye başladı. O caz albümü yapmak istiyordu benim aklım elektronik müzikteydi. Ama ikimiz de asıl istediğimiz şeyleri yapmaya hemen başlayamadığımızdan birer solo albüm daha yaptık.

Ve 99’da Ajlan’ı trafik kazasında kaybettiniz...

Evet maalesef. İnsanın en iyi dostunu kaybetmesinin yaşattığı acıyı tarif etmek zor. Her şey sona eriyor bir şekilde ve her şey bitiyor hissi… Ben o yıl 99 depreminde dayımı ve ailesini de kaybettim. Kabus gibi bir seneydi.

ARABA İLE YOLCULUKTAN ÇOK KORKARDI

Ajlan’ın en büyük fobisi trafik kazasıymış aslında...

Onu hiç sormayın. O seneye kadar ehliyeti bile yoktu. Arabayla yolculuk etmekten nefret ederdi.

Sonra ne oldu da fikrini değiştirdi?

Bir gün geldi, “Ben ehliyet alıyorum, araba alacağım” dedi. “Tamam yavrum da niye yani?” dedim. “Bu korkuyu yenmem gerekiyor” dedi. Sonra da arabayı alınca kalkıp Marmaris’e gitti. Oradan da bir gece yarısı Kaş’a gideceği tutmuş. Bazen düşününce de çok kızıyorum. Ne işin var gecenin o saatinde yollarda…

AJLAN’IN BABASI VARKEN BABASIZ BÜYÜMESİ YETERİNCE TRAVMATİKTİ

Babası Erol Büyükburç’la da gel gitli bir ilişkisi varmış. Soyadını da çok sonra alabilmiş. Bu durumun onda ciddi travmatik etkileri var mıydı?

Maruz kaldığı şey başlı başına travmatik. Düşünsenize, babanız var, kim olduğunu herkes biliyor ama babasız büyüyorsunuz... Ajlan annesi ve kız kardeşiyle büyümüş. Erken yaşta büyük sorumluklar almış. Kız kardeşine de yeri geldiğinde babalık yapmış. Bunlar çok yıpratıcı şeyler. Diğer detaylara girmeyeceğim ama neticede babası varken babasız büyümek zorunda kalması yeterince kötü.

FİZİKSEL YA DA PSİKOLOJİK ŞİDDETE MARUZ KALMAYANIMIZ YOKTUR

Gündeme dair en büyük rahatsızlıklarınız neler?

İnsanların sevgisizliği... Artık sanki hiçbir şey bizim elimizde değil. Kadına yönelik şiddetin hâlâ bu kadar yoğun olması akıl alır şey değil.

Siz hiç fiziksel ya da psikolojik şiddete maruz kaldınız mı?

Rastlamamış kimse yoktur. Ha bu küçük boyutlu olur, travmatik boyutlarda olur ama mutlaka olur. Hepimiz uğradık, uğruyoruz...

Bu Video
İlgini
Çekebilir
Sıradaki haber yükleniyor...
holder