Mine Tugay: Kadın olmanın dezavantajını yaşamıyorum

Kanal D'nin yeni dizisi 'Zalim İstanbul' güçlü kadrosu ve senaryosuyla iddialı geliyor. Başrollerini Mine Tugay ve Fikret Kuşkan'ın paylaştığı dizide Antakya'dan İstanbul'a uzanan iki ailenin hikayesini izleyeceğiz. Mine Tugay ile bir araya geldik

17 Mart 2019, Pazar 08:31 Son Güncelleme:
A A
Mine Tugay: Kadın olmanın dezavantajını yaşamıyorum

Yakında Kanal D’de başlayacak ‘Zalim İstanbul’da Şeniz karakteriyle karşımızdasınız. Nasıl bir hikaye bekliyor seyirciyi?

Sürükleyici bir hikaye bekliyor. Sırma Yanık yazıyor senaryomuzu. Farklı kültürlerden insanların varoluş hikayeleri var. Farklı kültürlerden gelen iki ailenin bir köşkte buluşması ve sonrasında gelişen olaylar, sırlarını asla dışarıya yansıtmayan güçlü bir ailenin sırlarının açığa çıkması dolayısıyla bir sarsılma hikayesi izleyeceğiz.

Başrolü Fikret Kuşkan ile paylaşıyorsunuz. Fikret Kuşkan’la çalışmak nasıl?

Çok güzel. Daha önce de çalıştığım bir oyuncu. Yıllar evvel de bir dizide oynamıştık beraber. Yine bir arada olmak benim için özel. Yaptığı işlere saygı duyduğunuz isimlerle birlikte oynamak çok öğretici ve keyifli.

‘SALT KÖTÜ İNSAN’ KAVRAMINA İNANMIYORUM

Şeniz nasıl bir karakter?

Şeniz ailesini bir arada tutmaya çalışan ama kocasının hakimiyeti altında ezilmiş bir kadın. Fakat bunun yansıması onu kötücül kılmış. Geçmişinde büyük bir travması olduğunu düşünüyorum. Umuyorum ki hikayeler açıldıkça bu da senaryoda yerini bulacaktır. Ben salt kötü insan kavramına çok inanmıyorum çünkü. Şeniz dışarıya çok güçlü ve iyi görünen ama evdeki dengeleri kurmak için acımasızlaşabilen bir kadın. Kendi prestijini ve çocuklarını korumak uğruna hastalanmış diyebilirim. Çok büyük korkuları var ve korkuyu yenebilecek tek duygu da sevgi. Şeniz’in başlarda buna cesareti yok, sonrasını göreceğiz.

Şeniz için prestij her şeyden önemli. Sizin için prestij nedir?

Prestijli olmak kendiliğinden olan bir şey gibi geliyor bana. Yaptığınız işlerin niteliği, etrafınızda bulunan insanların kalitesi ile kendiliğinden oluşan bir saygınlık gibi.

Dizinin ana cümlesi “Kimse inanmadığı günahın masumu değildir.” Sizce de öyle mi?

Çok katılıyorum. Sınanmak gerekir ki masum olup olmadığımızı anlayalım. Hayatı yaşarken karşılaşacağımız durumları bilemiyoruz ve aslında tepkilerimizi de bilmiyoruz bu durumlara. Sınanmadan da kendimizi tanımamız pek mümkün değil. Biz deneyimlerimizin bütünüyüz aslında.

GÜZELLİK DAYATMASI SOSYAL MEDYADAN KAYNAKLANIYOR

Hayatta "Asla yapmam” dediğiniz neler var?

"Asla yapmam” gibi büyük konuşmalar yapmayacağıma dair söz verdim kendime. Ama şunu çok net olarak söyleyebilirim. Kimseye bile bile kötülük yapmam.

Karşınızdakinden hiç beklemediğiniz bir tutumla karşılaştığınızda yaklaşımınız ne olur?

Bu arkadaşlık samimiyetine bağlı. Çok üzülürüm sanırım ve sebebini anlamaya çalışırım. Belki bende bir yanlışlık vardır, belki de değişemeyecek bir huyudur o insanın. Bende bir yanlışlık varsa onu çözmeye çalışırım ama diğer türlüyse geri çekilirim.

Yaptığınız işte kadın olmanın dezavantajlarını yaşıyor musunuz?

Ben böyle bir ayrım olduğunu düşünmüyorum. Oyunculukta kadın ve erkek olarak aynı şartlarda ve standartlarda çalışıyoruz. Mesleğimizin zorluklarını hep beraber yaşıyoruz.

KENDİMİ GÜVENDE HİSSETTİĞİMDE GARDIM İNER

Mesafeli bir duruşunuz var. Ne olunca gardınızı indirirsiniz?

Samimiyet ve dürüstlük karşısında. Kendi olabilen insan bende her zaman hayranlık uyandırır ve yanında kendimi güvende hissettiğimde gardım iner.

Şu an içinizdeki en baskın duygu ne?

Heyecan... Çünkü hem reklam filmimiz yayına girecek hem de ‘Zalim İstanbul’ dizimiz başlayacak. Uzun bir aradan sonra böyle güzel işlerin içinde olmak beni gerçekten heyecanlandırıyor. Aynı zamanda çok dengede hissediyorum.

'Zalim İstanbul' yakında Kanal D'de.

Dengede kalmak için neler yapıyorsunuz?

Çok yoğun bir tempoda çalıştığımız için boş kalan zamanlarımda yoga yapıyorum. Stres döngüsünden kurtulmak için, kendini keşfetmek, bedeni ruhu ve zihni eğitmek için müthiş bir öğreti yoga. Daha fazla derinleşmek ihtiyacı duyduğum için de eğitimlere başladım ve hiç bitmesini istemediğim bir yolculuk benim için.

Çok güzel bir kadınsınız. Sizin için güzelliğin tanımı ne?

Teşekkür ederim. Güzellik insanın içinden gelen bir şey. Herkesin güzellikle ilgili farklı tanımlamaları olabilir elbette çünkü çok göreceli bir kavram ama pozitif enerjinin dışarıya yansımasına hepimiz hayran kalırız.

Daha genç ve daha güzel kalma duygusunun çağımızın hastalığı olduğunu düşünenler var. Siz bu konuya nasıl bakıyorsunuz?

Bu takıntılı ya da hastalıklı durumun özellikle sosyal medyanın dayattığı bir şey olduğunu düşünüyorum. Baktığımız her yerde sürekli güzel kadınlar ve erkekler görmek olumsuz bir durum yaratabiliyor maalesef. Ama aslında sağlıklı ve mutlu yaş almak kadar güzel bir şey yok bence. Eğer bunun bilincine varabilirsek kendimize olan öz saygımızın da artacağına inanıyorum.

MERAKLI VE YENİLİKÇİYİZ

Neutrogena markasıyla yollarınız nasıl kesişti?

Yıllardır çok severek kullandığım bir markaydı Neutrogena. Böyle bir teklif gelince çok heyecanlandım ve gurur duydum. Dünyada Nicole Kidman, Jennifer Garner gibi isimlerin temsil ettiği bir marka. Hem bilimsel yanı çok güçlü, hem çok güvenilir hem de tecrübesinin yanında yenilikçi uluslararası bir marka olması çok önemli oldu benim için.

Bir markayı temsil etmek büyük bir sorumluluk. Sizi ikna eden neydi?

Gençliğimden beri kullandığım, çok memnun olduğum ürünlerinin çok fazla olması. Her yaştaki ve her türdeki cilt tipleri için çözümler üretiyor. Bu kadar sevilen ve bilinen bir markanın yüzü olduğum için çok mutluyum. ‘Cellular Boost’ serisinin bütün ürünleri favorim.

Markayla ortak bir yönünüz var mı?

“Hissettiğin kadar genç görün” diyoruz ‘Cellular Boost’ serisi ile. Bunun içinde kendine ve cildine özen göstermenin vurgusu var. Ben de cildime ve kendime özen gösteririm. Neutrogena da ben de keşfetmeyi seviyoruz, meraklı ve yenilikçiyiz.

KİMSEYİ YARGILAMAM

Dışarıdan nasıl göründüğünüzle ne kadar ilgilisiniz?

Nasıl göründüğümden ziyade nasıl anlaşıldığımla ilgili hassasiyetim var. Yanlış anlaşılmaktan çok korkarım çünkü.

İkili ilişkilerde ön yargılarınız mı daha baskındır empati duygunuz mu?

Ön yargılı olmamaya çalışırım her zaman. Ben üçüncü göz olarak sadece ayna olabilirim o kişilere, yargılamam. Karşımdakine yansıttığım şey asla kendi fikirlerim ve dünya görüşüm olmamalı. Empati kurarım anlamak için ama bana ait olanı yansıtmam karşımdakine.

OYA ÇINAR

oya.cinar@posta.com.tr


SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

;
Sıradaki haber yükleniyor...

Kişisel verilere ilişkin aydınlatma politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için Kişisel verilere ilişkin aydınlatma metnimizi inceleyebilirsiniz.