Müfit Can Saçıntı: Bazı geri dönüşler ilerlemedir

Müfit Can Saçıntı: Bazı geri dönüşler ilerlemedir

Müfit Can Saçıntı, namı diğer Mandıra Filozofu… Oynadığı filmlerde verdiği mesajlar o kadar benimsendi, o kadar sevildi ki insanlar onu ciddi ciddi filozof ya da bilirkişi sanmaya başladı. Mandıra Filozofu 1 ve 2 son dönem Türk sinemasının en çok sevilen filmleri arasında gösteriliyor. Başrol oyuncusu Müfit Can Saçıntı ile bir araya geldik. Alev Gürsoy Cimin / alev.gursoy@posta.com.tr

09 Ağustos 2020, Pazar 07:01 Son Güncelleme:
YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Nasılsınız, nasıl gidiyor hayat?

Hayatımızın yönetim şekli mecburiyet... Mecburiyet ile mesuliyet arasında dokumacılık yapıyoruz...

Son beş ayı nasıl özetlersiniz? Nelere tanık oldunuz, neler hissettiniz?

İhtiyaç sandıklarımızın çoğunun ihtiyaç olmadığını anladım. Bir evin içinde sevdiklerimizle, dostlarımızla muhabbet etmenin, film izlemenin, müzik dinlemenin birçok şeyden daha değerli olduğuna şahit oldum.

Korkutucu bir süreç miydi sizin için?

Maddi açıdan korkutucu idi ama bir yandan da her şeyin maddiyat olmadığını bir kez daha öğretti. Önemli olan insanın canı ve canı gibi sevdikleridir. Bu tip olaylar, sevdiklerimizle, ailemizle olan bağlarımızı güçlendirir. Bu sayede psikolojimiz de ayakta kalır... Ama hiçbir şey tamamen bitmez, etkisi kalır, izi kalır. Bir de şu var ki insan evladı her şeye çok çabuk alışıyor.

Evden gerçekleştirdiğiniz yeni projeleriniz var mı?

İki kişinin bile yan yana gelemediği günlerde ‘self servis’ bir film çektik.

Self servis film nasıl oluyor?

Her oyuncu, kendi sahnesini kendi çekti. Çekilenleri montajda bir araya getirdik. Tabii şimdi görüntülerin ve seslerin düzeltilmesi için profesyonel ellere teslim ettik. Kurgu, ses gibi işleri yapan arkadaşlarımız da tek başına çalışıyor. Muhtemelen bu şekilde çekilen ilk film oldu.

KAPİTALİST SİSTEM YAPAY İHTİYAÇLAR YARATIYOR

Mandıra Filozofu, hayatın köylerde olduğunu savunuyordu hep. Şimdi düşününce, filmdeki pek çok sahne daha derin ve anlamlı geliyor…

Üniversitede öğrendiğim bir şey aydınlanmama sebep oldu. Hatta bunu ‘Yaşamak Güzel Şey’ isimli filmimizde de anlattım... Reklam Teorisi dersinde ilk öğrendiğimiz şey şuydu: Reklamın amacı tüketicinin ihtiyaç sıralamasını değiştirmektir. Yani üniversite öğrenciliğimden beri şunu biliyorum ki ihtiyaç sandıklarımız aslında gerçek ihtiyaçlarımız değil. Kapitalist sistem, reklamlarla beynimizi yıkayarak yapay ihtiyaçlar yaratıyor.

Etrafınıza bakınca “Evet, hepimiz biraz kendimize geldik” diyor musunuz?

Gözlemim maalesef koşullar değişince düşüncelerin de eskisine dönecek olduğu yönünde.

DOĞAYI YENMEK YENİLMEKTİR

Sizi hâlâ büyük bir kesim gerçekten filozof sanıyor…

Sağ olsunlar, halkımız filmden ötürü o sıfatı benim için kullanıyor fakat ben bu sıfatı kabullenirsem gerçek filozoflara ayıp etmiş olurum... Elbette benim de her insan gibi, hayat, ölüm ve doğa üzerine düşüncelerim var. Hayatı anlamlı yapan da anlamsız yapan da ölümün varlığı. Karanlık olmasaydı ışığın ve aydınlığın değerini bilemezdik... Ölüm olmasaydı hayat değersiz ve anlamsız olurdu... Bu yüzden ölümü kabullenip hayatın değerini içimizde hissederek yaşamak lazım. Bazen bilimsel gelişmeleri anlatmak için şöyle bir klişe söz kullanırlar: İnsanoğlu doğayı yendi. Oysa doğayı yenmek mümkün değildir. Doğayı yenmek, yenilmek demektir...

Peki, o zaman neden bu klişeyi kullanıyorlar?

Mesela “İnsan uçağı icat etti ve uçmayı öğrendi, böylece doğayı yendi” diyorlar... Hayır, doğayı yenmedi, doğa kanunlarını öğrendi ve ona uymayı başardı... Yani uçmak için yer çekimi kanununu, aerodinamik doğa yasalarını öğrendi ve ona uyumlu icatlar yaparak uçmayı başardı... İyi ve mutlu yaşamak istiyorsak, doğa ile mücadele etmek yerine doğa ile barışmayı öğrenmeliyiz.

Bu uzun sürecin, içimizden birçok mandıra filozofu çıkaracağı kesin gibi. İnsanlar şehirlerde yaşamanın aslında çok da elzem olmadığını anladı sanki…

Ben çocukken rahmetli babam “İleride köyden kente göç tersine dönecek. Köylere göç başlayacak” derdi. Çocukken bunu anlamazdım. Çünkü sınırsız sanayileşmeyi, sonsuz kentleşmeyi, doğayı terk etmeyi ilerlemek sanıyordum. Oysa bazı geri dönüşler ilerlemedir. Giden bir sevgilinin geri dönmesi gibi, insanın doğaya geri dönmesi gibi…

‘Mandıra Filozofu’nun senaryosu da sanki bugünleri önceden yaşamış, deneyimlemiş birinin kaleminden çıkma gibi…

Tek başına değilse bile üç haneli, 10 nüfuslu, 20 nüfuslu köylerde yaşayanlar var. Toplamda doğanın kucağında ve köylerde yaşayan milyonlarca insan var. Ama biz gözümüzü kapatmış, kulaklarımızı tıkamış gibiydik. Bizim filmimiz bu anlamda bir farkındalık yaratmış olabilir.

Mandıra Filozofu Mustafa Ali’nin, modern hayatı tümden reddeden felsefesi üzerine ne söylersiniz?

Felsefe, bir anlamda sorgulayarak bilgiye ulaşmak demektir. Bu açıdan bakınca, içtiğimiz suyu bilesorgulayarakiçiyoruz hepimiz.Hayatımızın kaynağı olan suyu bile sorguluyorsak, sizin modern hayat dediğiniz şeyi kökten sorgulamamız lazım.

Pandemi süreci kitaplara konu olmaya başladı bile, sanırım yakında sinema da buna kayıtsız kalmaz. Bu süreçten ‘Mandıra Filozofu 3’ çıkar mı?

Ben, tadında bırakmak gerektiğini düşünüyorum. Yeni filmler çekmek lazım. Zaten başka projeler üzerine çalışıyorum. O nedenle, devam filmi çekilse bile ben, içinde yer almam.

YUNUS EMRE’Yİ ŞAİRDEN ÇOK FİLOZOF OLARAK GÖRÜYORUM

Felsefe tarihine bakınca, fikirlerini en benimsediğiniz, kendinize yakın bulduğunuz düşünürler kimler?

Ben, fikirlerinden çok, ölümü göze alan tavrıyla Sokrates’i, otorite ile dalga geçen yaşam biçimi ile Diyojen’i, ‘Aylaklığa Övgü’ kitabıyla Bernard Russel’ı ve kapitalizmi bilimsel olarak ilk analiz eden Karl Marx’ı ayrı bir yere koyuyorum. Ayrıca sevgiyi yücelten halk şairimiz Yunus Emre’yi de şairden çok, filozof olarak görüyorum.

HAYATIM FİLM OLSA KARA KOMEDİ OLURDU

Sizin hayatınız bir film olsa nasıl bir film olurdu? Türü ne olurdu?

Arayış ve inatlarla dolu bir yol hikayesi olurdu sanırım. Türü de kara komedi olurdu.

Soundtrack’inde çalan müzik ne olurdu?

Bu da gelir, bu da geçer ağlama...

Bugüne kadar yaşadığınız en heyecan verici tecrübe neydi?

‘Yaşamak Güzel Şey’ isimli filmin yapımcılığını yapıp tüm paramı batırmak. Ancak pişman değilim. Aynı film IMDB’de en yüksek puanlı filmim... Yine aynı filmin yeniden çevrim haklarını Hindistanlılar alıyor. Bu anlamda Türkiye için bir ilk olacak.

BASİT BİR YAŞANTIM VAR

Sizi en çok ne üzer?

Haksızlık.

Gerçek hayatta nasıl bir yaşantınız var?

Gayet basit bir yaşantım var.

En çok nelere dertlenirsiniz?

Empati duygum çok yüksek... Bir otobüste ayakta kalanları bile görünce üzülürüm. En çok da eğitim sisteminin çarklarında harcanan gençleri görünce ah çekiyorum.

Hangi korkunuzdan sonsuza kadar kurtulmak istersiniz?

Kızıma ve eşime bir gelecek garantisi bırakamamaktan korkuyorum. Bu duygudan kurtulmak isterdim.

İsminizin sözlükteki hangi kavrama karşılık yazılmasını isterdiniz?

İyimserlik…

Hangi cümleyi ya da kelimeyi insanlar daha sık söylesin istersiniz?

Aslında seni seviyorum…

Türk starları arasında sizde en çok sevgi ve şefkat uyandıran isim?

Levent Kırca, Metin Akpınar, Oya Başar, Yasemin Yalçın.

SOSYAL MEDYA İLE SEVİYELİ BİR İLİŞKİM VAR

Sosyal medya ile aranız nasıl?

Seviyeli birliktelik diyelim.

Merak edip arada isminizi Google’lar mısınız?

Evet. Gençler kendi ismini aratmayı eziklik sayıyorlarmış. Bunu anlamıyorum. Hakkımda ne yazılmış, ne çizilmiş merak ederim. Bu neden eziklik olsun, anlamıyorum. Açıklayan çıkarsa sevinirim.

Yeni projeleriniz neler?

Yeni filmimiz ‘Maskeler De Düşer’ yeni bitti. Sıradaki projenin adı ‘Parasız Yaşamanın Sırrı’ olacak.

Sıradaki haber yükleniyor...
holder