Musa Uzunlar: Hayat bir başkası için hiçe sayılmaz ama kendimizden üstün bulduğumuz sevgiler için kendimizi hiçe sayabiliriz

Musa Uzunlar: Hayat bir başkası için hiçe sayılmaz ama kendimizden üstün bulduğumuz sevgiler için kendimizi hiçe sayabiliriz

Usta tiyatrocu Musa Uzunlar, sahnede devleşen oyunculardan. Son dönemde sadece tiyatroda değil, dizilerde de sık sık karşımıza çıkıyor. Şimdi de Kanal D’nin yeni dizisi ‘Bir Annenin Günahı’nda başrolde. Kendi ayakları üzerinde duran, ancak çocuğu için suç işlemek zorunda kalan bir annenin dramını konu eden dizi, “İnsan başkası için neleri göze alır ya da başkası için kendinden vazgeçer mi?” sorusunun da yanıtını arıyor. Musa Uzunlar ile hem bu sorular üzerine hem de hayatın geneline dair konuştuk. Alev Gürsoy Cimin/POSTA

28 Kasım 2020, Cumartesi 08:00 Son Güncelleme:
YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Nasılsınız? Malum, pandemi süreci tüm hayatımızı etkilemeye devam ediyor. Siz, tüm bu olan biteni nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bence pandemi, kendimize daha derin bakmamızı sağladı. Sınıf, kariyer, akıl, süregelen alışkanlıklara bakmaksızın, her şeyi tehdit ediyor. Ama onunla ilişkimizi belirleyen koşullar, sınıfsal! İşsiz, maddi birikimden yoksun, karnını doyurmak, ailedeki bireyleri bir arada tutmak gibi sorunları almış yürümüş bir insansanız ki çoğunluk böyle, işin felsefesini yapacak halde olamıyorsunuz maalesef. Felsefe ve iç görü dediğimiz birikimler, tuzu kurulara kalıyor. Acı verici ama gerçek bu.

2020’nin bir an önce bitmesini dileyenlerden misiniz?

Hayır. Yılların bunlarla ilgisi yok. Milenyum geldi de ne oldu? 2019 biterken de beklentiler farklıydı. Önemli olan yılların değil, eylemlerin değişmesi.

Güzel şeyler konuşalım o halde. Yeni diziniz ‘Bir Annenin Günahı’ başladı… Sizi ‘kötü adam’ rolünde izlemeye o kadar alışmıştık ki bu kez ters köşe yaptınız.

Teşekkür ederim. Evet, belki öyle düşünenler için şaşırtıcı gelecektir. Sadri karakteri, daha önce oynadığım rollere hiç benzemiyor ve beni çok heyecanlandırıyor.

Oynadığınız hemen her rolün ruhunu yaşatıyorsunuz izleyiciye. Nasıl oluyor da bu kadar sahici oynayabiliyorsunuz?

Önce karakteri anlamak, sonra ona inanmak gerekiyor. Böyle olunca da sahicilik kendiliğinden geliyor.

Sadri Güngör karakterini sevdiniz mi?

Evet. Şimdi sıra onun beni sevmesinde.

Nasıl biri Sadri Güngör?

Hangi yönleri sizi etkiledi? Sadri, karakter olarak ilkeli, duygusal, işkolik ve egosu yüksek bir kişilik. Kızına çok düşkün. Kendi deyimiyle de sıkıcı bir adam. (Gülüyor)

Ekranlarda birçok yeni dizi var. Sizin diziniz hangi yönüyle diğerlerinden ayrılır?

İzleyiciler, dizilerde ne kadar kendilerini görüp, oradaki karakterlerle özdeşlik kurabiliyorlarsa, dizinin de o kadar takipçisi oluyor. ‘Bir Annenin Günahı’ beni bu yanıyla çok etkiledi.

Liyakat ülkemizin en büyük sorunlarından biri. Kim hak ettiği yerde ki?

Sizi, ‘Yaşamak Denilen Bu Zahmetli İş’ adlı oyunda izlemiş ve salondan çıkarken herkesin övgüsüne şahit olmuştum. Hepsi aynı şeyi söylüyordu: “Yurtdışında yaşasa, kim bilir nasıl bir star’dı?” Kim hak ettiği yerde? Bir yerlerde olanlar gerçekten orayı hak edenler mi? Yanıtları kolay sorular değil. Şunu itiraf etmeliyim ki olması gereken yerde olamayan, çok yetenekli kişiler tanıyorum. Liyakat ülkemizin en büyük sorunlarından biri.

Yaşam zahmetsizce akması gereken bir nehir. Biz hep denize kavuşamamaktan şikayetçiyiz

Yaşam çok zahmetli bir iş mi sizce?

Yaşam zahmetsizce akması gereken bir nehir. Biz hep denize kavuşamamaktan şikayetçiyiz.

Tiyatro size ne anlam ifade ediyor?

En klasik tabiriyle aynadır tiyatro. Sen kendini hangi aynada görürsün, bilinmez. Suya yazılan yazıdır. Kayıtsızdır. O ana aittir. Tekrarı yoktur. Oyun biter, yaşam gibi; tiyatro devam eder, evren gibi. Duygular hep akar, bu da tiyatroyu çok özel kılar.

Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü mezunusunuz. Eğitim ne kadar önemli?

Ülkemizin meslek sorunlarından biridir bu. İnşaat mühendisliği eğitimi almadan müteahhit olmak, berber olup diş çekmek, eski zaman profesyonelliğidir bence. Çağdaş dünya, mesleki akademik eğitimi dayatıyor bizlere. Aktörlük, çok uzun bir zaman diliminde, usta-çırak ilişkisini bir metot olarak benimsemiştir. Örneğin, meddahlık, orta oyunculuğu, Hacivat ve Karagöz oynatıcılığı… Olağanüstü yetenekli, ikonik, kimi alaylı oyuncular; meslek yaşamlarının büyük bir bölümünde, zaten üstün bilgi ve deneyimlerle donatmışlardır kendilerini. Yeteneklerinin yanı sıra çok ama çok çalışmaları dolayısıyla birer okul olmuşlardır. Eğitim bizi geleceğe taşır.

Var oluş için yok oluşu seçmek zor iş

Dizi, çocuğu için suç işlemek zorunda kalan bir annenin dramını anlatıyor. Siz gerçek hayatta çocuğunuz için neleri göze alırdınız?

Bunlar, anlatması ve tahmin edilmesi kolay şeyler değildir. Anlık reflekslerdir. Çocuğu için suç işlemeyi göze alan bir insan, torunu için çocuğunun suç işlemesini nasıl değerlendirir mesela. Bunlar, ‘Bir Annenin Günahı’nın temel sorularını oluşturuyor. Varoluş için yok oluşu seçmek zor, çok zor... Kolektif bilinç ve bilinç dışının dayattığı yanıtı vermeyi, yani “Her şeyi yaparım” demeyi istesem de bu söylem gerçeği yansıtmaz. “Bilemiyorum” demem doğru olur.

Siz, bir başkası için hayatınızı hiçe sayar mıydınız?

Hayat bir başkası için hiçe sayılmaz. Hayat, benzersiz cömertlikte sunulmuş bir mucizedir, yaşanması gereklidir. Ama tam da bu paradoksa işaret edip, bir yanıt arıyoruz hep birlikte. Kendimizden daha yüce bulduğumuz sevgilerimiz varsa, bazen kendimizden cayabiliriz.

Kadına şiddet uygulayan bir insan, eksik bir insandır

Gündeme dair en çok hangi konularda dertleniyorsunuz?

Gün sonunda haberleri dinlediğimde, sevinecek bir şey bulamıyorum ki..

En belirgin sorunlarımızdan biri kadına yönelik şiddet. Bu konuda neler söylersiniz?

Kadına şiddetin en sorunlu gerekçesi, erkeğin karşı cinsten üstün olduğu düşüncesidir. Erkek, kadına şiddet uygulamama halini, bir lütufmuş, kadına gösterilmesi gereken bir nezaketmiş gibi algılıyorsa bu kör bir algılayıştır. Kadına şiddet uygulayan insan eksik bir insandır.

Nelerin bambaşka olmasını isterdiniz?

Hangi birini sayayım! Kutuplardaki buzlar eriyor, iklim değişiyor, denizler plastik parçacıklarıyla doluyor, canlı türleri, bitki örtüsü yok ediliyor, hormonlar ve tarım ilaçlarıyla zehirleniyoruz... Çanlar çalıyor ama kime çalıyor bu çanlar? Farkındalık zamanını kaçırmaktan korktuğum oluyor doğrusu.

Geleceğe dair kaygılarınız neler?

Bugüne dair kaygılarım, geleceğe uzanmıyor. Bugünü yaşamak zor. Gelecek her zaman parlak. En azından öyle olmalı. Yoksa anlamsızlaşırdı.

Tiyatroyu var etme çabasını gösteren meslektaşlarımı, birer kahraman olarak görüyorum

Yıllardır tiyatro yapıyorsunuz ama belli bir yaştan sonra diziler size şöhreti getirdi. Tiyatrocular genelde dizilerden kazandığını yine tiyatroya yatırıyor. Siz de öyle misiniz?

Bir dönem tiyatroya da yatırım yaptık. Zeynep Utku ve Cengiz Peksoy ile ‘Yüzleşme’yi kurduk. Jean-Claude Carriere’in ‘Kara Kaplı’ oyunu orada doğdu ama var olmakta çok zorlandık. Özellikle bu pandemi döneminde, tiyatroyu var etme çabasını gösteren meslektaşlarımı, birer kahraman olarak görüyorum. Tiyatro zor günlerde daha çok var olmak zorunda. Benim de ileriye dönük projelerim var.

Hayatı diğer ünlüler gibi çok göz önünde yaşamıyorsunuz. Nasıl bir hayatınız var?

Malum pandemi dönemindeyiz. İş ve zorunlu haller dışında, genelde eşimle evde vakit geçiriyoruz.

Sıradaki haber yükleniyor...
holder