Mutlu evliliğin sırrı iletişimde

'Ne söyleyeceğini biliyorum' demektense bırakın konuşsun. Onu dinlerken çabuk anlamayın!

A A
Mutlu evliliğin sırrı iletişimde

Çabuk anlarsanız onu dinlemekten vazgeçip vereceğiniz yanıtı hazırlarsınız. ‘Sen’ demektense ‘ben’ dilini kullanmayı öğrenin. Çünkü ‘sen’le başlayan cümleler daima suçlayıcıdır!

ÖZGÜR GÖKMEN ÇELENK

ozgur.celenk@posta.com.tr

Eşler arasındaki her konuşmanın iletişim olmadığını söyleyen uzmanlar “Konuşmayı iletişim yapan bazı kurallar var” diyor. İşte Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Sungur’dan evliliğinde iletişim problemi yaşayan çiftlere bazı ipuçları:

İyi konuşmacı olmak için:

1) Kısa konuşmayı öğrenin:

Konuşmanız kısa, net ve konuyla ilgili olmalı.

2) Geçmişi gündeme getirmeyin:

Konuşmanızı ‘şimdi ve burada’ olup bitenle sınırlandırın. Geçmişe dönüş yaparak kimin doğru, kimin yanlış yaptığına ilişkin bir analiz sadece öfke getirir.

Geçmişi ortaya getirmek çoğu kez konunun dağılmasına ve dünden bugüne gelemeden iletişimin sonlanmasına neden olur. ‘Seninle sorunlarımız daha evlenmeden önce başlamıştı’ şeklinde başladığınız bir cümle, büyük olasılıkla ilişkinin başından bu yana partnerinizin sergilediği davranışları sıralamakla devam edecektir.

Oysa sorun çözmeye yönelik bir iletişimde neleri istemediğimiz değil, neleri istediğimiz üzerine konuşmak daha anlamlı olacaktır.

3) Kendinizi olabildiğince yargısız ifade edebilmek için ‘ben’ dilini kullanmayı öğrenin:

‘Sen’ diliyle söylediğiniz her şey ‘ben’ diliyle ifade edilebilir. ‘Sen’ dili sadece suçlama getirir. Suçlandığını düşünen biriyse ya kendini savunur ya da saldırır.

Örneğin, ‘Sen beni başkalarının yanında kırmaktan zevk alıyorsun’ cümlesi yerine ‘Dün Ahmet’in yanında söylediklerine çok kırıldım’ ifadesi kullanılmalı.

4) Başkalarını katmadan kendinizi ifade edin:

Bunu yapabilmek için her şeyden önce cümlelerinize şu tür eklemeler yapmayın: ‘Eminim kime sorsak o da benim gibi düşündüğünü söylerdi’, ‘Pek çok arkadaşın sana söylemese de senin hakkında benim gibi düşünüyor’, ‘Annen de benim söylediklerime hak veriyor’, ‘Senden başka herkes gerçeği görebiliyor.’

Bu tür söylemler kendi haklılığını ortaya koymak amacıyla söylenen ifadelerdir. Oysa bunlar eşte öfke oluşturur. Duygu ve düşüncelerinizi ifade eden bir mesaj içine başkalarını katmanın anlamı yok. Amaç söylemlerinizin doğruluğunu ispat etmek değil, söylemlerinizi içten bir şekilde ifade etmek olmalı.

5) Doğru zamanı seçin:

Eşlerin iletişimi için seçtiğiniz zaman dilimi en az iletişimin içeriği kadar önemli olabilir. Konuşmanızın zamanlamasını iyi yapın.

İyi dinleyici olmak için:

1) Partnerinize mesajı dinlediğinizi ve duyduğunuzu gösterin:

Bunun için de onu dinlemeye yönelik özel bir çaba içinde olduğunuzu gösterin. Sık duyduğunuz, dinlerken sizi çıldırtan, hiç katılmadığınız sözleri dinlemek zor olabilir.

Ancak bu aşamada yalnızca söylenenleri iyi anlayın. Eşinizi sorunlarını size aktaran ve paylaşmak isteyen çok sevdiğiniz bir dost gibi dinleyin. Karşılık vermeyin.

2) Dinlerken karşılık vermemenize rağmen aktif bir dinleyici olabilirsiniz:

Yani soru sorabilirsiniz. Ancak sorduğunuz sorular bir savunma avukatının şahit konumundaki kişiyi sıkıştırmak için sorduğu sorular gibi olmamalı. Amacınız, eşinizin söylediklerini çürütmek ya da değersizleştirmek olmamalı.

3) Dinleyici konumundayken eşinizi konuşmacı rolünde özgür bırakın:

Bırakın eşiniz istediği kadar anlatsın. Tamamlayamadığı cümleleri tamamlasın. Nasılsa biraz sonra roller değişecek ve konuşma sırası size gelecek.

4) Onu dinlerken çabuk anlamayın:

Çabuk anlarsanız eşinizi dinlemekten vazgeçip, onun söylediklerine vereceğiniz yanıtı hazırlarsınız. Unutmayın bu ‘Kim kazanacak?’ tartışması değil.

5) ‘Ne söyleyeceğini biliyorum’ demeyin:

Belki gerçekten eşinizin söyleyeceklerini biliyorsunuz. Ama eşiniz söylediklerini duyduğunuzu, daha da önemlisi anladığınızı fark etmemiş olmalı ki kendini tekrarlıyor.

Dinleyici konumundaki eşin en önemli görevlerinden biri de söyleneni doğru anladığından emin olmaktır. Çünkü söylenenle anlaşılan her zaman aynı olmayabilir.

6) Dinlerken eşinizin duygularını koşulsuz olarak kabul edin ve destekleyin:

Duyguların doğrusu yanlışı olmayacağı gibi uygunu ve uygunsuzu da olmaz. Eşinizin size aktardığı duyguları koşulsuz kabul edin. Ancak onun böyle hissetmesine neden olan düşünceleri gerekirse tartışın.

Örneğin yemeğe çıkacağınız bir akşam bir türlü hazırlığı bitmeyen karınız sonunda dayanamadı ve şunları söyledi: “Aslında yemeğe çıkmak istemiyorum. Çünkü ne zaman seninle yemeğe çıksak kendimi yanında götürdüğün çanta gibi hissediyorum.

” Şöyle bir yanıt vermek “Saçmalama, sen benim eşimsin. Bunu da nereden çıkardın. Hadi hazırlan gecikiyoruz” eşinizin duygularını görmezden gelmek, değersizleştirmek anlamına gelir.

Oysa; “Şimdi anlıyorum niye son zamanlarda dışarı çıktığında keyifsiz olduğunu. Ben de dışarı çıktığımızda çanta gibi hissetseydim, eminim senin gibi keyifsiz olurdum.

Bunu açıkça söylediğine memnum oldum. Şimdi sana kendini çanta gibi hissettiren şeyin ne olduğunu biraz daha açıklar mısın?” diye yapıcı bir tavır içine girerek ona yaklaşmaya çalıştığınızı belli edin.

(21.07.2013 tarihli Karnaval'dan alınmıştır.)

Sıradaki haber yükleniyor...
SIRADAKİ HABER Denizde samimi pozlar