Nazım Hikmet'e dair az bilinen 12 detay

Bugün Mavi Gözlü Dev'in 57'inci ölüm yıldönümü. Nazım Hikmet, hepimiz onu en meşhur dizeleriyle tanıdık, belki de ölümünden sonra kıymeti en çok anlaşılan şairlerden. Ancak pek çok edebiyatçıda olduğu gibi, onun da özel hayatının ilginç detaylarını kaçırdık. Ancak Nazım Hikmet'in kişisel yaşantısı da, en az edebi hayatı kadar güzel detaylarla dolu. Nazım Hikmet'in aramızdan ayrılışının 57'nci yılında, bugüne kadar yapmadığımızı yapıp, hayatının az bilinen detaylarına bakalım. İşte Nazım Hikmet'e dair az bilinen 12 detay...

03 Haziran 2020, Çarşamba 11:45 Son Güncelleme:
YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News
'Yahya Kemal, şiirimi okuduktan sonra kedimi getirmemi söyledi'

'Yahya Kemal, şiirimi okuduktan sonra kedimi getirmemi söyledi'

Dedesi Nazım Paşa'nın etkisiyle şiirler yazmaya başlayan usta kalem, yaşamının ilk yıllarını ve şiire başlama hikayesini, yaptığı bir açıklamada şöyle anlatmıştı:

Ben 1902 yılında, 20 Ocak'ta Selanik'te doğdum. Dedem valiydi, şiirle ilgilenirdi. Annem ressamdı, birkaç yabancı dil bilirdi. Babam önce elçilik, daha sonra üst düzey memurluk yaptı. İlk şiirimi 13 yaşındayken yazdım. Bir yangını anlatıyordu. Ailem benim harika bir çocuk olduğuma karar vermiş ve şiir yazmamı telkin etmeye başlamıştı. 15 yaşında bahriye okuluna verdiler. Deniz subayı yapmak istiyorlardı beni. Okuduğum sınıf ikiye ayrılmıştı. Bir kısmı sporla, diğeri şiirle uğraşıyordu. Ben şairler tarafına düştüm. Okulda bize tarih ve edebiyat derslerini ünlü Türk şairi Yahya Kemal veriyordu. Kedimi anlatan bir şiir yazmıştım. Yahya Kemal, şiirimi okuduktan sonra kedimi getirmemi söyledi. Tüyleri dökülmüş, çelimsiz bir kediydi. Yahya Kemal o zaman bana 'Bu kadar allayıp pullayabildiğine göre, senden kesin şair olur.' demişti. 16 yaşındayken Yeni Mecmua'da 'Servilikler' adlı şiirim yayınlandı. Bu şiir herkes tarafından beğenilmişti. 17 yaşında artık yazdıklarım ciddi ciddi basılıyordu.

Uluslararası Barış Ödülü

Uluslararası Barış Ödülü

Şiirleriyle ilgili açılan pek çok davada beraat eden Ran, 1933'e kadar "gizli örgüt kurmak" suçundan daha sonra ise "orduyu ve donanmayı isyana teşvik" suçundan tutuklandı ve 28 yıl 4 ay hapis cezasına mahkum edildi. Genel Af Yasası'ndan yararlanarak, 1950'de serbest kalan şaire, Dünya Barış Konseyi tarafından Picasso, Paui Rubeson, Wanda Jakubuurska ve Pablo Neruda'yla birlikte "Uluslararası Barış Ödülü" verildi. Ran, 25 Temmuz 1951'de Bakanlar Kurulunca Türk vatandaşlığından çıkarıldı. Aynı yıl şairin oğlu Mehmet dünyaya geldi.


 Üç günlük açlık grevi

Üç günlük açlık grevi

Nazım’ın en yakın arkadaşları, Garip Akımı'nın da öncüleri Orhan Veli, Melih Cevdet ve Oktay Rıfat, Nazım’ın özgürlüğe kavuşması için, üç günlük açlık grevine yatarlar…

Nazım Hikmet Gemisi

Nazım Hikmet Gemisi

Sovyetler Birliği’nde Nazım Hikmet’in ölümünden sonra kurulan bir komite, büyük bir yük gemisine “Nazım Hikmet” adının verilmesi kararını alır. İlk seferini 12 Ağustos 1965’te Odesa Limanından yapan geminin törenine, Nazım’ın karısı Vera, dünyanın birçok ülkesinden şairler ve yazarlar katılır. Türkiye’den ise katılan tek yazar vardır; o da Aziz Nesindir.

Hasan Ali Yücel Nazım Hikmet'e dava açar

Hasan Ali Yücel Nazım Hikmet'e dava açar

Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel, hapiste parasızlık çeken Nazım’a gizlice parasını ödeyerek çeviri yaptırmış. Dünya klasiklerini Rusça ve Fransızcadan Türkçeye çevirtmiş. Fakat daha sonraları komünistleri koruyor ve komünizm propagandası yapıyor suçlamasıyla karşılaşmış. Önce Mareşal Fevzi Çakmak, sonra da Demokrat Parti İstanbul İl Başkanı Prof. Kenan Öner ile davalık olmuş.


Nazım’ın Paşa Dayısı

Nazım’ın Paşa Dayısı

Atatürk’ün en yakın silah arkadaşlarından Ali Fuat Cebesoy Paşa, Nazım hikmet'in dayısıdır. Ancak dayı ve yeğenin ilişkilerine dair pek detay bilinmiyor. 

Ceviz Ağacı'nın öyküsü

Ceviz Ağacı'nın öyküsü

Nazım Hikmet'in sonradan Cem Karaca tarafından da seslendirilen şiirini herkes bilir. Şiirini bilmeyenler en kötü ihtimalle en az bir kez dinlemiştir o güzel şarkısını. Nazım Hikmet Gülhane parkındaki bir ceviz ağacının altında sevgilisi ile buluşmak üzere randevulaşır. Buluşacakları gün Gülhane parkına gider ve ceviz ağacının altında beklemeye başlar. Tam bu sırada polisler de orada devriyeye çıkmıştır. O dönemlerde Nazım Hikmet arananlar listesinde olduğu için polislerden gizlenmek durumunda kalır ve bu ceviz ağacına çıkar. Ağacın tepesindeyken sevdiceği gelip her şeyden habersiz ceviz ağacının altında beklemeye baslar. Polislerden dolayı aşağıya seslenemez ve çaresizce çıkarır kalemi kağıdı ceviz ağacının tepesinde bu şiiri yazar; “Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane parkında. Ne sen bunun farkındasın, ne de polis farkında…”

Atatürk’le Nâzım’ın karşılaşması

Atatürk’le Nâzım’ın karşılaşması

İnebolu’daki kısa süreli devrenin ardından Ankara’ya giden iki şaire kutsal bir görev verilir. Buna göre İstanbul’daki gençleri milli mücadeleye davet eden bir şiir yazmaları istenir. Mart 1921’de on bin adet bastırılıp dağıtılan bu şiirin yankısı çok büyük olur. Öyle ki İstanbullu gençlerin Ankara’ya akın ederlerse onlara nasıl iş bulunacağı tartışılmaya başlanır. Daha sonra genç şairler Atatürk’e takdim edilir. Nâzım’ın çocukluktan itibaren arkadaşı ve Ankara’da da yanında olan Vâlâ Nureddin ‘’Bu Dünyada Nâzım Geçti’’ kitabında olayı şöyle anlatır: “Basmakalıp laflara ihtiyaç duymaksızın, Mustafa Kemal, bizim için çok önemli bir sadede girdi: Bazı genç şairler modern olsun diye mevzusuz şiir yazmak yoluna sapıyorlar. Size tavsiye ederim, gayeli şiirler yazınız, dedi. Daha da konuşacaktı. Fakat aceleyle yanma bir iki kişi yaklaştı. Bir telgraf getirdiler. Paşa göz atınca telgrafla ilgilendi. Eliyle selamlayıp bizden uzaklaştı.’’

Atatürk'ten Nazım'a öğüt

Atatürk'ten Nazım'a öğüt

Nâzım Hikmet, şiirleriyle destek verdiği Milli Mücadele’ye bizzat katılmaya karar verir. Onunla birlikte Anadolu’ya geçenler arasında yakın arkadaşı Vâlâ Nureddin’den başka iki genç şair, Yusuf Ziya (Ortaç) ve Faruk Nafiz (Çamlıbel) de vardır. Ankara’ya kabul edilenler ise Nâzım Hikmet ve Vâlâ Nureddin olur, diğerleri İnebolu’dan İstanbul’a geri dönerler. Nâzım Hikmet ve Vâlâ Nureddin uzun bir yolculukla Ankara’ya varınca İstanbul’daki gençliği Anadolu’daki mücadeleye çağıran bir şiir yazarlar, şiir binlerce adet bastırılıp dağıtılır. Nâzım Hikmet, Ankara’da Milli Mücadele’ye destek için gelmiş olan aile fertleriyle buluşur ve Atatürk’e takdim edilir. Atatürk, Nâzım ve Va-Nu’ya mevzusuz şiir yazmamalarını, gayeli şiirler yazmalarını öğütler. Sonra da öğretmen olarak görevlendirilirler. Nâzım Hikmet, Bolu’ya, görev yapacağı okula gider.

 Nazım Hikmet'in lakabı

Nazım Hikmet'in lakabı

Nazım Hikmet'in lakabı, 'Güzel Yüzlü Şair' veya 'Mavi Gözlü Dev'dir. Yasaklı olduğu yıllarda Orhan Selim adını da kullandığı olmuştur. Hatta İt Ürür Kervan Yürür kitabı Orhan Selim imzasıyla çıkmıştır.


Aramızdan ayrılışı...

Aramızdan ayrılışı...

Nâzım ile son aşkı Vera, şairin hayatının bu dönemlerini oldukça güzel ve renkli geçirirler. 3 Haziran 1963 sabahı Nâzım kapıdaki mektupları almak için eğildiğinde kalp krizi geçirir. Hastaneye gittikleri sırada Nazım Hikmet hayata veda eder. Vera, Nâzım’ın kimliğini almak adına cüzdanını açtığı zaman kendi fotoğrafını ve arkasında da şairin yazdığı şu dizeleri görür:


Gelsene dedi bana

Kalsana dedi bana

Gülsene dedi bana

Ölsene dedi bana

Geldim

Kaldım

Güldüm

Öldüm


Bu Video
İlgini
Çekebilir
Sıradaki haber yükleniyor...
holder
SIRADAKİ HABER Tarantino'ya göre son 10 yılın en iyi filmi 'Sosyal Ağ'