Nerede çevre sorunu orada Sultan Hanım

Gezi Parkı'ndaki genç çevrecilerle duyuldu 'aktivist' sözcüğü. 'Aktivist'in kelime anlamı: Toplumsal ya da politik değişme meydana getirmek için kasıtlı biçimde eylem yapan kişi. Bir politikacıya mektup yazan, yürüyüşe veya greve katılan kişi de aktivist. Sultan Özcan (47) da böyle biri

28 Eylül 2013, Cumartesi 05:00
A A

25 yıldır haklar, özgürlükler, sosyal politikalar ve doğa için meydanlarda. Gezi Direnişi’nin ön saflarında olan Sultan Hanım, şimdi de 3. köprünün tehdit ettiği ‘Kuzey Ormanları’nı savunuyor. Bu ilginç kişilikle konuşmadan edemedik.

Röportaj: Ali R. Karadağ

alirkaradag@gmail.com

Ünsüz bir aktivist ve eylemci olarak duydum adınızı. Nasıl başladı protesto eylemleriniz?

Binlerce ünsüzden biriyim. Bu, daha çok işin mutfağında ve derya içinde balık olma halini sevmemden kaynaklanıyor. İlk protesto eylemine 1979’da, lise 1’deyken katılmıştım. Arkadaşımızı döven beden eğitimi öğretmenimizi protesto etmiştik okulda. Ondan sonra, her türlü haksızlığa karşı meydanlarda buldum kendimi. Zaten çocukluğumdan itibaren otoriteyle ve baskıyla derdim oldu. Vicdan ve adalet duygusuyla aile iklimimde tanıştım. Ortaokuldayken bir arkadaşım benim için “Sultan, ezik domatese bile üzülür” demişti. Doğa da, gelecek nesiller de dilsiz. Haklarını savunamazlar. Onların dili olmak bize düşer.

Meydanlara bu kadar zaman ayırmak ailenizde nasıl karşılandı?

Önceleri kimi sorunlar yaşadım. Babam “anarşik” olacağım diye beni liseden aldı. Bunun bir çözüm olmadığını zamanla o da anladı. Şimdi, 30 yaşında bir oğlum, 24 yaşında bir kızım var. Aktivist yanım, onlarla beni birbirimize bağlayan çok güçlü bağlardan biri.

‘Mutfağımda bile grev yaptım’

Unutamadığıniz eylemlerden bahseder misiniz?

Çok anım var. Çalışan iki çocuk annesi olarak evdeki iş yükünün ağırlıkla benim üzerimde olmasını protesto etmek için bulaşık dolu mutfağın kapısına “Bu iş yerinde grev var” yazıp yapıştırdım. Tepki bekliyorum... Yok. Meraktan mutfağa gittim, kapıda “Bu iş yerinde lokavt var” yazısıyla karşılaştım.Tabii durmak yok, mücadeleye devam. Başka bir anım: 90’larda başlayan kamu çalışanlarının sendikalaşması için çalışmalarımız vardı.1995’te Kızılay Meydanı’na girmek için polis barikatını, Kemal Sunal filmindeki gibi halay çekerek, yandan yandan aşarak girmiştik. İki gün orada kalmıştık sesimizi duyurabilmek için. İki yıl önce de Doğu Karadeniz’e gitmiştim. Önceki yıllarla kıyaslandığında şantiye gibi olmuştu o bölge. Görünce ağlamıştım. Nükleer santral istemediğimizi belirttiğimiz çok sayıda eyleme katıldım.

Nükleer santrallere neden karşısınız?

Nükleer enerji sistemleri hem doğayı, hem insan hayatını, hem de gezegenimizi, geleceğimizi zehirliyor. Dünyanın gelişmiş ülkeleri hızla nükleer santral yapımından vazgeçiyor. Çernobil ile Fukuşima felaketleri ve tahribatları hafızalarımızda hâlâ taze. Alternatif enerji kaynaklarından verimli şekilde yararlanmalıyız. Rüzgar ve güneş bize yeter. Akkuyu Nükleer Enerji Santrali’ni protesto ederken Mersin’in Mut ilçesinden gelen köylüler demet demet nergis getirdiler ve şöyle dediler: “Nükleer enerji gelirse bu çiçekleri bir daha koklayamayacağız.”

Gezi Parkı eylemlerine de katıldınız. Bu, ağaçlar için katıldığınız ilk eylem miydi?

Hayır. Adana’da “Çamlık Alanı” diye bilinen yeşil bir alan var. Kentin oksijen kaynağı, nefes alınan tek yer. Oraya göz diktiler, otel yapacaklar, buna karşı hala mücadele ediyoruz. Yaşadığım yerde, Kadıköy’deki Kuşdili Çayırı’na da AVM yapılmaya çalışılıyordu. Oysa orası park ve yeşil alan kalsa, insanlar ve tüm canlılar nefes alabilse ne güzel olur. Afet olsa, sığınacak yerimiz yok. Mücadelemiz sonuç verdi, AVM projesi iptal edildi. Ama park alanının altına otopark yapılmak isteniyor. Ona da karşıyız. Eylül sonunda orada 3 günlük bir eylemimiz olacak. Orası sadece park olana kadar da bu işin peşini bırakmaya niyetimiz yok.

Yılların aktivisti olarak Gezi Parkı Direnişi’ne damgasını vuran gençleri nasıl buldunuz?

Gençler, otoritenin, yaşamlarını belirlemesine ve kendileri adına kararlar vermesine karşı çıktılar. Zeka, mizah ve yaratıcılık, direnişlerine eşlik etti. Hem romantik, hem yaratıcı, hem yapıcı, hem dirençlilerdi. Çadırlarının önüne çiçek dikmişlerdi, kuyruklarda tartışma yoktu. Hayatın bütün renklerini ve farklılıklarını kucaklayarak dayanışma ve demokrasi dersi verdiler. Bu hareketin haklar, özgürlük, demokrasi ve doğaya sahip çıkma mücadelesi için güçlü bir kaldıraç vazifesi göreceğini düşünüyorum. Şimdi savunma sırası 3. Köprü için katledilen İstanbul’un kuzeyindeki ormanlarda.

‘Şiddete yönelmeyi onaylamam’

Kuzey Ormanları Savunması’nda ne yapmak amacındasınız?

Köprü inşaatı nedeniyle İstanbul’un kuzeyindeki ormanlar yok ediliyor. Su havzaları, tarım arazileri, yaşam alanları kalmayacak. Mimarlar Odası projenin iptali için dava açtı. Biz de çevre örgütleri, vakıflar, meslek odalarıyla birlikte 7-8 Eylül’de Riva’da kamp kurup talana “Dur!” dedik. O ormanlar sadece insanların değil, mesela göçmen kuşların geçiş yeri de. Bu yapılaşma onları da etkileyecek.

İnandığınız protesto şekli ne?

Haklı olmak ve haklı kalmak. Bunu gölgeleyecek hareketlerden kaçınılması temel felsefem. Meşru müdafaa zorunluluğu doğmadıkça, şiddete yönelmeyi onaylamam.

(21.09.2013 tarihli Cumartesi Postası ekinden alınmıştır.)

 

 

 

SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

;

Kişisel verilere ilişkin aydınlatma politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için Kişisel verilere ilişkin aydınlatma metnimizi inceleyebilirsiniz.