Nil Karaibrahimgil: Koku, eş seçiminde en önemli faktör. Sözcükler az laf taşıyor. Ben temasa inanıyorum

Nil Karaibrahimgil: Koku, eş seçiminde en önemli faktör. Sözcükler az laf taşıyor. Ben temasa inanıyorum

Nil Karaibrahimgil, kendi ifadesiyle büyüten, abartan, çoğaltan, parlatan bir kadın! İnandığı her şey gibi, bize de bunu tavsiye ediyor tabii. Buğulu sesi, sloganlaşmış, mottolaşmış şarkı sözleri ve yazılarıyla dokunmadığı hayat yok. 23 Şubat’ta Bostancı Gösteri Merkezi’nde hayranlarıyla buluşacak olan sanatçıyla dünden bugüne uzandı sohbetimiz. Oya Çınar / oya.cinar@posta.com.tr

15 Şubat 2020, Cumartesi 07:01 Son Güncelleme:
YAZI BOYUTU

Bunca yıldır hayatımızdasınız, bensizi hâlâ çözemedim. Yaşsız bir bilge misiniz, yaşam gurusu musunuz?Kimsiniz,nesiniz?

Nil’in aslında kim olduğu benim hayatımın sorusu, siz de bana soruyorsunuz (Gülüyor). Kendini tanıma yolunda bir hayat yolcusuyum. Bir şey keşfeder gibi olduğumda, belki size de yardımı dokunur diye bulduğumu paylaşıyorum. Ben bir iç paylaşımcısıyım. Bu da artık ne demekse! Her yaşımda, içimde ve dışımda yeni şeylerle karşılaşıyorum. Bazen de bir müzik kutusu gibi hissediyorum. Günün herhangi bir saatinde yeni bir melodi ve sözler çıkabilir içimden. İyisiyle, kötüsüyle, içimde hep bir müzik çalıyor…

“Hayallerinizin peşinden koşun, prens ve prenseslerin değil” diyorsunuz. Ama böyle diyen biri bin yıldır aynı insanla, aynı yöne kanat çırpıyor. Siz yol arkadaşlığını nasıl tanımlıyorsunuz?

“Aynı yöne kanat çırpıyor” dediniz ya, cevap bu aslında. Bin yıllardır, hatta geçmiş hayatlar varsa onlarda bile Serdar’la hayata şaşırıyor ve onu güzelleştirmeye, çoğaltmaya, anlamaya çalışıyoruz. Hep diyorum, Serdar benim ayaklarım, ben onun kanatlarıyım. Evlilik yıldönümümüzde bunu floresanla yazıp hediye etmiştim ona.

Ben uçmayı biliyorum o, köklenmeyi... Serdar'ı bulduğumda anladım hep onu aradığımı

Bu sözle tam anlatmak istediğiniz ne?

Ben uçmayı biliyorum o da köklenmeyi. Birbirimize gösteriyoruz bildiklerimizi. Serdar’ı bulduğumda anladım, hep onu arıyor olduğumu. Beraber bir şeyler yapmak, aynı yöne kanat çırpmak bizi yan yana tutuyor. Birbirimizi seçiyoruz bence her defasında.

Siz ne yapsanız iyi geliyor insana. Çünkü masal anlatıyor gibisiniz. Yazdıklarınızın, söylediklerinizin edebi karşılığı bu olabilir mi?

Aaa! Ne güzel tanımlama. Masal anlatıyor olmayı çok isterim. Ben merhemlerin peşindeyim. O merhemi şarkıyla bulduğumda sizinle paylaşıyorum. Paylaştıklarım size de iyi geliyorsa ne âlâ! Hayatta birilerine, bir şeylere iyi geliyorsam “Bir gün bile boşuna buradayım” demem.

Edebi karşılığı masal mı, bilmiyorum. Deneme demek daha doğru olur sanki… Masallara hayranım ama o ayrı. Oğlumla girdim masalların içine iyice. Hatta şu an ‘Binbir Gece Masalları’nı okuyorum. Her gece “Anlat Şehrazad” deyip uykuya dalıyorum.

Daha iyi bir halime evrilmeye çalışıyorum

Söylediklerinize kendiniz inanıyor musunuz, yoksa kendinizi ikna etmek için mi söylüyorsunuz?

Her zaman söylediklerim, yaşadıklarımın ilerisinde gibi. Dediklerime inanıyorum tabii ki. Kendime yalan söyleyecek değilim. İkna etmeye, ilham vermeye, daha iyi bir halime doğru evrilmeye çalışıyorum.

Düşüncelerinin ipini eline geçirdin mi yapamayacağın şey yok. Onlar seni kukla etmeden sen onları şekillendirebileceğini gördüğünde hayatın senaryolarını değiştirebilirsin.

Sevmek benim sevdiğim şey değilmiş meğer

‘Anne olmadan önce ve sonra’ diye kadınların hayatı ikiye ayrılıyor mu?

Bence ayrılıyor. Kitap yeni bir bölüme geçmedi, tersten yeniden başladı sanki. Bir insanı karşılamak, onun ruhunu kendi yaralarından muaf tutarak korumaya çalışmak dünyanın en zor işiymiş. Her gün bir şey öğreniyorum ondan, kendimi öğreniyorum ve sevmeyi. Sevmek başka bir şeymiş, sandığım şey değilmiş meğer.

Kaşları endişe çadırı kurmuş bir anne olmak istemem

Artık daha mı cesursunuz?

Kesinlikle daha cesur hissediyorum. Geçen gün kendimi, iki yıl ara verdikten sonra ayağına snowboard takıp karşı dağlardan aşağı bıraktığımda gördüm. Belki ruh kaslarımı güçlendirmiştir annelik. Çok tedbirli, kaşları sürekli endişe çadırı kurmuş bir anne olmak istemem de ayrıca.

Oğlum, 'Kadın - Erkek' diye bölmesin insanları

Bir erkek çocuğu annesi olarak oğlunuza kadınlarla ilgili neler anlatıyorsunuz?

Kadınlar ve erkekler diye bir ayrım yapıp ona bir şey anlatmıyorum. Sorarsa tek farkımızın vücudun bazı uzuvları olduğunu söylüyorum, o kadar. İnsanı tanısın, değer versin. Kadın-erkek diye bölmesin insanları. Hatta kadın süper kahramanlardan bahsediyoruz ona.

Neredeyse 6 yaşında. İklim krizi gibi ciddi konulardan bahsediyor musunuz ona?

İklim krizini ben anlatmadım ama babası anlatıyor. Okulda üzerinde durulan bir konu. Evden çıkıp sahile kadar düzenli aralıklarla çöp topluyoruz. Çöplerimizi ayırarak atıyoruz. Kendi yetiştirdiğimiz sebze ve meyvelerimiz var. Zaten doğa sevgisiyle büyüyor.

Gözden uzak olmanın kalpten de uzak bıraktığını söylemiştiniz. İlişkilerde mesafe kavramına nasıl bakıyorsunuz?

Ben temasa, göz göze gelmeye ve ses tonuna inanıyorum. Ekranlardan olmaz bu. İletişiminin çoğu konuşulmayan kısımda. Sözcükler az laf taşıyor. Koku da eş seçimimizde en önemli faktör. Ekrandan o da zor. Mesafenin güzelliği, aralar vererek kavuşmaksa iyi gelebilir ama sevgili hep uzaksa, zor bence.


Hiçbir imza kopan gönlü bir tutamaz

Evlilik kutsal mı sizce?

Kutsal olan iki insanın konuşmadan paylaştığı ve kendini ait hissettiği şey. Gerisi hep formlar ve imzalar... Sözleşmelere inanmam. Yaptığım işte de inanmam. Hep gözlere ve niyetlere inanırım. Hiçbir imza kopan gönlü bir tutamaz. Hiçbir imza kavuşmuş iki insanı daha da mutlu edemez.

Sizi bunca yıl Serdar Erener’le yan yana tutan şey tam olarak ne?

Şans bizimkisi. Bazen bulursun. Biz artık birbirine karışmış, uzun zamandır aşk yaşayan, biri kanatlı biri de köklü iki şeyiz. Beraber yol almanın şükrüyle ve eğlencesiyle yaşıyoruz.

Sizi bir kez yan yana görmüş, şöyle demiştim: Birine bu kadar zaman sonra böyle bakabilmek nasıl mümkün olabilir?

Zaten konu bu değil mi! Hep hayran olmaya devam ediyor musun? Kolay değil ama denemeye değer. Hem hayran olunacak şey olmak, seni de dinç tutuyor.

Çocukluğumda çiğnediğim sakızlar gibi tatlandı hayat

Kendinize en son ne zaman, ne için teşekkür ettiniz?

Dün gece, elimden gelenin en iyisini ne güzel yapıyorum diye…

Nil’e yaptığınız en büyük iyilik ne?

Kalbinin şarkısını söylemesi için sesini serbest bırakmak.

Kafanızı en meşgul eden, en çok sorguladığınız konular neler?

Benim en büyük derdim kendimle. Daha nasıl kendi özüme inerim? Nasıl cesurca daha fazla kendim olurum? Hayatı nasıl yaşamalı? Bir çocuğa nasıl yaklaşmalı? Kendimi daha korkusuzca nasıl ifade edebilirim?

Başladığınız noktaya bakınca ne hissediyorsunuz? Nasıl bir tat oluşuyor?

“İyi ki” diyorum. Ben çocukken bir sakız vardı, yuvarlaktı, ağzına atınca ilk üzerindeki ekşi tozlar diline dolanırdı. Sonra çiğnedikçe tatlanırdı. Çiğnedikçe tatlandı hayat.

Gitarı iyi çalmayı öğrenemedim

“Hâlâ acemisiyim, yapamadım, yapamıyorum” dediğiniz neler var?

Hayalimdeki çocuk kitabını yazamadım. Yıllardır bir albüm yapamadım. Kendimi bir disipline, rutine sokamadım. Gitarı iyi çalmayı öğrenemedim. Daha uzar bu liste (Gülüyor).

Buluşmaya az kaldı

23 Şubat’ta Bostancı Gösteri Merkezi’nde yeni yıldaki ilk konserinizi vereceksiniz. Nasıl bir konser olacak?

Sürprizlere hazır olun, hep bir ağızdan şarkı söylemek en güzel terapi. Hele yanında sevdiklerin varsa... Konserin özü buluşma. Bostancı da büyük bir buluşma yeri. Geçen sefer 8-25 arası yüzlerce kız, anneleri ve anneanneleri vardı. Bostancı beni çok şaşırtmıştı. Umarım yine buluruz birbirimizi orada.

Kısa Kısa...

Kolay özür diler misiniz?

Tabii ki, her zaman...

Kolay affeder misiniz? İsteyene ikinci bir şans verilmeli mi?

Bence evet.

İnatçı mısınız? Kapıyı sonuna kadar zorlar mısınız?

Bir yere kadar zorlarım. Olmuyorsa “Başka kapı mı yok?” der, ormandaki yola geri döner, başka bir yolculuğa koyulurum.

“Ben Özgürüm” dediğiniz zamanki kadar özgür hissediyor musunuz?

Farklı şekillerde daha özgür ve cesurum.

Hayattaki en büyük tutkunuz ne?

Şarkı yazmak, yazı yazmak ve söylemek.

En büyük önceliğiniz?

Oğlum.

Mutlaka okuyun dediğiniz bir kitap?

Dr. Seuss ‘Oh the Places You’ll Go’

Sıradaki haber yükleniyor...