Nuray Karadeniz: Namus kavramı doğu değil batı kökenlidir

Nuray Karadeniz’in tarih boyunca kadının yolculuğunu konu alan kitabı ‘İşşâ’ tarihin, mitlerin ve medeniyetlerin ışığında kadının bugününe ışık tutuyor. Kitabı bitirdiğinizde aslında sadece kadının değil, insanlığın tarihine ve bugüne geliş yolculuğuna tanık olduğunuzu fark ediyorsunuz

10 Mart 2019, Pazar 08:30
A A
Nuray Karadeniz: Namus kavramı doğu değil batı kökenlidir

Kitabın adıyla başlayalım, ‘İşşâ’ ne demek?

 Yaradılış mitinde, Hz. Adem'in Hz. Havva'ya verdiği ilk isim. Kadın demek.

 Bu kitabı kadınla ilgili hangi temel soruların cevabı olarak kaleme aldınız?

İnsanlık tarihinin başlangıcında kadın nasıl konumlandırıldı? Gerçekten anaerkil bir düzen söz konusu muydu? Kadın yerleşik hayata geçtikten sonra mı ikinci planda kaldı? Kadın cinsel, aile, eş ve çocuk açısından neredeydi? gibi sorular… Bu kitap benim için tüm bu soruların yanıtını arama yolculuğuydu. Kadının bugününü anlamak için geçmişteki yerini bilmek gerekiyor.

 KADIN ERKEK EŞİTLİĞİNDEN SÖZ ETMEK MÜMKÜN DEĞİL

Bu yolculukta kendi sorularınızın cevabını tam olarak bulabildiniz mi?

Buldum. Günümüzde kadın erkek eşitliği hukuksal ve sosyal statü açısından tartışılıyor. Şu anda kadın ve erkek eşitliliğinden söz etmek mümkün değil. Bu eşitsizliğin temeli neolitik döneme dayanıyor yani yerleşik düzene geçildiğinde eşitlik bozulmuş.

Neden?

O dönemde savaşlarla birlikte erkeğin gücü artıyor. Mülkiyet kavramı çıkıyor ve kadın geri plana düşüyor. Oysa ilk toplumlara baktığımızda kadın evde erkekle eşit koşullara sahip. Kadının doğurganlığının kutsallığını insanoğlu ya anlamıyor ya da anlamak istemiyor. Erkek “Kadının doğurmak için bana da ihtiyacı var” diyor. Kadının doğurganlığından kendine pay biçiyor.

 KADININ DOĞURGANLIKLA KAZANDIĞI GÜÇ EL DEĞİŞTİRDİ

Öncesinde kadının gücü en üst seviyedeydi değil mi?

 Kesinlikle öyle. İlk toplumlarda tanrıçalar var. Mitolojik hikayelerde tanrılar kadın. Tarım toplumunda aletleri erkekler kullanmaya başladığında statüler değişmiş. Kadının doğurganlıkla kazandığı güç böylece el değiştirmiş.

 “Avcı mı önemli toplayıcı mı?” tartışması da bundan sonra başlıyor sanırım…

Evet ama toplayıcı daha önemli. Kadın, toplayarak bir ailenin yüzde 65 oranında yiyecek ihtiyacını gideriyordu. Kadın her şeyden önce keşifçi. Tarımı, bitkileri, ilaçları keşfediyor. Her şeyin başlangıç icatçısı hep kadın.

GEÇMİŞTE YAŞAMAK İSTEMEZDİM

Bu çalışma süresinde öğrendiğiniz ve sizi en şaşırtan bilgi neydi?

Tüm süreçleri inceledikten sonra şunu söyleyebilirim: Bugün kadınların ne kadar eşitsiz bir zeminde olduğunu düşünsem de, geçmişte yaşamak istemezdim. Eski Roma’da, Yunan’da kadın olmak istemezdim. Çünkü o toplumlarda kadın çok daha fazla küçümseniyordu. O döneme denk düşen kitaplarda kadının adı bile yok. Kadının ötekileştirildiği, tamamen eve hapsedildiği bir düzen var. Namus kavramı sanıldığı gibi Doğu değil Batı kökenlidir.

Genel algı namus kavramının Doğu’dan çıktığı yönünde halbuki...

‘Namus’ sözcüğü Yunanca ‘Nomos’tan geliyor. Kökü ‘Nema’dır. Bunun açılımında erkeğin sahip olduğu otlak, tarla gibi kavramlar var. Kadının namusu erkeğin malı olarak görülüyordu. Kadın ve erkeğe ahlaki açıdan getirilen düzenler eşit düzlemde değil. Kadın eşya konumuna koyuluyor. Bu eril bir anlayış...

Başta kadının doğurganlığının yarattığı korkuya kadının cinselliği de ekleniyor sanırım…

Yerleşik düzenle birlikte kadının cinselliği nasıl yaşadığı ciddi bir problem olmaya başlamış. Toplumun ikiyüzlü ahlak anlayışı ortaya çıkmış. Kadına uygulanan kurallar ve cezalar erkeğe uygulanmamış. Erkeğin en büyük korkusunun temeli kadının doğurganlığına dayanıyor. Çünkü kadının tanrısal bir gücü olduğuna inanılıyor. Hâlâ da öyledir. Anne kutsaldır.

Kadının toplumdaki yeri konusunda tek tanrılı dinlerin etkisi...

Çok. Tek tanrılı dinlerde tanrı cinsiyetsizdir ama toplum psikolojisi onu erkek gibi algılıyor. Buradan yola çıkarak topluma şu mesaj verilmeye çalışılıyor: Erkek yönetir, kadın yönetilir.

‘HANIM’ CENGİZ HAN’IN EŞİNE “HAN’IM” DEMESİNDEN GELİR

Türkiye’de kadının durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Baskın bir ataerkil yapı var ama bugün kadın da erkek kadar söz sahibi olma yolunda. Kadınlarımızda güç figürü olarak erkeği öne sürmek gibi bir yanlış var. Dünya tarihinde kadını kendine eş gören tek uygarlık Türklerdir. ‘Hanım’ sözcüğü Cengiz Han’ın eşine “Han’ım” demesinden gelir.

Kitap, mitolojide kadın imgesiyle başlıyor ve kadının tarihinin nasıl yok edildiğiyle devam ediyor. Gerçekten kadının tarihi yok edildi mi?

 Acı ama gerçek; kadının tarihini hiçbirimiz bilmiyoruz. Tanrıçalarla başlayan yapı, tanrılara dönüştü. Kadın bereketin, bolluğun en tepesine konmuş. Kadın sürekli boyut değiştirmiş. Kadının namusu bireysel değil kolektif bir anlayış içerisinde yer almış. Kadının yanlışı ailesine hakaret olarak kabul edilmiş.

GELECEKTE KADIN ERKEK EŞİTSİZLİĞİ OLMAYACAK

Tüm bu bilgiler ışığında kadının varlık mücadelesinin zor süreçlerden geçmemesi için ne gerekiyor?

Kadının öncelikle kendini değiştirmesi, bağımlı olduğu erkekten ayrışması gerekiyor. Gelecekte kadın ve erkek eşitsizliği söylemi bu kadar net olmayacak. Günümüz gençlerinde kadın ve erkek ayrımı gözlemlemiyorum; onlar kültürü birlikte üretiyor. Gücümüzün farkında olarak bilinçli şekilde yol aldığımızda geleceğin bu anlamda çok güzel şekilleneceğine inancım tam.

Devam kitabı gelecek mi? Erkeklerin tarihini de yazacak mısınız?

Evet, yazacağım. Şu sıra erkeklerin tarihiyle ilgili okumaya başladım. Uzun bir araştırma sürecim olacak. Sonrasında erkeklerin tarihi üzerine yazmayı planlıyorum. Bir sonraki kitabım Türkler ve Türklerde kadının yeriyle ilgili olacak.

Röportaj: Oya ÇINAR

oya.cinar@posta.com.tr

Sıradaki haber yükleniyor...