'O kadar çok kadın beni arzuladı ki ilişkilerim uzun sürmedi'

'O kadar çok kadın beni arzuladı ki ilişkilerim uzun sürmedi'

Salih Güney Türk sinemasının gelmiş geçmiş en yakışıklı aktörü...

07 Temmuz 2013, Pazar 05:00 Son Güncelleme:
YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Tanrı vergisi bu özelliği, Cüneyt Gökçer ve Haldun Dormen’den öğrendiği oyunculuğu ile birleşince Türk sinemasında unutulmaz bir iz bıraktı. Salih Güney sinemaya ‘asi genç’ rolüyle girdi ve hayatı da öyle yaşadı.

Bügün 70 yaşında, Bodrum-Gümüşlük’te sakin fakat antik kentlerin ortaya çıkarılmasına adanmış bir yaşam sürüyor...

RÖPORTAJ: SERAL CUMALI

seral.cumali@posta.com.tr

Anneannem Makedon, dedem Çerkez, babamın babası Gürcü. Babam İstanbul işgal edilince hukuk fakültesini bitirememiş; İktisadi Devlet Teşekkülleri’nde memur olmuş. Adana’da yedek subayken annemle tanışıp 20 yaşında evlenmişler.

Adana Ziraat Fakültesi’nde doğmuşum. 3 yaşına kadar anne sütü emmişim. Annem 42 kiloya düşmüş. Doktor, “Askere kadar emzirseydin!” demiş ve emzirmeyi kesmiş. Ne balık ne et yemişim, Adana’nın turunçgilleriyle büyümüşüm.

Babam devlet memuruydu hep şehir değiştirdik. Bursa’da Mehmet Çelebi Ortaokulu’nda en sevdiğim ders tarihti ama tarih hocası Arslan Arslan bana tokat atınca, Orhan Gazi Ortaokulu’na geçtim, zar zor bitirdim.

Liseye giderken okul yolundaki kütüphaneye girdim, oradaki memur bana kitaplar verdi. Her gün okula değil kütüphaneye gidince devamsızlıktan kaldım.

Teyzem ressam, oğlu oyuncu Savaş Başar’dı. “Konservatuvara gitsin” dediler. 16 yaşında Cebeci Konservatuvarı’na girdim. Orada da son sınıfta devamsızlıktan kaldım.

“Türk James Dean olarak lanse edildim”

Haldun Dormen, ‘Şahane Züğürtler’i oynuyordu. Eleştirmen Melih Vassaf oyunu izlemeye davet etti. Ayfer Feray, Erol Keskin, Altan Erbulak Dormen Tiyatrosu’ndaydı. Kulis pudra kokuyordu.

Çok etkilendim. Haldun Dormen, “Gen-Ar Tiyatrosu’nda ‘Aşk Zinciri’ni sahneye koyuyorum. Sen de oyna, aylık 1000 lira” dedi ve 19 yaşında sahneye çıktım. Orhan Günşiray beni seyretmiş, çok beğenmiş.

Tuncel Kurtiz’le birlikte SES Mecmuası’nın artist yarışması finallerine götürdüler. 7 finalist vardı, beni dışarıdan birinci yapacaklardı. 10 bin lira para ve 10 film garantisi verdiler. Bu, hemen ünlü olmanın garantisiydi ama tiyatroyu seçtim.

Ama Haldun’un çektiği ‘Bozuk Düzen’le sinemaya dahil oldum. 1965’te Memduh Ün’ün çektiği ‘Yasak Sokaklar’la şöhret olduğumda 20 yaşındaydım. ‘Türk James Dean’ diye lanse edildim.

Beni şöhret yapan sırf yakışıklılık değildi, Cüneyt Gökçer gibi hocalarca eğitilmiş bir oyuncuydum. 1969-70 arası sinemayı tiyatroyla birlikte götürdüm, Amerikalılar’ın çektiği ‘Paralı Askerler’de Tony Curtis ve Charles Bronson ile oynayınca başroller geldi, tiyatro hayal oldu.

“Benden büyük kadınlarla tecrübe kazandım”

Aşkı yaşadım ama hiçbiri uzun sürmedi. Suçlusu ben değil kadınlar. O kadar çok kadın beni arzuladı ki; bu da ruhumu okşadı. Hayatıma giren kadınlar da beni paylaşmak istemedi.

Çok gençken, kendimden büyük o kadar çok kadın benimle olmak istiyordu ki; yaşıtlarımla olamadım. Tecrübe açısından hoşuma gidiyordu. 16 yaşında konservatuvar öğrencisiyken 35 yaşında Amerikalı bir hanımla oldum.

Bana para verir, kıyafetler alır, benim için eve dansöz getirirdi. Bana da cazip gelirdi. Bir gün “Her şeyini ben ödüyorum” dedi. Üstümdekileri çıkarıp o evden çıktım. Sonra bir daha parası olan kadınlarla olmak hiç istemedim.

Set aşkları yaşadım. Yaz aşkları gibidir. Yakınlaşmanın getirdiği kalp atışlarından şampuanının kokusuna kadar her şey bir anda heyecanın doruğuna çıkartabilir sizi.

Ben de böyle etkilenmeler yaşadım. Ama medeni yaşandı, medeni bitti. Bu yakınlaşma herkesle de yaşanacak değil. İki taraf da özgürse yaşanma ihtimali fazla. Anadolu’nun bir köşesindesin, yemekte bir duble şarap içmişsin...

Oluyordu böyle şeyler.

“Hülya Avşar’ın ilk gözağrısıyım”

Hülya’nın (Avşar) sinemadaki ilk gözağrısıyım. Onu sinemaya ben kazandırdım, ne mutlu bana. Kadın oyuncular çok kapris yapıyordu.

Ben de, “Hülya’yı lanse edelim” dedim ve Fikret Hakan’la oynadığımız Haram filminde Hülya Avşar’ı adımızın üstüne yazdırdık. Oysa Fikret 30, ben 20 yıllık oyuncuydum. Bu filmle Hülya, Hülya Avşar oldu. İkinci filmini çektirdim ardından. Böylece sinemadaki yerini perçinledi.

“Müjde Ar’ı da sinemaya ben kazandırdım” 

Halit Refiğ, ilk televizyon dizilerinden Aşk-ı Memnu’da Bihter’i oynatacak oyuncu bulamıyordu. Daha önce küçük bir rolde oynattığım Müjde’yi önerdim. Müjde, “Salih gibi öpüşen jön yok” diye iltifat etmiş, teşekkür ederim. Ama filmlerdeki sahte bir öpüşmedir, tekniktir, duygusal yanı yoktur.

“4 kere evlendim aşk evliliği değildi”

İlk eşim Zeynep Tedü. Ben 24, o 25’indeydi. Askere bile gitmemiştim, evlenmeyi düşünmüyordum, İkimiz de Dormen Tiyatrosu’ndaydık, Haldun tiyatroda aşk yaşanmasına kızardı. Tek yatak oda, bir salon evimden Zeynep’in ailesine iç güvey gittim.

Kızımız Ebru doğdu. 5-6 ay sonra “Ayrı bir eve taşınalım, kendi evimiz olsun” dedim, Zeynep razı olmadı, ayrıldık. İkinci evliliğimi İpek Eken’le yaptım. Ben 26, o 18 yaşındaydı.

Galatasaray kürek takımında, çok tatlı bir kızdı. Hamile kaldı, kürtaj yaptırmasına gönlüm razı olmadı evlendik. Kızım Banu doğdu, 3 sene sonra boşandım. 10 yıl bekar kaldım. 80 darbesini hissedip Amerika’ya yerleşmiştim, Türkiye’deki antik kentlere turist getiriyordum.

Yatılı okuyan kızım Ebru’yu görmeye 82’de Türkiye’ye geldim, “Beni bırakma” dedi. Ebru’yla Amerika’ya döndüm. Bir düzen gelir diye flört ettiğim Amerikalı hanımla üçüncü evliliğimi yaptım.

7 bin dolar gelirim varsa 6 bini onun kredi kartına gidiyordu, 3 sene sonra bu yüzden boşandım. Yine 10 sene bekarlık. Uludağ’da Emel’le tanıştım. Çok kıskanç çıktı. Evlilik 13 ay, boşanmam 33 ay sürdü.

“Hayatımda kimse yok, gerek de duymuyorum”

Babam ölünce annem yalnızlığa düştü. Yalova’ya onu ziyarete geldim. Çok rahatsızdı, 2.5 sene onunla ilgilendim, sonra Bodrum Gümüşlük’e yerleştim. Sakin bir hayat yaşıyorum.

Atım var, yüzüyorum. Hayatımı arkeolojik kazılara adadım. Herakles heykelinin York-Metropolitan Müzesi’nden Antalya Müzesi’ne getirilmesi için savaştım. Antik dönemdeki gibi Teos’ta aktörleri buluşturuyorum.

Antik Tiyatro’da 7 Eylül’de arkeolojik kazılara gelir için konser düzenliyorum. Yönetmenlik teklifi var, değerlendireceğim. Hayatımda kimse yok, gerek de duymuyorum. Gayet mutluyum...

(30.06.2013 tarihli Posta Karnaval ekinden alınmıştır.)

 

 

Sıradaki haber yükleniyor...
holder
SIRADAKİ HABER Çiçeklerin kraliçesi: Gül