Ofisinde önceden planladığı hayat üçgeni sayesinde hayatta kaldı

Ofisinde önceden planladığı hayat üçgeni sayesinde hayatta kaldı

İzmir depreminde en çok can kaybının yaşandığı Rızabey Apartmanı’ndan saatler sonra kurtarılan avukat Sercan Turgut yaşadıklarını Posta’ya anlattı. Turgut, "Müvekkil koltuklarımız var; berjerler, onların orada bir hayat üçgeni planlamıştım. Hayatta kalmamı hayat üçgenime bağlıyorum. Herkese bu ders ve yol gösterici olsun istiyorum." dedi.

04 Kasım 2020, Çarşamba 13:33 Son Güncelleme:
YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Cuma günü 14.51’de meydan gelen İzmir depreminde en çok can kaybının yaşandığı Rızabey Apartmanı’ndan saatler sonra sağ kurtarılanlardan biri de avukat Sercan Turgut. Kendisi gibi avukat ablası Deniz Turgut’un binadan bir duruşma için ayrıldıktan beş dakika sonra 7’inci kattaki ofislerinde yakalanan Turgut; deprem anından kurtarıldığı dakikalara kadar, yaşadıklarını Posta'dan Banu Şen'e anlattı.

Turgut’la halen tedavi gördüğü Bayraklı’daki Galen Hastanesi’nde görüştük.

Kendi aramızda senaryoyu hazırlamıştık 

Rızabey Apartmanı’nda dört ortak avukat ofisimiz var. Ortaklarımızdan biri de ablam Deniz. 2 yıl önce arkadaşlarımızın yanına o ofise dahil olduk. Cuma günü ofiste ablamlaydık. Bir önceki gün tatil olduğu için diğer arkadaşlarımız yoktu. Ablam 14.30 gibi ‘Ben adliyeye gidiyorum’ diye çıktı. Adliye de hemen yakınımızda zaten. Benim biraz daha işim vardı, kaldım. Karnım acıktı evden getirdiklerimi yemek için mutfağa geçtim. Bir anda sarsıntı hissettim. Daha önce o binada depremi yaşadığım için ilk sarsıntı normal gibi geldi. Sonra yan odalardan çok ciddi derecede sesler gelmeye başladı. Cam sesleri, düşen çerçeveler, eşyalar… Sonra en son bir odanın camı patladı. O an ciddiyeti anlayınca, ocağı söndürdüm. Refleksle odama doğru yöneldim. Tamamen daha önce yaptığım kendi deprem senaryomuzu uyguladım. Ablamlar ve diğer arkadaşlarımızla, burası deprem bölgesi diye daha önce kendi aramızda konuşmuştuk. Hatta onlar ‘Biz masanın altına gireriz’ dediklerinde ‘Masaların altına girmeyin’ demiştim. 

Müvekkil koltuklarımız var; berjerler, onların orada bir hayat üçgeni planlamıştım. Masanın önü iki koltuk var oraya gider hayat üçgeni kurar, başımı korur o şekilde hayatımı kurtarırım demiştim. Nitekim bir anda 3 saniye sonra oraya geçtim, hayat üçgenimi sağladım kafamı da sakladım. Masa da, koltukla aramızda çatı görevi gördü. Telefonum da şans eseri elimdeydi, zemine koydum. Sonrası çökme… Zemine doğru karanlığın içinde metrelerce kayışım… Umutsuzluk yalnızlık, çaresizlik..

Metrelerce kaydım

Önce yer çöküyor. Siz altınızdaki zeminle birlikte aşağı gidiyorsunuz. Kaç metre bilmiyorum ama sanırım 7. Kattan üçüncü kata kadar düştüm. Aşağı düştüm sonra şu görüntüyü hatırlıyorum… Başka insanların sesleri, cam sesleri… Onu tarif edemem size. Düştüm ve bir yerde koltukla beraber bir yerde durdum. En son büyük bir tavan üstüme çöktü. Omzum zeminle beton arasında preslendi. Küçücük bir alanda tonlarca betonla 4.5 5 saat cenin pozisyonunda kaldım. Her taraf toz dumandı, karanlıktı. Az önce oturduğun bir buçuk 2 metre yüksekliğindeki ofis bir anda küçücük sadece sığamadın bir yer olarak kalıyor. Hayatta kalmamı hayat üçgenime bağlıyorum. Herkese bu ders ve yol gösterici olsun istiyorum. Bir deprem olduğunda bunu yaşayacağına ihtimal veremiyorsun ama vermen ve planını oluşturman gerekiyor.

"Dayan, seni kurtaracağım" 

Diğer bir şey de telefonum benden uzaklaşmamış. Şarjım da yetti. Telefonuma sığındım, ‘Şükürler olsun iyi ki varsın’ dedim. Hava kararınca ışığını flaş gibi tuttum, beni bulsunlar diye. İlk anda bayıldım ama bir anda telefon sesiyle uyandım. Son saniyelerimi yaşadığımı düşünüyordum. Bir baktım az önce ofisten çıkıp adliyeye doğru giden ablam Deniz. ‘Neredesin’ dedi. ‘Abla neredeyim bilmiyorum’ dedim. Adliyeye giderken deprem olduğunu hissedip hemen beni aramış. Etrafta yıkılan bina olmadığını görünce rahatlamış. Bizim binayı da öyle zannediyormuş. Telefonu kapatmadan sokağın başında doğru benimle konuşa konuşa geldi. ‘Bekle geliyorum, dayan, seni kurtaracağım’ diyordu ama göçük altında olduğunu tahmin etmiyordu. Binayı yerle bir görünce o da şoka girmiş. “Abla beni kurtar diyordum.’

Apartman kedi evi gibiydi 

Kurtarılmayı belerken o anlarda bizim bodrum kattaki apartman görevlimiz ‘kurtulmuş mudur’ diye düşünüyordum. Süheyla hanım vardı kedilere hep yuvalar yapmıştı. O kadar kedi o yüzden çıkıyor bizim apartmandan. Aşağıyı sokak hayvanlarına tahsis etmişti. Karıncayı incitmeyecek insanlar yaşıyordu. Kedi evi gibiydi. Onları düşündüm. 

Bir elin sıcaklığını aradım 

Önce ‘Kimse var mı’ sesini duydum. Bu ses acaba kurtarılmayı bekleyen birileri mi diye düşündüm. ‘İmdat kurtarın’ dedim ama beni duymuyormuş. Ben onları duyuyordum. Meğer vatandaşlar gelmiş. Ablam da orada benim sesimi, nerede olduğumu bulmaya çalışıyorlar. Sonra ekipler geldi. Yukarılardan sesleri geliyordu. Orada kurtarılmayı beklerken bir elin sıcaklığını aradım. Helikopter sesi duyuyordum, sesler duyuyordum. Kendini çocuk gibi hissediyorsun. 28 yaşındayım ama çocuk gibi hissettim, çocuk çaresizliği hissettim… Beni kurtaran görevliye ‘Abi elini tutabilir miyim’ diyordum. ’Elini verir misin’ dedim. Yalnız olduğunu hissetmemek adına, bir insan sıcaklığı istiyorsun. Bir şekilde beni buldular. Yukarıdan ışık gördüm. Yönlendirmeler yaptım. Beni kurtarırlarken, üzerimdeki beton ve berjer koltuğun konumuyla ilgili bilgiler verdim. Beni İzmir İtfaiyesi kurtardı. Beni kurtaran abi mesaj atmış. Onlara minnettarım. Kahraman mı diyeyim ne diyeyim bilemiyorum. Hayatımı onlara borçluyum. Sağlık çalışanları, tüm kurtarma görevlileri hepsine minnettarım. 30 Ekim onlar sayesinde benim yeniden doğduğum gün oldu. Kimse o karanlığı, çaresizliği korkuyu yaşamasın. Omzumdan o betonu kaldırdıklarında kurtulduğumu anlayıp, ağladım. Enkazdan sedyeyle götürülürken bir an binayı gördüm. Anlık bir görüntü. İnanamadım. O binanın halini, o moloz yığınlarını görünce, ‘Allahım ben nasıl bir yerden çıktım’ dedim.

Etraf deniz kumu gibiydi 

Enkazda malzemelerin ne kadar çürük zayıf olduğunu daha da hissettim. Deniz kumu gibiydi etraf. Bu binaların böyle olmasına sebep olanların yargı önünde hesap vermesi gerekiyor. Şimdi tek dileğim o.




Sıradaki haber yükleniyor...
holder
SIRADAKİ HABER Leyla Aydemir davasında avukattan itiraz dilekçesi