Onlar yaşamasaydı İstanbul eksik kalırdı...

Onlar yaşamasaydı İstanbul eksik kalırdı...

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş. tarafından yayımlanan İstanbul'un Yüzleri Serisi'nin 'İstanbul'un 100 Ailesi' kitabı, şehrin kültürüne büyük emek vermiş, ilkleri gerçekleştirmiş, isimleri şehir ile özdeşleşmiş ailelerin resmi geçidi...

12 Şubat 2012, Pazar 05:00 Son Güncelleme:
YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Helbig Ailesi’nin yaptırdığı Doğan Apartmanları olmasa, Kamondolar’ın merdivenleri, Ulugaylar’ın fabrikaları, Eczacıbaşı’ların müzeleri olmasa, Abdullah Biraderler bu şehrin fotoğraflarını çekmese, Ebbüzziya Ailesi kitaplar basmasa, İpekçi Ailesi sinemalar kurmasa, Aslanyan Kardeşler nefis müzikler yapmasa İstanbul’un ne kadar eksik olacağı ortada. Biz de bu aileler arasında İstanbul’da ilkleri gerçekleştirerek kentin yüzünü, kültürünü ve yaşamını değiştirenleri seçtik...

Padişah’ın fotoğrafçıları: Abdullah Biraderler

Abdullah Biraderler’in dedeleri Astvazadur Hürmüzyan, Sultan Abdülmecid’in mahiyetinde çalışıyordu. Alçakgönüllüğü, ahlakı ve üstün zekasıyla çok sevilirdi. Müslüman olması teklif edildiğinde, “Adım Astvazadur. Yani Tanrıverdi. Bundan böyle bana Abdullah diyebilirsiniz. Böylece hem sizi memnun etmiş olurum hem de gönlüm rahat eder” der. Torunları Abdullah Biraderler fotoğraf alanında yeteneklerini geliştirir. İstanbul fotoğrafları Paris’te büyük ilgi görür. İstanbul Albümleri birçok yabancı şehirde hayranlık uyandırır.

Sultan Abdülaziz, Pera’daki bir Fransız fotoğrafçıya fotoğraf çektirir ama sonuçtan memnun kalmaz. Sadrazam Fuat Paşa Abdullah Biraderler’den söz eder. Sultan Abdülaziz 1863’te Abdullah Birader’lere İzmit’teki av köşkünde poz verir. Sultan, çok beğendiği bu fotoğrafın resmi fotoğraf olmasını emreder. 1870‘te Rus Dükü Nikolai, Abdullah Birader’leri ziyaret eder ve fotoğraf çektirir. Bunu öğrenen Abdülaziz, stüdyonun kapısına astırdığı padişah tuğrasını söktürür. Nikolai’ın ricasıyla konu tatlıya bağlanır ve 1890’da tuğra iade edilir...

İlk kadın yazarlardan: Ebüzziya Ailesi

Ubeydullah Talha Ebüzziya, Ruhsan Nevvare adıyla eserler yazan ilk kadın yazarlarımızdan Hadiye Selimoğlu ile evlidir. Bu evlilikten Zübeyir Ziyad Ebüzziya dünyaya gelir. Ruhsan Nevvare’nin öykü ve yazıları birçok dergide yayınlanır. Tahsin Nahit‘le ortaklaşa yazdığı Öntürk bir kadın tarafından yazılan ve sahnelenen ilk tiyatro oyunudur. Zübeyir Ziyad Ebüzziya (1911-1994), 1940’ta yayınlamaya başladığı Tasvir-i Efkar gazetesinin adını ertesi yıl Tasvir olarak değiştirir. 1941’de kurduğu Tasvir Neşriyatı’ndan 60 kitap yayınlar. Uzun yıllar sürdürdüğü gazeteciliği sırasında 35 kez mahkemeye verilir, 17 kez yayını durdurulur. Ebüzziya Takvim’i ile ünlenir. Kızı Alev Ebüzziya dünya çapında bir seramik sanatçısıdır. Ailenin adı Bakırköy’de bir caddeye, Basınköy’de bir sokağa verilmiştir. Konya ve Ankara’da da Ebuzziya Sokağı vardır.

İlk Türk plak şirketi: Blumenthal Biraderler

Hermann ve Julius Blumenthal, Almanya’dan göç edip Mısır’a yerleşmiş, İngilizler işgal edince İstanbul’a gelmiş bir ailenin çocukları. 1900’lerin başında plakçılık girişimleriyle boy gösteren Hermann ve Julius Blumenthal (1865- 1946), 1906’da Berlin’deki Odeon Şirketi’yle sözleşme imzalar. 1911’de ilk Türk plak fabrikası Orfeon Record’u kurarlar. Şirket Rumca ve Türkçe plaklar çıkarır. Türk plakçılığının kurucusu olan Blumenthal Biraderler, öncü repertuar anlayışıyla pek çok sanatçının yetişmesini ve farklı türlerde müziğin günümüze ulaşmasını sağlamıştır.

İstanbul sinemaları onlardan sorulur: İpekçi Ailesi

Selanik’te birkaç kuşak ipek işiyle uğraşan aile üyelerinden 1893’te önce kardeşlerin en küçüğü İpekçizade Kani Bey, bir yıl sonra Abdi, Rıfat, Avni Beyler, ardından Leyla ve Hediye Hanımlar, son olarak da İsmail Bey İstanbul’a yerleşir. Bir süre ipek işiyle uğraşırlar. Dükkanları Selanik Bonmarşesi, Eminönü Meydanı’nın düzenlemesi sırasında yıkılır. İhsan İpekçi’nin girişimiyle sinemacılığa yönelirler. Önce Elhamra Sineması’nı işletirler, sonra Melek (Bugünkü Emek) Sineması’nı açarlar. Yeni melek, Şehzadebaşı Yeni, Çemberlitaş Şafak ve İpek sinemalarını işletirler.

İpek Film’i kurarak film yapımcılığına başlarlar. Ankara Postası’nın başarısı üzerine ilk sesli Türk filmi olan İstanbul Sokaklarında ve Kaçakçılar’ı çekerler. Sonra da Bir Millet Uyanıyor’u. Merhum siyaset adamı İsmail Cem, İhsan İpekçi’nin oğludur. İhsan İpekçi’nin kardeşlerinden Süleyman Cevdet’in oğlu ise 1 Şubat 1979’da Mehmet Ali Ağca tarafından öldürülen gazeteci Abdi İpekçi’dir. Kardeşlerden Kani Bey‘in oğlu ise modacı Cemil İpekçi.

Kültür hayatına damga vurdular: Eczacıbaşı Ailesi: Aileye adını veren kişi

Osmanlı’nın en genç eczacısı Süleyman Ferit’tir. Süleyman Ferit, Eczacıbaşı, Caferizade Kemal Bey’in kızı Saffet Hanım’la evlenir ve Nejat, Vedat, Kemal, Haluk, Melih ve Şakir adında 5 çocukları olur. Mehmet Nejat Ferit Eczacıbaşı Almanya’da tahsilini tamamlayıp kimya diplomasını alınca İstanbul’da küçük bir laboratuar kurar. 1952’de İstanbul- Levent’te ilk modern Türk ilaç fabrikasını açar. Türk Eğitim Vakfı, İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı’nın (İKSV)da kurucularından olur. Nejat Bey’in Beyhan Hanım’la evliliğinden Faruk ve Bülent Eczacıbaşı doğar. Bülent Eczacıbaşı ve eşi Oya Hanım’ın İstanbul Modern Sanat Müzesi Koleksiyonu Şakir Eczacıbaşı ise fotoğraf ve kültür sanat faaliyetleriyle ün yapmıştır. İKSV Eczacıbaşı Ailesi’nin İstanbul’a en büyük armağanıdır. Bülent Eczacıbaşı ve eşi Oya Hanım’ın kurduğu İstanbul Modern Sanat Müzesi de ikinci büyük armağan.

Entelektüel bir köşk: Altunizadeler

İsmail Zühtü Paşa’nın babası Hacı Ali Efendi altın varakçılar kethüdalığı yapardı. Kendisi de hattatlık eğitimi almıştı. Padişahın huzuruna babasının alacakları için çıktığında II. Mahmut, ona ‘Altunizade’ diye hitap eder. Bu görüşmeden sonra Enderun’da mimarlık eğitimi alır. Dolmabahçe sarayı, Beykoz Kasrı, Küçüksu kasrı gibi mühim yapılarda bina emini olarak görev yapar. Altunizade İsmail Zühtü Efendi, Koşuyolu’nda Sultan Abdülmecid’in annesi Bezmialem Valide Sultan’a ait araziyi satın alarak müthiş bir köşk yaptırır. Sultan Abdülaziz bu köşkü çok beğenerek ister. Paşa da bu isteğe boyun eğer. Köşk gidince yeni bir köşk yaptırır kendine. Bu köşk İstanbul’un entelektüel hayatının çok önemli bir parçasını oluşturur. Torunlarından Piraye, eşi ünlü şair Nazım Hikmet’le bu köşkte yaşar. Arif Dino mahalle çocuklarına burada resim dersi verir. Yesari Asım Arsoy sık sık bu köşkte ev konserleri verir. İsmail Dümbüllü orta oyun oynar. Ailenin bireylerinden müsrifliği ile tanınan Ali Necip pek çok arazinin satılmasına, bu köşkün yıllarca ipotek altında kalmasına neden olur.

İlk kadın şair: Hekim İsmailpaşazadeler

Asıl adı Sotiri olan İsmail Paşa’nın (1807- 1879) 12 yaşındayken Cerrah Hacı İzhak tarafından köle alındığı ve yetiştirildiği söylenir. 1830’larda Osmanlı ordusunda cerrahlık yapmaya başlar. Hekim İsmail Paşa, İstanbul’da Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’den sonra Paris’te uzmanlık eğitimi alır. Dostları ona ‘Ekselans’ diye hitap eder. Abdülmecid’in özel hekimi olur.

Kızı Leyla şiir yazmaya 16 yaşında başlar. Fitnat Hanım’la birlikte, dönemin mecmualarda açık imzası ile şiiri yayınlanan ilk kadın olur. Giritli Sırrı Paşa ile evlenen Leyla Hanım’ın 4 çocuğu olur. Leyla Hanım’ın torunu Vedat Tek, Paris’te güzel sanatlar okur ve İstanbul’a birçok yapı kazandırır. Dino ailesinden Firdevs Hanım’la evlenir.

Boğaziçi’ni ağaçlandırdı: Huber Ailesi:

Huber Ailesi 19. yüzyılın sonunda ‘Boğaziçi yüksek sosyetesi’ olarak anılan, çoğunluğu İstanbul’da yaşayan yabancıların oluşturduğu gözde ailelerdendi. Madam ve Mösyö Huber mevsimin en parlak balosunu verir, maskeli ve kostümlü bu balo sabah 4’e kadar sürerdi. Tarabya’da iki binadan oluşan bir malikane yaptıran Huber’ler, etrafı İngiliz bahçesi stilinde tanzim ettirir, koruyu Boğaziçi’nin en önemli yeşil alanlarından biri haline getirir. Auguste Huber, Boğazı ağaçlandıran üç kişiden biridir.

Diğerleri Vaniköy’de eski Harbiye Nazırı Serasker Rıza Paşa ve Kuruçeşme’de eski Şeyhülislam Cemaleddin Efendi’dir. Auguste Huber, I. Dünya Savaşı’nın bitiminde İstanbul’un işgalinden az önce köşkü terk ederek Ausburg’a döner. Mösyö Huber ölünce köşk önce Maliye Nazırı Necmeddin Molla, sonra Mısırlı Prenses Kadriye’ye satılır. Prenses İstanbul’dan ayrılmaya karar verince sembolik bir Notre Dame De Sion Fransız Kız Lisesi’nin sörlerine bırakır. 1985’te bu muhteşem yapı kamulaştırılarak Cumhurbaşkanlığı rezidansı olarak kullanılmaya başlar.

Hollywood yıldızıyla evlendi: İpar Ailesi

Mehmet Hayri Rüştü, ticarette müteşebbis kişiliğiyle kısa sürede zengin olmuştur. Mısır Apartmanı’nda kışları geçirir, yazları da eşi Emine Tevhide İpar’ın babasının Büyükada’daki köşküne gider. Soyadı kanunu çıkınca İpar soyadını alır Mehmet Hayri Rüştü. 1931’de Çiftehavuzlar’da müthiş bir köşk yaptırır. Köşkün iskelesine bağlı duran İpar Kotrası o dönem herkesin konuştuğu bir konudur. 1942’de Los Angeles’in zengin ve ünlülerinin yaşadığı semtte, Beverly Hills’te bir malikane alırlar. Bu malikanede Rita Hayworth gibi ünlü Hollywood yıldızlarının katıldığı dillere destan davetler düzenlerler. 1945’te savaş bitince tekrar İstanbul’a dönerler.

Hayri İpar’ın ölümüyle aile hızla dağılmaya başlar. Torunu Muazzez İpar, 1939’da TURİNG’in düzenlediği otomobil yarışında erkeklere meydan okuyan direksiyon başındaki tek kadın sürücüdür. Çok sevilen bu hanım uzun süren hastalığına dayanamayıp intihar eder. Diğer torun Ali İpar ise 1948’de senaryosunu yazdığı bir Amerikan filminde tanıştığı ünlü aktris Virginia Bruce ile evlenir. Hata iki kere evlenir bu sevdiği kadınla. Türkiye’nin ilk renkli filmi Salgın’ı çeker, Amerika’ya stüdyoya gönderir.

Ama daha sonra çekilen Muhsin Ertuğrul’un Halıcı Kız filmi ondan önce vizyona girer. Yassıada’da yargılanır, ömür boyu ticaretten men edilir, Brezilya Rio de Janerio’ya yerleşir. Torunlardan Mehmet de genç yaşta intihar eder. Çiftehavuzlar’daki dillere destan köşk, 70’de ekonomik sıkıntıdan dolayı satışa çıkarılır. Banker Kastelli olarak tanınan Cevher Özden, köşkün muhteşem bahçesine çok katlı beton apartmanlar yaptırır. Köşk ise bugün artık denizle bağlantısı kesilmiş, bakımsız bir halde ayakta durmaya direniyor.

Sanatçılarla dolu Şakir Paşa Ailesi

Cevat Şakir Paşa, II. Abdülhamid’in takdirini kazanmış, sadrazamlığa kadar yükselmiştir. Sert fakat adaletli kararlarından yönetim hoşlanmamış, 1894’te Nişantaşı’ndaki evinde ikamete mecbur edilmiştir. Kardeşi Mehmet Şakir Paşa da Harbiye’yi bitirmiş diplomatlık yapmıştır. İki kez evlenmiştir. İkinci evliliğini yaptığı Sare İsmet Hanım’dan doğan tüm çocukları Türk sanatının farklı alanlarında isim yapmıştır: Musa Cevat Şakir (Halikarnas Balıkçısı), Mihrinnisa Fatma (Hakkiye Koral), Nurunisa Ayşa Sıdıka (Ayşe Erner), Mustafa Suat (Suat Şakir Kabaağaç), Fahrünnisa Emine (Fahrünnisa Zeyd), Hayrünnisa Hatice Aliye (Aliye Berger). Seramik sanatçımız Füreya Koral (1893-1997) bu aileye mensuptur. Fahrünnisa Emine’nin kızı tiyatro sanatçısı Şirin Devrim, ailenin kitabını yazmıştır.

(05.02.2012 tarihli Pazar Postası'ndan alınmıştır.)

Sıradaki haber yükleniyor...
holder
SIRADAKİ HABER Uçurumun kenarındaki Şeytan Kalesi ilgi odağı oldu